İlker DEMİR
Bir Başkadır çok izlendi, hakkında çok şey söylendi.
Dolayısıyla senaryo, görüntü, zaman, mekan ve vb. teknik ve sanatsal irdelemeyi uzmanlarına bırakıp, ana tema hakkında eksik kalana değinmek ihtiyaç oldu.
Dizi, halkın değişik sınıf ve tabakalarına uğruyor, kimine yakın kimine öylesine.
Dizinin uğradığı kimseler, yaşadıkları sistem içinde kendilerince gelenek ve göreneklerine uygun davranıyor, çelişkilerini de kendi tarzlarında çözüyor.
İlişkilerde ilk göze batan devlet kendini hissettirmiyor, dizideki cami imamı bile Diyanet'in uzantısı değil.
Dizinin sürükleyicisi Meryem, başörtülü ama başörtüsü pantolon, çorap veya benzer bir eşyasından farklı değil ve sürükleyiciliğinde başörtüsünün rolü yok.
Dizinin daha başında görülen bayılma sahnesinden bitişe kadar kocaman yeşil gözleri ve kül yutmaz masumiyetiyle izleyicinin gözüne ve yüreğine şirin bir giriş yapıyor.
Yeşil göz demişken, yönetmen bu rengi çok seviyor, oyuncular tema gibi genelde yeşil yeşil bakıyor.
Meryem, mesleksiz, temizliğe gidiyor; koca bir metropolde, gecekondudan rezidanslara, AVM'lere girip çıkıyor; izleyici politik çatışmalardan şerbetli ya, sürekli dizide türbanla ilgili yaşanacak bir problem bekliyor.
Off, problemin iması bile yok, tabldot beklenti, boş derken yönetmen fazla bekletmiyor, bir terapi seansında türbanı peydahlıyor.
Oh be, problemsiz dizi mi olur?
Onca ölüm kalım, dehşet ve ihanet dolu dizilerin döndüğü bir sektörde?
Problem, Meryem'in bayılmasına çözüm için gittiği psikiyatr Peri'nin bakışlarında beliriyor, oradan başka bir terapi seansına taşınıyor.
Tam bir "düğün değil bayram değil enişte beni niye öptü?" durumları...
Yıl 2020, yaşam gayet olağan problemleriyle çileleşirken bu türban neden "bir sorun, olmayan bir sorun" gibi peydahlanıyor, insan istemeden de olsa gizli bir amaçtan kuşkulanıyor.
Hakikaten fiziken ve hukuken baş örtme, toplumun bir doğalıyken, yönetmen bu türbanı ille gözlere çizdiriyor?
Hani modern elitizmin eski egemenliğinin bastırılmışlığı analiz edilse bir şeyler anlaşılacak ama dizide böyle bir çabanın zerresi bulunmuyor.
Türban, sanki avcı kuşun bir pikesi gibi, suya dalıyor, balığını alıp uçuyor, gagasındakini bir psikiyatri seansına bırakıyor.
Psikiyatrist Peri, meslektaşı Gülbin'e seansta türbanla probleminin nedenini bilimselimsi yüzeysel cümlelerle anlatıyor.
Yönetmen teğet geçiyor (iyi ki Sigmund Freud veya Eric From'dan alıntılı cümleler kurdurup yüzeyseli cilalamıyor).
Dizinin türbana yönelik ürettiği en bilimsel ifade, bu yüzeysel değinmeden oluşuyor.
Sekiz bölümlük bir dizi bunun için mi şimdi?
Yani tarafsız, objektif bir filme hasret izleyicinin önüne bunun için mi konuyor?
Kıyafetlere, halkın içindeki figürlere bakıp da bir Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz, Çağan Irmak vb. çapta sosyal içerik arayanlar, tabi ki derin bir hayal kırklığına uğruyor.
Dizi tam bir aşçı yemeği, az kuru, az pilav, az musakka vb. veya politik çıtası askeri eğitim düzeyinde, az türban, az modernite, az din, az psikoloji, az hukuk, az Kürd sorunu...
Derde devadan gayrı her şey!
İmani deva da ihmal edilmiyor, Diyanet'ten bağımsız duran bir İmam var ve Meryem ve abisine akillik yapıyor, mahalleye de yapıyor mu anlaşılmıyor.
Çok eskiden köylerde öğretmenlerin yaptığı danışmanlığın bir nevisini yönetmen nedense imama yaptırıyor.
Mesela Meryem "konuştuklarımızı imama söyleme" diyen psikiyatristi fiilen dinliyor, ama abisiyle zıt düşünce, geleneksel tutuma uygun bir makasa geçiyor.
Günahı diziye, dizi öyle gösteriyor, bir şeyleri yedirerek mi vermek istiyor, ama gerçekte imam toplum ve bireysel ilişkiler böyle yaşanmıyor.
Çünkü Diyanet ve hücrelerine kadar tarikat vb. örgütlü dinin akıldaneleri de tamamen örgütlü, dünyevi ve imamlar tekil olarak bir akil olarak asla görülmüyor.
Peki dizi neden böyle anlatıyor, ne murad ediyor?
Sonra, dizi imamının kızı sürekli elektronik müzik dinliyor, evde müzik ritmiyle bütünleşen figürlerle danslar ediyor.
