Levent Gültekin
Türkiye’de, Irak Kürdistanı’nın bağımsızlık referandum kararıyla ilgili belirgin iki tutum var: Kimi, referandum kararını savaş nedeni sayıyor, kimi de Kürtler bağımsız devlet oluyor heyecanıyla referandumu Barzani’den bile daha çok savunuyor.
İki tarafın da önceliği, ne yazık ki Türkiye’nin yararı değil.
Sınırların kalktığı, kimliklerin belirsizleştiği, isteyenin dünyanın istediği yerinde yaşadığı bir çağda ulus devlet kurmak, buna umut bağlamak bana pek akıllıca bir davranış gibi gelmiyor.
Üstelik Ortadoğu’da herhangi bir alanda tek bir başarı göstermemiş, toplumsal barışını sağlayamamış, dünyada varlık gösterememiş, yani gerçek devlet olamamış Türkiye dahil onlarca devlet var. “Devlet olamıyorlar, bari parçalansın, küçük topluluklara bölünsün” demek, benzer devletlerden bir tane de Kürtlerin olacak diye heyecan duymak da bana gerçekçi görünmüyor.
Ama tüm bunlara rağmen sınırımızın dışındaki bu tür oluşumlara karşı çıkmak, bunu savaş nedeni saymak… Olan bitenin tehditle, hakaretle engellenebileceğini düşünmek de pek akıllıca değil.
Kürtler devlet kurmak istiyorlarsa kendi bilecekleri bir iş, bizim konumuz değil.
Çünkü bizim için esas olan kendi ülkemiz.
Ülkemizin huzuru, yaşamı, toplumsal bütünlüğü, tüm kesimlerin barış ve dostluk içinde eşit, özgür vatandaşlar olarak yaşam sürmesi.
Türkiye enerjisini dışarıdaki Kürtlerle, komşularıyla kavgaya değil kendi Kürtlerine ve tabii ki toplumun tamamına insan gibi bir yaşam sunmaya ve toplumsal bütünlüğü güçlendirmeye harcamalı.
İçeride huzuru, güveni, eşit yaşam koşullarını temin ederek, dışarıdaki gelişmelerin bize olumsuz etkisini en aza indirmeye çalışmalı.
Çevremizde olup bitene daha sakin, daha barışçı, daha sağduyulu bir politikayla yaklaşmalı.
Başkalarının ne yaptığından çok kendi yapıp ettikleriyle ilgilenmeli.
Sadece devletin politikalarında değil, referandum meselesinde Barzani’den bile daha fazla heyecanlanıp çaba gösterenlerin tutumlarında da sorunlar var.
Çünkü ulus devlet mantığına karşı çıkıp, sonra da Kürtlerin de bir ulus devleti oluyor diye sevinmek…
Toplumsal birliği inanç üzerinden kurmaya çalışan iktidara karşı çıkıp, etnik kimlik üzerinden birlik kurmaya çalışmak ve bundan heyecan duymak…
Bütün bunlar çok çelişkili davranışlar.
Bir ülkedeki toplumsal bağı belirleyen faktör inanç ya da etnik köken değil vatandaşlıktır. Böyle olmalıdır.
O ülkede yaşayan insanlar kendi gruplarının, inançlarının kazanımını değil ülkenin kazanımını öncelik olarak görürler, ondan heyecan duyarlar.
Böyle göremeyen topluluklar toplum olamıyor, toplum olamadıkları için de ülke olamıyorlar.
Diğer taraftan özerk bir yapıyı aşiret devletine çevirmiş, küçük diktatörlük kurmuş, yolsuzluklar yüzünden maaş ödeyemeyecek hale gelmiş, görev süresi bittiği halde koltuğunu devretmeyen, bunu da toplumun bağımsızlık duygusunu sömürerek örtmeye çalışan birinin attığı bir adımdan heyecan duyup ‘Çok esaslı bir iş oluyor’ duygusuna kapılmak da pek sağlıklı değil.
Şimdi gelelim devletin ‘Kürdistan’ politikalarındaki tutarsızlıklara.
Devletin onlarca yıldır bu konuda ne yaptığı, ne yapmaya çalıştığı ne yazık ki belli değil.
Yüz yıla yakındır “Emperyalistler Ortadoğu’da bir Kürdistan kuracak, Türkiye’yi de bölecekler” diyerek topluma korku yayıyor.
Sonra dönüp yaydığı bu korkunun etkisiyle politika üretiyor.
Fakat ilginç olan ürettiği bütün politikalar bu korkunun gerçekleşmesini sağlamaktan başka bir işe yaramıyor.
Mesela işgalden sonra Irak’ın bölüneceği aşikardı. Bunu herkes yazdı, söyledi.
Buna rağmen bir taraftan “Kürdistan bizim kırmızı çizgimizdir” derken diğer taraftan da Irak’ın işgaline her türlü desteği vermekten geri durmadı devlet.
Irak işgal edildi ve ülke dağıldı.
Özerk Kürdistan çalışmaları başladı.
Geçmişte pasaport verdiği, bütün dünyada dolaşıp lobi yapmalarına imkan sağladığı Barzani ve Talabani’yi düşman ilan etti.
Bağırdı, çağırdı, tehditler savurdu. Fakat hepsi havada kaldı.
