Kemal CAN
2019 yılının son ayında girdik ve her sene olduğu gibi gelecek yıldan beklentiler meselesi yine konuşulmaya başlandı. Siyasette yeni partiler ve erken seçim ihtimali, ekonomide açıklanan hedeflerin gerçekçi olup olmadığı, yoğun tartışma başlıkları. Dış politika gündeminde hareketliliğin devam edeceği, Suriye’nin yanında Doğu Akdeniz ve Libya maddelerinin de yükseleceği anlaşılıyor. Yönetim ve sistem krizi, atan dikişlerin artmasıyla derinleşecek gibi. Geçen hafta Gazete Duvar’daki iki yazıda, siyasete ilişkin yerleşik kalıpları sorgulamaya çalışmıştım: “Hiçbir şey değişmiyor” ve “vatandaş ekonomi dışındaki konulara ilgisiz”. Yazılarda belirttiğim üzere, dar veya belirli bir pencereden bakıldığında son derece haklı görülebilecek değerlendirmeler bunlar. Gerçeğin ancak bir kısmını açıklamaya yetecek bu tespitlerin, tartışmayı geliştirmek yerine kapatmak için kullanılması ise biraz sorunlu. Ancak soyut tartışmalara tahammülsüzlüğün ve daha somut, elle tutulur işaretler görme arzusunun da anlaşılır tarafları olduğu açık. Bu yüzden, siyasette değişmezlik algısı ve ezbere yaslanmış “hazır” gerekçelerin geçerliliğini biraz somutlaştırmak yararlı olacak.
Önümüzdeki yıl ve yakın vadede siyasete yön verecek dinamiklerin değişme istidadında olup olmadığına bakmak için güvenilir araştırma kuruluşlarının verilerine başvurmak en iyisi. KONDA’nın kasım ayı verilerine göre –kararsızlar dağıtılınca- iktidar ve muhalefet arasındaki oy dengesi 2018 seçimine yakın bir düzeyde. Benzer bir sonuç Metropoll’ün araştırmasında da var. Bu noktadan bakıldığında durum sabit görünüyor. Fakat her iki araştırma ve başka veriler, kararsızlar grubunun büyüdüğünü söylüyor. KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, iktidar, muhalefet ve kararsız seçmen bloklarının -sayısal olarak neredeyse eşit- üç küme haline geldiğini söylüyor. Her durumda iktidara oy verecekler, muhalefete oy vermekten asla vazgeçmeyecekler ve ne yapacaklarını bilemeyenler. Kararsızlar final resmine eklenirken -mecburen- sandığa gittiklerinde kararlılarla benzer davranacakları varsayılıyor. Ancak kararsızlar, konjonktürel etkiler, kararsız olmalarına neden olan rahatsızlıklar gibi farklı gerekçelerle başka davranabiliyor. Tekrarlanan İstanbul seçimlerinde görüldüğü gibi, kararsız olduğunun henüz farkında olmayan seçmenler belirleyici olabiliyor.
“Sonuçta ne olur sen onu söyle?” Bu soruya cevap vermek zorunda bırakılan araştırmacının, kararsızları istatistiki olarak dağıtarak söylemekten başka çaresi yok. Fakat siyasi değişim olasılığına (trendine) çekirdek (veya kemik) oylardaki durum açısından bakmak daha doğru. Sadece bu yıl değil son beş yılda belirginleşen tabloya bu gözle bakıldığında görülen şu: Söylendiği gibi ülke yüzde 50 yüzde 50 diye ortadan ikiye ayrılmış değil. Çoğunlukçu siyaset anlayışı ve anormal başkanlık siteminin zorladığı 50+1 arayışı optik bir yanılsama yaratıyor. Kutuplaştırmanın her iki tarafta kemikleştirdiği seçmen, sanılandan çok daha az. Efsaneye dönüşmüş “konsolidasyon” da, aşılmaz bir baraj olmaktan çok, altında delikler açılmaya başlanan, içindeki ayrışmaların (çeşitliliğin) arttığı bir sepet ve torba haline dönüşüyor. Toplamda aynı kalması becerilmiş görünen yüzde 50’lerin her birinin kimyası değişiyor, bağlar gevşiyor. Yerel seçim öncesindeki düşük kararsız oranına rağmen, kampanya –ve tekrar seçimler- sırasındaki oy kaymaları, “kararlıların” da güvenilir olmadığını gösterdi. Yapılan son araştırmalarda, muhalefetin iktidardan aldığı şehirlerde iktidar lehine bir oy değişimi olmaması, “anlık duygusal reaksiyon” veya “ders verme” motivasyonu iddialarını doğrulamıyor.
Seçmen davranışları ve oy oranları açısından değişmezlik fikrini besleyen en kuvvetli argümanlar: Kutuplaştırma ve kimlik siyasetinin yarattığı katılık. İktidarın dış politika ve güvenlik meselelerini öne çıkartarak milliyetçi hezeyanları kullanma becerisi. Ekonomik göstergelerin gündem operasyonlarıyla perdelenebilmesi ve konjonktürel fırsatların sağladığı avantajlar. Kutuplaştırma ve kimlik siyasetinin “koruma” sınırları, iktidar partilerinin oylarının dörtte birini beş yıl içinde erimesiyle açıkça gösterildi. Metropoll’ün son üç aylık araştırması Suriye harekatı ile gelenin nasıl hemen gittiğini gösteriyor. Daha önce Afrin harekatı sırasında da benzer bir hareket görülmüştü. 15 Temmuz darbe girişiminin oy etkisi bile altı aydan uzun sürdürülemedi. Bu verilere bakılınca milliyetçilik, savaş, düşmanlık, “haçlı saldırısı” benzeri kaldıraçların, sanıldığı kadar güçlü çapalar olmadığı anlaşılıyor.
