Murat BELGE
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın bu yakınlarda kanun, hukuk, nüfus, evlenme yaşı v.b. üstüne söylediklerini "dehşet" içinde okudum. Bunu yazmak üzere T24'e bakınca Mehmet Y. Yılmaz'ın bugünkü yazısını buna ayırdığını gördüm. Böyle bir durumda insan "Hay Allah! Yazmışlar!" der ve başka konu düşünmeye başlar. Ama anlaşılan ben bu konuşmaya iyice (ya da kötüce) saplanıp kalmışım, vazgeçemedim. Mehmet, hukukun ne olduğunu ve Tayyip Erdoğan'ın sözlerinin hukukla nasıl uyuşmadığını madde madde göstermiş; bu sözleri söyleyen kişinin nasıl bir "zihniyeti" temsil ettiğini de belirtmiş. Ben de bu ikinci konuda dilimin ucuna gelenleri söylemeye karar verdim.
Türkiye'de "yasa"nın "hukuk" demek olmadığını biliriz—henüz öğrenmeyene de öğretirler. Tayyip Erdoğan rejiminde bunun çeşitli örneklerini görüyoruz zaten. Nedeni, Tayyip Erdoğan'ın çok öncesinden başlayarak, "yasa" denen şeyin "hukukun" pratiğe uygulanmasından çok, devletin kızdıklarına uygun cezalar listesi çıkarması olarak anlaşılmasıdır.
"Hukuk eşittir kanun değil" diye bir cümle kurmuş Erdoğan. Bunun adı "Türkiye" olan bir ülkede şu şu nedenlerle böyle bir "sapma" gösterdiğini söylemiyor da, "eşyanın tabiatı" türünden bir kural olduğunu söylüyor sanki. Çünkü "kanunu düzeltelim" demiyor; yargıçlara, "Kanuna bağlı kalmayın" diyor. Elinde bir somut örnek var: Bir genç kadının yüzüne kezzap atma olayı. Bu korkunç ve iğrenç eyleme on üç yıl ceza vermişler. Erdoğan bunu az buluyor. Haklı olabilir ama sorun o değil, çünkü dediği şu: "Ben kanundan bahsetmiyorum, ben haktan hukuktan, adaletten bahsediyorum." Bunlar "haddizatında" birbirinden ayrı şeylermiş gibi bir ton tutturmuş! Bu durumda bu kezzap davasına bakan yargıç (dolayısıyla herhangi bir davaya bakan yargıç) "kanuna" bakmayacak ve "Hak, hukuk, adalete" bakacaksa "kanun" niçin var? Kanuna bakmadan ceza verecekse, cezanın ölçüsü ne olacak, neye göre belirlenecek? Bu konuda Tayyip Erdoğan'a hak veren bir yargıç, diyelim yirmi yıl diyecek… Daha da fazla hak veren bir yargıç "yirmi beş" diyecek, böyle gidecek mi?
Bu arada bir de "Böyle bir olay, kendi kızının başına gelse, orada kanunlara mı bakacaksın?" diye bir korkunç soru daha var: Bir suçun bir cezası mı olur, yoksa suçun kime karşı işlendiğine göre değişebilen bir "eşel mobil" mi uygulanır? "Mazlum" durumda olanın yargı verene yakınlığına göre kabul edilebilir bir "intikam" dozu mu vardır?
Şimdi bu sözleri herhangi bir hukuk nosyonu olmayan birinin aklına estiği gibi konuşması olarak alırsak yanlış yaparız. Nosyonu olmayan biri "makul" bir kişiyse nosyon verilebilir, bilgi verilebilir ya da mantık gösterilebilir. Ama buradaki durumda Erdoğan üzerinde düşünülmüş ve karara varılmış bir görüşü dile getiriyor: kendi dünya görüşü çerçevesinde "olması gerekeni" söylüyor. Binbir Gece Masalları'nda falan rastladığımız bir "dünyanın" görüşü bu: Hani, "Harun Reşid bir gece tebdil kıyafet dolaşmaya karar verdi…" türünden cümlelerle anlatılan bir dünya. Burada "melik" midir, "halife" midir, sıfatı neyse, "önder" olan kişinin uyması gereken ölçüler yok; ölçüyü onun koyması söz konusu. Salı günü kezzap atana yirmi yıl diyecek, çarşamba günü yirmi beş yıl biçecek. Onun uyacağı ölçüler yok; ölçüler ona uyacak. Örneğin geçenlerde yargıcın biri (yargının işleyişi yeniden belirlendikten sonra atanan biri olmalı) daha önce benzeri görülmemiş bir hüküm vermişti: bildiri imzalayanlar bu bildiriden gocunduğu varsayılan aileleri haftada bilmemkaç kere ziyaret edecekler... "Kadı" hükmü. Eskilerin "karakuşi"dediği yöntemin kural olması.
