Hüseyin ÇAKIR
Tarihten gelen devletin bekası sendromumuz var. Bugün yaşanan Sistem Krizi veya yeni sistem kurma hikâyesi özünde devlet krizi. Cumhuriyetin ilanıyla oluşan devlet kimliği, var olan durumu kapsayamadı ve sürdüremedi.
Liberal demokratların İkinci Cumhuriyet arayışı ile siyasal İslamcıların “Cumhuriyet parantezi kapandı” söylemi, tarihsel olarak reformcularla muhafazakârların mücadelesini yansıtıyor. Bugünkü tablo, muhafazakârları egemen olduğunu gösteriyor.
Ancak devletin bekası sorunu bitmiş değil. İslamcı muhafazakarlar devletin bekasını, İslamcı değerler, söylem ve ritüllerleri öne çıkartarak sağlayacaklarını düşünüyorlar ve devletin muhafazakar kanadıyla işbirliği yaparak, Sünni İslam soslu siyaset, anlam ve değer, simge, ritüelleri öne çıkartarak ve devletin askeri-silahlı gücünü büyüterek BEKA sorunun yok edeceklerini düşünüyorlar.
Sünni İslamcılık ve Türkçülükle bu işi çözmek için ideolojik ve siyasal olarak AKP-MHP yoldaşlığı ve devletin ulusalcı-Avrasyacı fraksiyonu birleşerek, İslamcı-Türk Milliyetçi bir iktidar bloğu oluşturdular. Bu blok 16 Nisan’da muhafazakâr kesimde yüze 50 ile kabul gördü.
Bu durum huzur içinde sürdürülebilir mi?
Eğer devletin bekasından yola çıkılırsa, sosyolojik, tarihsel realiteyi yok sayarak veya varmış gibi sayarak devlet bekasını askeri, güvenlikçi veya ideolojik, dini yolla sağlamak pek mümkün olmaz.
Neden? Tarihe dönüp bakmak lazım.
OSMANLI BEKA SORUNUNU ÇÖZEMEDİ, ÇÖKTÜ
Osmanlı İmparatorluğu, imparatorluklar çağının bittiği tarihsel süreçte yıkıldı. Her imparatorluğun yıkılma veya dönüşme hikâyesi var.
Osmanlı imparatorluğu öteki imparatorluklar büyürken ve tarihin seyrine ayak uyduramadığı için yıkılan bir imparatorluk. Aynı zamanda imparatorluklar yıkılırken tarihin seyrine ayak uyduramayan devlet bekasını koruyamadığı gibi dönüştüremediği için parçalanmaktan kurtulamadı.
Cumhuriyet kuruldu ama beka sorunu o gün bugün hala bitmedi. Toplum olma ile devlet, birey ile devlet ilişkisinin nasıl olacağı ikilemi ne ideolojik, ne siyasal, ne sosyal olarak aşılamadı.
Bu nedenle; nasıl bir devletiz, Laik mi, demokratik mi, İslamcı mı? Ve nasıl toplumlar topluluğundan oluşuyoruz? Resmi tanım ile reel durum hala netleşmiş değil. Bu nedenle devletin ulus kimliği ve bekası sorunu hala tartışılıyor. Bu imparatorluktan fiili ve zihinsel alınan bir miras ve travma.
Beka sorunu Osmanlı'nın gerileme ve çöküş dönemiyle başlayıp, Mondros Mütarekesi'yle ortada ne imparatorluk ne devlet kalıyor. Dört antlaşma Osmanlı'yı yıkılışa götürüyor. 1699 Karlofça, 1774 Küçük Kaynarca, 1856 Paris ve 1878 Berlin antlaşmaları.