İşler kendi seyrinde sürüp gitti ve sonunda ortaya özerk Kürdistan çıktı.
Türkiye’nin bütün kırmızı çizgileri sararmıştı.
Güya bağımsız bir Kürdistan kurulmasına karşıydı. Fakat gerçek öyle değildi. Özerk Kürdistan’ın kurulmasına el altından her türlü desteği sağlıyordu.
Kamu önünde “Yakarız yıkarız, göz açtırmayız” diye bağırırken, TSK mensuplarının kuruluşu OYAK Çimento bağımsız Kürdistan’ın çimentosunu taşıyordu.
Aradan biraz zaman geçti, ‘Kürdistan kurulursa ülke bölünür’ korkusu pompalamamış gibi bu dostluğu ve yardımı açıktan sürdürmeye başladı.
Irak merkezî hükümetini bir tarafa bırakıp özerk Kürdistan’la direkt ilişki kurdu. Merkezi hükümetin bütün itirazlarına rağmen enerji anlaşması imzaladı. Özerk Kürdistan ekonomik sıkıntıya düştüğünde yardımına ilk Türkiye koştu. Memur maaşları ödensin diye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasına göre 2 milyar dolar kredi verdi.
İktidar, Barzani’yi savunmak, korumak için, “Sen benim dengim de kıratım da değilsin” diyerek Irak’ın merkezî hükümetinin başkanına hakaretler yağdırdı.
Barzani ile yaptığı enerji anlaşmaları, kurduğun dostluklar…
Bütün bunlardan sonra yeniden düşmanca politikalara dönmek, bağımsızlığı savaş nedeni saymak izah edilebilir, mantıklı bir politika değil.
Irak’ta sonuç alamadığı halde aynı yaklaşımı Suriye meselesinde de gösterdi.
Suriye’nin dağılması sonunda bağımsız bir Kürt bölgesi çıkacağı aşikardı.
Birazcık aklı, birazcık öngörüsü olan herkes bunu yazdı, söyledi.
İktidar kimseyi dinlemedi, yıkıma destek oldu. Suriye’yi parçalayanlara her türlü desteği verdi.
Sonunda Suriye dağıldı ve YPG’nin hakim olduğu bağımsız bir Kürt bölgesi oluştu.
“Aaa hiç böyle bir sonuç beklemiyorduk” diye feveran etmeye başladı.
Bağırdı, çağırdı, kızdı, “Savaş nedeni sayarız” dedi. Yine bir şey olmadı.
İşler, olacağına vardı. ABD tarafından gönderilen, binlerce tır dolusu silahlarla donatılmış 100 bin kişilik bir ordusu olan Kürt bölgesi kuruldu.
Her seferinde, Türkiye’nin “Olmaz” dediği ne varsa oldu. “Yapılamaz” dediği ne varsa yapıldı. “Kurulamaz” dediği her şey üstelik Türkiye’nin verdiği katkılarla kuruldu.
Görünen o ki savaş tehdidiyle, hakaretle bir sonuç elde etmek mümkün değil.
Şimdi benzer bir yanlışı bağımsızlık referandumu konusunda yapıyor.
“Yanlış” diyorum, çünkü Türkiye düşmanlık politikalarıyla, savaş tehdidiyle bugüne kadar olumlu tek bir sonuç alamadı.
Sonuçta itibar kaybettik, sözümüzün değeri azaldı, hatta yok oldu, güvenilirliğimiz azaldı, etkisiz eleman durumuna düştük. Öncü olamadığımız gibi, herhangi bir şekilde belirleyici de olamadık.
Durum bu kadar açıkken geçmiştekine benzer bir yaklaşımla tehditle, bağırmayla sonuç alamayacağını görememek, üstelik sonuç almayan bu politikalardan vazgeçememek izaha muhtaç bir durum.
Üstelik dostluklar kurarken, yardımlarda bulunurken, hatta dara düştüğünde kredi verecek kadar yakın ilişki kurmuşken bağımsızlık işi sanki hiç gündemde yokmuş da ilk defa ortaya çıkmış gibi savaş narası atmak akıl alır bir politika değil.
Türkiye kendi gücünün, yani neyi, ne kadar engelleyip engelleyemeyeceğinin farkına varmalı.
Neyi, nereye kadar taşıyabileceğini de görmeli artık.
Düşmanlıkla bir sonuç alamadığını görmeli ve bundan sonra farklı, barışçı bir yol denemeli.
Eğer çevre ülkelerdeki gelişmelerden olumsuz etkileneceğini düşünüyorsa bunu engellemek için Türkiye’nin içinde çözümler üretmeli.
Yani, Türkiye’yi güçlendirmeli, dışarıdan etkilenmeyecek bir sağlamlığa kavuşturmalı.
Enerjisini toplumsal bütünlüğü sağlamlaştırmaya harcamalı.
Kabadayılıkla bir sonuç alamadığımızı bununla bir yere varamadığımızı gördük.
Hem de defalarca.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları




















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.09.2023
19.08.2023
19.08.2023
14.08.2023
6.08.2023
8.07.2023
3.07.2023
27.06.2023
23.06.2023
19.06.2023