Hadi ULUENGİN
TARAF sütunlarında kendimi sırf siyasetle sınırlamak niyetinde değilim.
Hayatın akışına, toplumun gidişatına, estetiğin ışıltısına dair de yazmak istiyorum.
Oysa altı haftadır bazı güncel konularda tarafımı yansıtmak imkânından yoksundum.
İlkin bunlara da değineyim ki ne kaçak güreşmiş olayım, ne de içimde uhde kalsın.
1 MAYIS 1977 konusunda Halil Berktay haklıdır! Yerden göğe kadar haklıdır.
Çünkü asla tevili ve mazereti yok, tragedyanın manevi sorumlusu sol’un ta kendisidir.
Zaten aslına bakarsanız da Berktay o sol’un mahreminde ezelden beri bilinen ama kol kırılır yen içinde hesabı asla açıklanmayan bir malumu ilân etmekten başka şey yapmadı. Tabuyu ve efsaneyi berhava ederek takkeyi düşürdü. Kelin çıplaklığını ortaya çıkardı.
Zira “katliamı” (!) derin Derin Devlet’in, Kontrgerilla’nın, CIA’in düzenliği iddiaları tamamen fantezidir. Hayal ürünüdür. Somut tek bir delile, tanığa ve ikrara dayanmamaktadır.
Nitekim Taksim’de silahla ölmüş bir kişi dahi yoktur. Panik ve ezilme durumu vardır.
Peki de, otuz beş yıldır yutturulan sahte mitos nasıl doğdu? Nasıl bugüne dek sürdü?
Özellikle ağabeyleri tarafından gargaraya getirilen yeni nesiller için hemen anlatayım.
1 MAYIS arifesinde Halil’in ve benim mensubu olduğu Maocu grup hem kendi kelle sayısının diğerlerine oranla mikroskobik kalacağını, hem de diğer tüm sol örgütler tarafından nefretle dışlanacağını anladığından Taksim’e kendi flaması altında gitmemek kararı aldı.
Basın toplantısı düzenledi ve bir şey bildiğinden falan değil, kaçaklığına kılıf bulmak için “provokasyon olacağını öğrendiğimiz için böyle tavır belirledik” açıklamasını yaptı.
Meşum talih! Boş atıp dolu tutmak diye işte buna denir!
Dolayısıyla, dehşet yaşandıktan sonra gerek aynı Maocuların biz dememiş miydik diye böbürlenmesinden, gerekse aslında işin farkında olan sol fraksiyonların günah keçisine ihtiyaç duymasından ötürü vukuat “meçhul güçlere” mal edildi. İşte sahte efsanenin aslı astarı budur!
Doğru, “meçhul güçler” de muhtemelen oradaydılar. Ama bu varlık onları fail kılmaz.
Hele hele silah fetişizmiyle yatıp kalkan bir sol’un olaydaki manevi sorumluluğunu; yani ruhi atmosferi hazırlamış ve pekiştirmiş olan cinnet hezeyanını asla ve asla bağışlatmaz.
SİLAH fetişizmi ya! Ta atmışlı yıllar nihayetinden itibaren bu sapkınlık sol’un önemli bir kesimine öyle musallat oldu ki cengâverlik (!) en kutsal erdeme dönüştü.
Tabii ki meşru müdafaa için gerekecek asgari ve tedbirî bir donanımı kastetmiyorum.
Bahsettiğim şey, geçtim zıt kutbu, sol grupların diğer sol gruplara karşı dahi ve leblebi çekirdek niyetine sıktığı mermilerdir. Bünye içinde işlenen sayısız cinayet ve yaralamadır!
Hafıza tazeleyeyim: Daha 1969 yılının İTÜ seçimlerinde ve Kırmızı - Beyaz Aydınlık didişmesinden ötürü Sarı Erol biz “pasifistlere” piştov çekip şarjör boşaltmadı mıydı?
Katli sağcılara mal edilen Mustafa Kuseyri yoldaş kurşununa kurban gitmedi miydi?
“Ajan” (!) iftirasıyla Adil Ovalıoğlu yine kendi arkadaşları tarafından öldürülmedi mi?
“Malatya’dan çıktı kızıl makine / Sürün atınızı girsin ekine” diye şarkı sözü tahrif ederken de o “kızıl makine” deyimiyle mitralyözü çağrıştırmıyor muyduk?
Acilciler, Dağcılar, Fokocular, İbocular vs. dediğimizde ise hepsi silahlı maceraya kalkışmış, en azından benimsemiş fraksiyonlardan herhangi birisini tanımlamıyor muyduk?
Ve, filanca sol’un mekân hükümranlığı için falanca sol’la meydan savaşına giriştiğini her an yaşamadık mı? Namlu gösterip esnaftan haraç alındığını bilmiyor muyduk?
EH, bunları inkâr eden tabii ki 1977’deki sorumluluğunu da inkâr edecektir ve ediyor.
Yazık, çünkü sol denen değerler manzumesi ancak hakikat ekseninde ahlaki olabilir!
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları





















































Hrac Madooglu
"Su anda yasanan kavgada kendisini acik toplumun parcasi kilanlar ayakta kalacak"...Yani iyiler kazanacak, kotuler kaybedecek. Hayal gucunuze ve iyimserliginize diyecek yok Sayin Yazar. Fakat basbakan, verdigi "3 donemden fazla durmam" sozunu de tutmayacaga benziyor. Secimi kaybederse yolsuzluklarin hesabini veremez, hapse girer. Erdogan icin iktidari kaybetmek demek, mahkum olmak, ozgurlugunu kaybetmek demektir. Onun icin de acik toplum, hukuk, demokrasi, insan haklari, vesaire viz gelir. Var olma durtusuyle, onune geleni ezmeye hazir bir insan var karsinizda. Ne zaman farkina varacaksiniz?