Osmanlı dışındaki imparatorluklar hem dünyayı değiştiren güç dengesi oldular, hem de kendileri değişti. Kapitalizm; Fransız devrimiyle monarşi, krallık ve imparatorların iktidar ve hükmetme güçlerine sınırlamalar getirdi, Kilisenin imparatorla birleşen iktidar gücünü laiklik birbirinden ayırdı. Yönetme erki ve gücü meclise verildi. Teknolojik gelişme ile birleşen ekonomik ve askeri alandaki gelişme karşısında Osmanlı imparatorluğu hem toprak vererek, hem ekonomik bağımlılığını artırarak erimeye doğru gitti.
Osmanlı imparatorluğu dünyanın bu değişime kendini uydurmak için çabaladı, reformcu padişahlar vezirler olmadı değil; ancak muhafazakârlık ve “padişahım çok yaşa” dalkavukluğu hep egemen oldu. Tanzimat ile başlayan askeri, idari, giyim kuşam, hukuk reformlarına karşı “dini gerekçeler, şeriata uyup uymama” gerekçesiyle askeri, bürokratik ve saray içinde her zaman güçlü direnç oldu. II. Mahmut, Abdülmecit bu direnci kıracak otorite ve iradeyi gösteremediler. Aynı zamanda Batı’ya benzeme, Batılı gibi olma ve Batı ile bu bağlamda boy ölçme için aydınlanmacı entelektüellerden de yoksundu. Bu görüldüğü için Avrupa’ya örgenciler gönderildi, Yeni veya Genç Osmanlılar Hareketi, Osmani İttihat-i Terakki hareketi, Osmanlı'nın Batılılaşma amacının ürünü olarak ortaya çıktı.
Namık Kemal’in “Vatan kavramı”, Ziya Paşanın Kanun-i-Esasi ve meşrutiyet” peşinde koşması çöken imparatorluğu kurtarmak için yeni kimlik ve meşruti monarşi yoluyla imparatorluğu kurtarma arayışıydı.
II. Mahmut’la başlayan Tanzimat ve ıslahat çabaları, çok kimlikli sentetik imparatorluk devleti içinde yer alan değişik milletleri bir arada tutmaya yetmedi. İmparatorluğu kurtarma arayışı içindeki reformcular meşrutiyet ilan edilip, Kanun-i Esasi kabul edilirse imparatorluktan geri kalanlarla imparatorluğun bekasını sağlayacaklarını düşünüyorlardı. Beceriksiz padişah ve sadrazamları uzaklaştırıp, “becerikli” padişah ve sadrazamlar iş başına gelirler “değişim” ve “yenilenme” olacağını düşündüler. Abdülaziz’i indirip, II. Abdülhamid’i ite kaka padişah yaptılar. Daha önce yazmıştım II. Abdülhamit Meşrutiyeti ilan etti ve reformcuları terk ederek muhafazakarlarla iş birliği yaptı, Rus savaşını bahane ederek Meclis-i Mebusanı kapattı. İmparatorluğu kurtarma umuduyla padişah yapılan II. Abdülhamid Rus savaşında yenildikten sonra Osmanlı imparatorluğunu siyasi egemenliğini farklı din, dil ve ırktan olan Hıristiyan tebayı topraklarıyla birlikte kaybetti. Kuzey Afrika'da Tunus, Mısır, Sudan, Girit; Makedonya’da Bulgaristan, Teselya, Bosna-Hersek ve Kıbrıs… 1878 Berlin Antlaşmasıyla Osmanlı'dan kopuyor.
OSMANLI'NIN BEKASINI MÜSLÜMANLIK DA KURTARAMADI!
Çöken imparatorluk ve devletin bekası için iki kurtuluş yolu ortaya çıkıyor. II. Abdülhamit ve şürekası Berlin Antlaşmasında yer alan Müslüman olanlarla, olmayanların eşitliğini bir kenara itiyor Pan-İslamiz ile, İmparatorluk içinde kalan topraklarda Müslümanlaştırma veya “arındırma”, Müslüman olmayanların imhası politikasına yol veriyor. Özeti şu, Osmanlı sınırları içinde yaşayan, dini, dili milliyeti ne olursa olsun “teba” kabul ediliyordu. Teba milliyetçilik ve bağımsızlık için isyan ediyor: Balkanlarda, Sırplar, Rumlar, Bulgarlar, Anadolu’da Ermeniler, Suriye’de Dürziler Berlin Antlaşması haklarını istiyorlar. Abdülhamid kafaya Pan-İslamcılığı takmış. Bu politika Anadolu’da Ermenilere karşı Sünni Kürt aşiretlerinden kurulu Hamidiye Alayları'yla Van’dan, Çukurova, Adana’ya kadarki bölgede Ermeni malına mülküne el koymanın ve katliamların önünü açıyor.
