Mithat SANCAR
Kimileri, barış sürecinin ayrı bir yerde durduğunu ve olayların buna bir etkisinin olmayacağını ileri sürüyorlar. Bu görüş, gerçekçi bir değerlendirmeden ziyade, bir temenniyi yansıtıyor bana göre.
Olaylar ile süreç arasında bir etkileşimin kaçınılmaz olduğunu kanıtlamak için karmaşık argümanlara ihtiyaç yok, basit bir denklem yeterlidir. Şöyle ki; Gezi Parkı’nda başlayan ve giderek yayılan olaylar, sıradan bir “asayiş sorunu” değildir, muhtelif boyutlardan ve katmanlardan oluşan bir “toplumsal mesele”dir. Barış süreci de, yine çok boyutlu ve çok katmanlı toplumsal meselemiz olan Kürt sorununu çözmek amacıyla başlatıldığına göre, ikisinin birbirinden etkilenmemesi düşünülemez.
Şu halde asıl soru, etkilenme olup olmayacağı değil, bunun nasıl olabileceğidir. Bu soru da, ancak değişik ihtimaller hesaba katılarak cevaplanabilir.
Giderek zayıfladı
Gezi Parkı’nda başlayan protesto, barış sürecini destekleyen ve besleyen bir kaynak işlevi görebilir. Gerçi bu ihtimal, olayların başında daha güçlüydü, hükümetin yaklaşımı dolayısıyla giderek zayıfladı, ama henüz tamamen ortadan kalkmış değil. Hükümet, olayları bir toplumsal huzursuzluğun dışa vurumu olarak değerlendirmiş ve bir demokratikleşme meselesi olarak ele almış olsaydı, Kürt barışı ile genel toplumsal barış arasında köprü kurmayı sağlayacak adımlar atabilirdi.
Gezi Parkı eylemlerinin çekirdeğini oluşturan endişeli ve huzursuz topluluğun temel beklentisi, daha fazla özgürlük ve yaşam tarzlarına saygılı bir yönetimdi. Hükümet, bu beklentiye uygun bir dil geliştirme konusunda ikna edici bir tavır sergileyemedi. Gerçi diyalogla çözüm aramayı denedi, ancak Başbakan’ın üstten bakan ve tehdit havası veren üslubu görüşmeler esnasında bile devam etti. Daha sonra bu üsluba, diyalogun kendisini bile olağan demokratik bir yöntem değil de, bir lütuf olarak algılatan unsurlar da eklendi.
Ataerkil anlayış
Başbakan’ın bu üslubu yeni olmadığı gibi belli bir konuyla da sınırlı değil. Gezi Parkı’nda patlayan öfkenin başlıca kaynaklarından biri, bu üslupta somutlaşan yönetim ve siyaset anlayışıdır. En doğal talepleri bile, ancak kendi belirlediği zamanda, şartlarda ve çerçevede kabul etmeye yanaşan “paternalist” ya da “ataerkil” bir anlayıştır bu.
Bu yönetim tarzının tezahürleri, barış sürecinin işleyişinde de karşımıza çıkıyor. Bunlar, barış sürecinin iki ana öznesi olduğunu gizleyen, bazen reddeden tavır ve ifadelerde somutlaşıyor; bazen de Öcalan’la görüşecek heyette kimlerin yer alacağını belirlemeye yönelik müdahalelerde. Daha önce, Öcalan’ın ve BDP’nin yapıcı yaklaşımları sayesinde “kriz”e dönüşmeden atlatılan bu müdahalelerin, Başbakan’ın ve hükümetin tutumu değişmediği takdirde, ciddi sıkıntılara yol açma ihtimali hep var olacaktır. İmralı’ya giden son heyette Sırrı Süreyya Önder’in yer almasına “izin verilmemesi”nin yarattığı tepkiler bunun açık işaretidir.
Gezi olayları, bu üslubu gözden geçirmek ve demokratik yurttaşlık ruhuna uygun hale getirmek için bir vesile, bir fırsat olabilirdi, hâlâ da olabilir. O zaman, Gezi Parkı olaylarının da seyri çok büyük ihtimalle değişir, barış süreci de bundan olumlu şekilde etkilenir.
Sürecin 3 aşaması
Başından beri barış sürecinin üç aşamadan oluşacağı konuşuluyor. Bu konuda Öcalan’la açık bir mutabakata varılmış olup olmaması da önem taşımıyor aslında. Bu husus, Kürt hareketinin çeşitli unsurları tarafından açıkça dile getiriliyor, hükümet çevrelerinden de şimdiye dek buna aykırı beyan gelmiş değil.
İlk aşama olan “silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi” bugüne kadar sorunsuz işlemiş ve gelen bilgilere göre yakında da tamamlanacak. Kürt tarafı, bu konuda üzerine düşeni ve taahhütlerini yerine getirmiş görünüyor.
Böylece sürecin ikinci aşamasına gelinmiş oluyor. Bu aşamada, hükümetten demokratikleşme reformlarına başlaması ve özellikle demokratik siyasetin önünü açacak adımlar atması bekleniyor. Hükümetin bu yönde hazırlıklar yaptığına dair bilgiler, sürecin başından beri geliyor. Ancak bu minvalde henüz somut bir hamle gerçekleşmiş değil.
Huzursuzluk artacak
Bu durumun, barış sürecine çok güçlü ve büyük destek veren Kürtlerde tereddütlere yol açtığını tahmin etmek hiç zor değil. Hükümetin demokratikleşme meselesinde gönülsüz veya kararsız davranması halinde bu huzursuzluğun artacağı kolayca öngörülebilir.
Hükümet, Gezi Parkı olaylarını çoğulcu ve özgürlükçü düzenlemeler içeren demokratikleşme reformları için de bir vesile, bir fırsat olarak kullanabilirdi, hâlâ da kullanabilir. Böylece hem Gezi Parkı’nda ortaya çıkan enerjinin sivil kanallara ve demokratik siyaset alanına akması sağlanır, hem de barış süreci daha sağlam temellere yerleştirilir.
Bu yazıda özetle aktarmaya çalıştığım etkileşim denklemi bu noktalar üzerine kurulursa, bir yandan demokratikleşme çabalarının toplumsal tabanı genişler ve siyasal kültürde çoğulcu dönüşümün önü açılır; diğer yandan da Kürt sorunu için yürütülen barış süreci genel toplumsal barış hedefiyle bütünleşir.
Elbette denklem tersinden de işleyebilir. Hiç temenni etmem, lakin öyle olursa, önümüzde zor zamanlar var demektir. Öyle olmaması için Gezi Parkı ruhuna sahip çıkan toplum kesimleri ile Kürt hareketinin barış, demokrasi ve özgürlük ekseninde buluşması, çok önemli. Ancak asıl sorumluluğun hükümette olduğunu bir kez daha hatırlatayım.
KAYNAK
http://gundem.milliyet.com.tr/gezi-parki-ve-baris-sureci/gundem/detay/1725229/default.htm
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları













































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2015
22.03.2015
12.02.2015
5.02.2015
27.01.2015
20.01.2015
13.01.2015
6.01.2015
29.12.2014
23.12.2014