Murat Sevinç
Ülker, saat 16.00’da arkadaşlarıyla birlikte evden çıktı ve parka gitti. Kuytu ve gölge bir yer tespit etmeye çalıştılar. Kararnamede parkın neresinde durması gerektiği belirtilmemiş ve yurttaşa, duracağı yeri seçme hakkı tanınmıştı. Kuşkusuz önemli bir kazanımdı ve söz konusu serbestliğe dikkat çekmek isteyen kimi özgürlükçü yurttaşlar, twitırda #istedigiyerdeduracakya heştegi açmıştı.
…
Ankara Birlik Mahallesi’ndeki dört artı bir dairesinde, hanımı ile mazbut bir hayat süren Ülker, hâlâ inanmakta zorlanıyordu, Resmi Gazete’de okuduğu cumhurbaşkanlığı kararnamesine.
“1970-1971 yılları arasında doğmuş, adı Ülker olup Ankara’da mukim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı fotoğrafçıların, her gün öğleden sonra saat 16.20’de, evlerine en yakın parkta, otuz dakika süreyle tek ayak üzerinde durmalarına dair…”
İlk büyük şaşkınlığı atlattıktan sonra, eski akademisyen anayasacı arkadaşı Fırat’ı aramaya karar verdi. Aslında yüz yüze görüşmeyi tercih ederdi, ancak Fırat artık ne yazık ki İstanbul’da yaşıyordu. Sık aralarla konuştuğu Ankara’daki arkadaşlarına “Ya siz Boğaz olmayan şehirde nasıl yaşayabiliyorsunuz anlamıyorum” ya da “Vallahi Ülker Ankara’nın en güzel yanı İstanbul’a dönmek” nevi sözler sarf eden, antipatik biriydi. Memleket nüfusunun dörtte birinin yaşadığı, pek görmedikleri Boğaz’ın varlığıyla manasızca gurur duyan yoksul kitlelerden müteşekkil bir şehirde, taksici ve dolmuşçularla yüz yüze gelmemek için genellikle evde otururdu Fırat.
Ülker, tedirginlikle aradı. Resmi Gazete’yi okuyup okumadığını sorarken sesi titriyordu. Allah biliyor ya, kendisi ve diğer eski akademisyen arkadaşlarıyla ilgili bir gelişme olduğunu düşündü önce Fırat. Acaba İstanbul’dan da mı ihraç edilmişti! Her şey olabilirdi yeni rejimde. “Okumadım” deyince, sinirlendi Ülker. “Aç oku o zaman” dedi tersleyerek. Fırat, aksi giden bir şeylerin olduğunu anlamıştı; hemen internete girdi, Ülker’in söz ettiği kararnameyi açıp okudu. Gözlerine inanamıyor, böyle bir şeyin olamayacağını tekrarlayıp duruyordu. Gel gör ki mesleki yaşamı, olamayacağını düşündüğü her şeyin olduğunu izleyerek geçmişti…
Fırat ve hukukçu hanımı Meliha ile uzun uzun konuştuktan ve Meliha, karar ile kararname arasındaki farkları, bireysel işlemin ne anlama geldiğini, nasıl dava açılabileceğini tane tane anlattıktan sonra, biraz beklemeye karar verdi Ülker. Olayların nasıl gelişeceği konusunda fikri yoktu zira. Belki de yarınki gazeteler büyük bir yanlışlık olduğunu haber yapacaktı. Arka arkaya telefonlar geliyor, arkadaşları neler olduğunu soruyor ve Ülker herkese aynı yanıtları veriyordu. Bekleyecekti, bilmiyordu, herhalde dava açardı… Bu esnada kararname haberi, sosyal medya ve internet gazetelerinde hızla yayılıyordu. Hiç kimse bir anlam veremiyor, ancak söz konusu bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi olduğundan, yorum yapmak için erken olduğunu düşünüyorlardı, çekingenlikle. Tuhaf görünüyordu görünmesine, ancak cumhurbaşkanlığından bir açıklama gelirse ne yapacaklarını bilemeyeceklerinden, bu anormal düzenlemeye anormal diyemiyorlardı.