Bu, Tayyip Erdoğan'ın "olması gereken" diye gördüğü uygulama—"olması gereken" ama aynı zamanda belirli ölçülerde "olmaya başlayan" yöntem: "Devlet babadan bahsediyor muyuz? Onun da başında Erdoğan var mı? Var. Ben de şu anda tavsiye ediyorum." Durum böyle olduğuna göre Devlet Baba'nın başındaki (ya da "kendisi" olan) Erdoğan muhtemelen tavsiyelerini yerine iletmenin çeşitli yollarını bulmuştur. Hala "mükemmel" değil sistem: "Ali'yi bırakın gitsin. Onu şimdilik affettim. Veli daha dursun" şeklinde işlemiyor. Ali'nin gitmesi ve Veli'nin kalması için "hukuki" tabir edilen birtakım formalitelere uymak gerekiyor hala. Ama bayağı büyük mesafe alındı, ideal ölçülere varmaya az kaldı.
"Aile" kurumu Tayyip Erdoğan'ın zaman zaman değinmekten hoşlandığı bir konu. Aile başına kaç çocuk beklediğini, örneğin, belirtmişti. Bu sefer başka sayılarla ilgilendi: insanlar kaç yaşında evlenmeli, örneğin. İnsanlar nikahlanmadan birbirleriyle ilişki kurmamalı. Nikahlanma eylemini de fazla uzatmadan gerçekleştirmeli. Son konuşma, kanunlara kulak asmama "tavsiyesinin" yanısıra bu konularda da uyulması gereken esasları tesbit ediyor.
Tayyip Erdoğan'ın bu fasileden "tavsiye"leri öyle yalınkat tavsiye değil. Yüksek sesle yapılan tavsiyenin yanısıra bir de yüksek sesle telaffuz edilmeyen "yoksa..." uyarısı var. Bu henüz tam istenen düzenin kurulamamış olmasından ötürü böyle—şimdilik böyle. Tam istenen düzene geçilince tavsiyeye uygun davranmamanın müeyyidesi de olacaktır. O zaman "yoksa" ve gerisi de telaffuz edilir.
Bu "istenen" düzenin nasıl bir şey olacağının ipucunu da veriyor Tayyip Erdoğan. Az önce değindim ya, "nikah" konusuna: bu biraz daha "tasrih" ediliyor. "Nikah dışı evlilik bizim değerlerimizde yok," diyor; devam ediyor: "buna bir defa hep birlikte tavır koymamız lazım."
Erken Türkçe romanlarda veya "Kanlı Nigar" üslubunda oyunlarda gördüğümüz türden "mahalle baskınları" canlanıyor gözümde. Başta mahallenin imamı ve muhtarı mahalle halkı hovardayı basmaya geliyor. "Buna bir defa hep birlikte tavır koymamız lazımsa" bunun alacağı başka bir biçim olmaz. Yerli ve milli...
Tayyip Erdoğan'ın konuşmalarının hepsi, özellikle de tasavvur ettiği "mükemmel toplum" hakkında ipucu verenleri, insanı dehşete düşürüyor. Söyledikleri kadar söyleyiş tarzı da. Ağzından çıkan her sözün mutlak doğru olduğuna dair mutlak inancı ürkütücü. "Ürkütücü", çünkü demokrasiyle bu kesinlik kadar derinden çelişen bir şey olamaz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025