Makadenyo’da Bulgar, Sırp, Rum, Arnavut komitacılara karşı komitacılık örgütlenmesi yaparak savaşan radikal reformcu İttihat Terakkiciler komitacı örgütlenmeler yaparak Abdülhamid’i iktidardan indirdiler. II Meşrutiyeti ilan ettiler ve imparatorluluğu kurtarma hayali ile I. Dünya savaşına katılarak Lozan’da Osmanlı imparatorluğunu tarihe gömdüler.
İttihat Terakki'nin Edirne-Makedonya örgütü içinde yer alan ve Enver Paşa gibi radikal olmayan yenilikçi-reformcu kanadı olarak tanımlanabilecek Mustafa Kemal, Selanik İttihat Terakki komitesinde; Kazım Karabekir Manastır; İsmet İnönü Edirne; Refet Bele Selanik komite üyeleri.
Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyeti kuran ekip, en nihayetinde ittihat terakkinin içinden gelen ve devletin iyi padişahlarla kurtulamayacağını anlayan ve önce batan imparatorluğu bir yana bırakarak yeni bir devlet kurma ve bunun için işgal edilen son coğrafyayı kurtarma için yola çıkıyorlar ve amaçları cumhuriyet. Bu cumhuriyet nasıl olacak sorusu daha sonraya bırakılıyor.
Önce devlet kuralım fikri etrafında birleşen asker-sivil ekip yola çıkıyor ve devlet kurma aşamasına gelince, cumhuriyet kurma fikri galip geliyor.
Bu devlet tarihini Türklerin tarihine kadar götürerek, Türk kimlikli modern ulus devlet olarak tasarlanıyor.
Evdeki hesap çarşıya uymuyor. Önce siyasal muhalefet farklı rejim ve sistem öneriyor, sonra 1925 Şeyh Sait ayaklanmasıyla Kürtler devleti bölecekler sendromuyla devletin beka sorunu depreşiyor. Cumhuriyeti kuran kadro zaten imparatorluğun bekasını sağlayamamanın sendromu içinde olan bir ekip. Azınlıklar ve Kürtler, cumhuriyet devletini bölecek ve parçalayacaklar ve yabancı devletler bunlara destek verecek paranoyası takıntı olarak kaldı ve devam ediyor.
Devletin bekası tehlike de takıntısı, bir gün gelecek Kürtler isyan edip bizi bölecekler, komünistler güçlenecek Rusları çağıracaklar, Ruslar Türkiye’yi işgal edecek ve Humeyni sonrası “Türkiye İran olacak, Şeriat gelecek…”
BU TOPRAKLARDA YAŞAYAN HERKES TÜRK’TÜR
Cumhuriyet Türk kimliği üstüne kurulduğunu ilan etti. Beka sorununu bertaraf etmek için ideolojik, kültürel Türkçülük ve herkesi Türkleştirmek “Vatandaş Türkçe konuş” veya “Benim düşüncem şudur: Herkes, dostlar, düşmanlar ve dağlar, bu ülkenin efendisinin Türkler olduğunu bilmelidir. Saf Türk olmayanların, Türk anavatanında sadece bir tek hakları vardır: Hizmetkâr olma hakkı, köle olma hakkı.” Keza, Ağrı’da patlak veren Kürt ayaklanması üzerine yaptığı bir konuşmada Başbakan İnönü de şunları söylüyordu: “Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur.”