O sahneyi seyreden modernitenin içi içine heralde sığmıyor, yönetmeni takdir etmekten iflahı kesiliyor, diziye laf edeni sosyal medyasında bloklamaya hatta silmeye and içiyor.
Yarı cahil bu modernistlerin bu abartılı tutumu kızının başörtüsünü çıkarışına imamın sesiz kalışında da yaşanıyor.
İnsan, sessizlik bir istisna olsun, hani öyle radikal demokrat bir örgüte filan sempati duysun istiyor, ama hayır, imam, dini vecibelerini de dünyevi olanı da hiç ihmal etmiyor.
Şiddet kültürüyle yoğrulu bir toplumun bir imamı, hele dinen hassas olan örtünme konusunda tepkisizliği, tiplemeye mim konduruyor, yadırganıyor.
Sonra Meryem tek başına İstanbul'da koca muamma bir rezidansta adeta don koleksiyonu yaşayan bir yatağın olduğu bir daireye temizliğe gidiyor, ama muhafazada tık yok.
Muhafazakar çevre, akil imam, yengesi, hele namazında komando abi dahil kimse çıt çıkarmıyor.
Abi öyle barışçı, tavizkar biri değil; mesela iki kadın tuvalette fingirdedi diye işyerinden bile kelle paça dışarı atıyor; karısının tecavüzünün intikamını komando yumruklarıyla alıyor.
Yönetmen köy meydanında misilleme şiddetini kamu davası vb hukuki tek bir söz ettirmiyor, intikam 'oh'lamasıyla örtüyor, hatta Yasin'in karısını da depresyonundan taburcu ettiriyor.
İşte bu çevrede kimse Meryem'e "kızım güvenli mi, temizlik yaptığın yer" diye hiç sorgulamıyor.
Gerçi Meryem cin gibi, sorunların altında kalmaz, çözüm yönetmence/o kuşakca çok basit, "yapacak bir şey yok" deyince "çözülüyor", ama akıl, gerçeğe uysun diye en azından bir temizlik şirketinin bulduğu bir iş olarak sunsun istiyor.
Yönetmen, türban/"yeni rejim" özgüvenli insanlar ve güvenlikli memleket getirdi demek için mi gerçekleri es geçiyor?
Dizide Kürdlere de değiniliyor; Tatvan'da, anne hamileyken tekmelendiği için engelli bir çocuk doğuruyor, ezen(in)den yana abla sorunlara hakimken, bilinçli kızkardeş psikaytrist Gülbin, bilinci nedeniyle olmalı, seyirciye hercümerç ilişkiler içinde gösteriliyor.
Ve iki Kürd kızkardeş birkaç kez kavga ediyor; türbanlı abla, psikiyatrist Gülbin'in saçlarını eline doluyor, pes ettiriyor, sanki kavgada türbanın "koruma" farkı gösteriliyor.
Moderniteyi çok "ince" hicvediyor, koparıyor; anne hizmetçiye orası misafir değil kızımın odası diyerek bir yabancılaşmayı mı öne çıkarıyor, neye vurgu yapıyor?
Ama o vurgunun değişik tonu hala eski modernitenin tv'si Halk Tv ekranında bir program gösteriliyor.
Dizide, Sinan, annesi, Peri, Gülbin, Gülan, Yasin, karısı, imam, kızı, herkes hüngür hüngür ağlıyor.
"Modernler", mutsuz kabuğunda pişmanlıktan ağlarken, muhafazakarlar da ağlıyor; ama bunun sonucunda yanlıştan kurtulup, huzura kavuşuyor, tüm aktifliğiyle problem çözmeye koşuyor.
Yönetmen finalde topluma sunduğu çözümü Junger imamla, galiba muradını açığa çıkarıyor.
İmamın inancına besin veren psikiyatrist Carl Gustav Jung.
Jung, " İnsan ruhunu doğuştan dindar gören ve bu dindarlığı araştırmış" bir psikiyatrist diye anılıyor ve aynı zamanda Sigmund Freud ve Alfred Adler'le birlikte derinlik psikolojisinin kurucusu.
Otobüs şoförüne bile gideceği yeri emanet etmeyip tarif eden voluntarist genç imam Jung'dan bilimsellik süslü alıntılarla kurtuluşu sunuyor:
"insanlar ayaklar bir karış havada mutluluktan uçar gibi yaşayacak, 'sınıfsız, imtiyazsız, (hak hukuka ve örgütlerine ihtiyaç olmayan) kaynaşmış bir toplumda hayat bayram olacak!'"
Yönetmen diyor ki, Türkiye'nin yeni rotası bu:
"Gelecek muhafazakarların! Modernite ya bahtsız ya da muhafazakarlara adapte olacak!"
Yönetmen böyle diyor demesine de, ilginç olan eski kibirli modernite, onlar hala özgürlükler ve haklar konusunda -eskiden olduğu gibi- yine oldukça sığ, diziyi alkışlıyor.
Yazarlar
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanErdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMÜSİAD’ın cibilliyeti? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciDüştük bir kuyuya… 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUSiyasal sorumluluk -1: Kaldırılması 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları









































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.01.2026
19.01.2026
14.01.2026
9.01.2026
5.01.2026
4.12.2025
26.11.2025
31.10.2025
4.10.2025
17.09.2025