.
Memnuniyet ve güven anketlerinde iktidar aleyhine kalıcılaşmaya başlayan bozulma, ölçümlere yansıyor. Buna karşılık ekonomik daralma, işsizlik ve enflasyon gibi oy verme davranışını doğrudan etkileyen değişkenlerin beklendiği ölçüde oy kaymaları yaratmadığı izleniyor. Anlaşılmaz bulunan, biat veya tevekkül gibi “kültürel faktörlerle” açıklanmaya çalışılan bu uyumsuzluk için, iktidarın gündem değiştirebilme becerisine dikkat çekiliyor. Fakat yapılan araştırmalarda gündemin o kadar kolay yönlendirilemediği, aksine ekonomik memnuniyetsizliğin belirleyiciliğinin arttığı görülüyor. Ekonominin yakın dönemde daha iyi olmayacağı veya iyi yönetilmediği konusundaki inanç, iktidarı destekleyen seçmeni de içine alarak 55-60 bandından aşağıya inmiyor. Bu ölçümler, yaşanan sorunların kaynağı ve çözülebilme kapasitesi konusunda algının değişmeye başladığının işareti. HDP’nin Ekonomi Kongresi’nde Prof. Korkut Boratav’ın krizin dördünce aşaması olarak işaret ettiği “toplumsal bunalımın” hissedilir olması diyebiliriz.
Ekonomik krizin etkilerinin iktidarın siyasal desteğine beklenenden daha zayıf yansıması konusunda, iktidarın krizin görünümleri üzerinden kurduğu “sürdürülebilirlik” halinin de payı var. Şimdiye kadar iktidarın aleyhine gelişen dünya ekonomik konjonktürünün “sürdürülebilirlik açısından yeni fırsatlar üretecek biçimde değişme olasılığı da arttı. Bu konuda, Ümit Akçay’ın birartıbir forumdaki “Otoriter konsolidasyonun kapısı aralandı” yazısı, verimli bir tartışma açıyor. Akçay, daralmadan genişlemeye doğru değişen konjonktürün iktidara avantaj sağlama olasılığına işaret ediyor. İktidar, krizin belirginleşmesiyle birlikte kritik bir siyasi tercih yaparak, çözme kapasitesi yerine sürdürebilme potansiyelini öne çıkarttı. Erdoğan’ın sürekli müjdelenen revizyon hamlelerini yapmaması, ekonomi bakanının “yapısal paket” bekleyenlerle “neymiş bu yapısallar” diye dalga geçmesi, bir tür dayanıklılık gösterisiydi. Bu çerçeveden bakılınca kendi içinde başarılı sonuçlar aldığı da söylenebilir. Fakat sürdürebilirliği abartmak, çözme kapasitesi iddiasından ve kendi tabanın sorunu yapısal gören kısmından siyasi kopuş demek. Kriz etkilerinin siyasi kopmaya dönüşmesinin hızını kesen dinamik, aynı şekilde “yüzeysel” dengelenmenin siyasi desteğe çevrilmesini de yavaşlatabilir.
Üç yazıdır sürdürmeye çalıştığım tartışmayı, somut verilerle desteklenen kısa bir özete çevirmem gerekirse şunları sıralayabilirim. İktidarın değiştirilemez gibi görülen, gösterilen oy konsolidasyonu alabildiği oyla eşit değil. Blok siyaseti, kutuplaştırma iddia edildiği gibi seçmeni ikiye bölmüyor ve şimdilik oy dengesini korusa bile kimse için güvence sunmuyor. İktidarın çok sık başvurduğu milliyetçilik, etkisi zayıflayan geçici bir dopingden fazlasını sağlamıyor. Ekonomik krizin kendisi gibi, siyasi etkilerinin de dramatik bir çökme yaratmaması, gündemde yeri olmadığı anlamına gelmiyor. İktidar değişmezlik, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik konusunu öne çıkardıkça, sorun çözme iddiasından ve gelecek fikrinden uzaklaşıyor. Talep ve beklentileri daha öncelikli olan dinamik kesimler (kentler ve gençler) daha hızlı kopuyor. 50+1 sistemi ve ittifaklar düzeni taktik avantajlar yaratmıyor, aksine riski büyütüyor. Uzun bir süre siyasi tabloyu değiştirme yolları arayan muhalefetin zorluklarının yerini, siyasi tablonun değişmemesi için çareler bulmaya çalışan iktidarın krizi aldı. Bu özete bakınca -her şeyin aynı kalması ihtimali yerinde durmakla birlikte- değişmezlik imanını korumak bana çok kolay görünmüyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları











































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
5.01.2026
28.12.2025
21.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
23.11.2025
16.11.2025
3.11.2025
26.10.2025