Üç anayasada da millet ve devlet tanımı şöyle yapılıyor: 1921 Anayasası; ki belki sözleşme demek daha doğru bir tanım olur. Teşkilatı Esasiye 24 maddeden oluşur. “Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.” Ve “Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükûmeti “Büyük Millet Meclisi Hükûmeti” ünvanını taşır.”
1924 Anayasası “Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir. Türkiye Devlet, Bir Cumhuriyettir. “ der ve 4. Maddede “Türk milletini ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi temsil eder ve Millet adına egemenlik hakkını yalnız o kullanır.” Türkiye Devletinin dini, İslâm’dır: Resmi dili Türkçedir; makkarı Ankara şehridir.”
1961 Anayasası'na Başlangıç Maddesi konur ve anayasanın ruhu ve felsefesi tarif edilir. “Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan; Anayasa ve Hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti; “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin, Milli Mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahibolarak” diye devam eder.
1982 Anayasası Başlangıcı maddesiyle devletin ideolojik temellerini belirler. “Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;” ve devamla “Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu; FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”
GELDİK BUGÜNE: SİSTEM KRİZİ-DEVLET KRİZİ
Devlet bekası hala devam ediyor. Bugün sistem değişikliği krizi özünde devlet bekası arayışı krizi, sonuç olarak bir devlet krizi, devlet içinde çatışmalı bir dönemin içinden geçiliyor.
Örtük biçimde devlet kimlik krizi yaşıyor. Türk kimliği ve laiklik temeli üstüne kurulan cumhuriyet devletinde kimlik çözüldü, artık her düzeyde siyasi ve devlet katında, Kürler, Lazlar, Çerkezler, Abazalar, Aleviler… vs gibi Osmanlı içinde yer alan neredeyse bütün kimlikler resmi söylem düzeyinde resmileşmiş durumda! Anayasal olarak hala “Türk ve Sünni” kimlik yerli yerinde duruyor.
Anayasa'daki laiklik ilkelerinin çevresinden dolanan siyasal İslam resmi devlet –Müslümanlığı olarak devletle bütünleşti, devletin bekasının kurtarıcı rolünü üstlendi. Devlet bekasının 2017'deki anlamı: (Rabia idi ama artık kullanılmıyor) tek devlet, tek dil, tek millet, tek bayrak. Devlet bekasını ifade eden bu dört şık kendi içinde sorunlu olan “tek millet”. Çünkü imparatorluk tebeyı milletleştiremediği için çöktü. Cumhuriyet Türk kimliği milletine dayanan devlet kurmayı amaçladı. Devletin bekası olarak ilan edilen dört şıktaki “tek millet” için, “Türkler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Romanlar, Lazlar, Aleviler, Sünniler…” diye sık sık Cumhurbaşkanı nutuk atıyor. Ve hepimiz Türk milletiyiz diye noktalıyor.
Devletin içinde kimlik krizi, sistem ve rejim çatışması olduğu bir gerçek. Bu çatışma hem Türkiye'deki Kürt sorunu ve bölgedeki Kürtlerin sorunları bağlamında Türkiye’nin bekası sorunu olarak kapı önünde, kapı ardında devletin açık ve derinliklerinde tartışılıyor. Tarihsel olan iki eğilim, reform ve muhafazakârlık yine karşı karşıya. Muhafazakârlar siyasal Müslümanlık ve Türkçülük etrafında birleşerek devletin bekasını kurtarmak için el ele verdiler.
Reformcular… Pardon öyle birileri var mı? Onlar kah solculuk, kah anti-emperyalizm adına milliyetçi-ulusalcı oluyorlar ve müesses nizamın yanında yer alıyorlar.
Belki milliyetçilik, anti-emperyalist ulusalcılıktan uzak kalmış reformcular varsa da… Onlara da gelen vuruyor, giden vuruyor.
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları






















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.05.2018
13.05.2018
6.02.2018
29.04.2018
22.04.2018
8.02.2018
1.02.2018
25.03.2018
19.03.2018
11.03.2018