Memlekette anormalliğe anormallik demek, izne tabiydi…
O günü, anlatılması güç bir kafa karışıklığı ve yorgunlukla geçirdi Ülker ve hanımı Selin. Kendileri gibi Birlik Mahallesi’nde yaşayan annesi Kısmet ve babası Bayram, Ülker’leri ve Gülnur’u akşam yemeğe çağırarak moral vermeye çalışmışlardı. Onlar da telaşlanmıştı haliyle; hatta bir ara annesinin tansiyonu yükselmiş, Ülker’e belli etmemeye çalışarak yan odaya geçmişti. Ana yüreğiydi nihayetinde, evladının her gün saat 16.20’de yarım saat tek ayak üzerinde duracak olması düşüncesini kabullenmekte zorlanıyordu. Sabah kahvaltıdan sonra yeniden internete girdiğinde, twitır Türkiye gündeminde, son günlerde beşinci sıraya gerilemiş #vatanicinbedelli heşteginin hemen ardından, altıncı sıradan TT olduğunu fark etti, Ülker. #tekayakuzerinde yazan heşteg altında, binlerce insan twitlemeye başlamıştı. Ciddiye alanlar, tepki gösterenler, dalgasını geçenler, ceddimizin de zaman zaman tek ayak üzerinde durmayı tercih ettiğini iddia edenler, ceddimizin böyle bir alışkanlığı olmadığını iddia edenler, konunun ceddimizle ilgisi olmadığını iddia edenler, küfredenler, küfredenlere küfredenler, küfredenlere küfredenlere küfredenler, topuna küfredenler…
Kapı çaldı. Bir kamu görevlisi zarfı uzattı. Sarı kahve renkte. Çankaya Kaymakamlığı’ndan geliyordu. Elleri titreyerek açtı. Tebliğde, kararname tekrar ediliyor ve o akşam üstü mahalle parkında hazır bulunması gerektiği bildiriliyordu. Şaka değildi demek ki! Bir yanlışlık da yoktu. Ülker ve hanımı Selin kanepeye çöküp birbirlerine bakakaldılar. Ülker aceleyle Fırat’ın hanımı Meliha’yı arayarak durumu anlattı ve dava açmak istediğini söyledi. Meliha, idarenin söz konusu işlemine karşı idari yargıya başvurulabileceğini, yürütmeyi durdurma talep edebileceklerini müjdeledikten sonra, aceleyle bir dava dilekçesi yazmaya koyuldu. Selin, bir yandan moral veriyor, diğer yandan en fazla birkaç gün tek ayak üzerinde duracağına, sonra her şeyin düzeleceğine ikna etmeye çalışıyordu Ülker’i. Saat 16.20’de, evine en yakın parkta tek ayak üzerinde duracaktı… Düşündükçe delirecek gibi oluyordu.
İkindi vaktine kadar twitırda TT listesinde dördüncü sıraya yükselmişti. Bu arada, sosyal medya hesaplarında yazılanlardan, adı Ülker olup Ankara’da mukim fotoğrafçı sayısının yalnızca ‘üç’ olduğunu öğrendi. #yalnızcauckisilermis heştegi altında. Biri kısa zaman önce yurt dışına çıktığı için kendisine ulaşılamıyormuş. Diğeri, o gün alelacele Kaymakamlığa giderek, kendisinin bir fotoğraf makinesi olduğunu ancak fotoğrafçı olarak adlandırılamayacağını bildirmiş; ayrıca devlet memuriyeti nedeniyle mesai saatleri içinde bir parkta tek ayak üzerinde durmasının mümkün olmayacağı gerekçisiyle, kararnamenin kendisine uygulanmamasını talep etmişti. Kaymakamlık başvuruyu almış, üst yazıyla yetkili makama göndermişti. Cevap bekleniyordu.
Ülker, saat 16.00’da arkadaşlarıyla birlikte evden çıktı ve parka gitti. Kuytu ve gölge bir yer tespit etmeye çalıştılar. Kararnamede parkın neresinde durması gerektiği belirtilmemiş ve yurttaşa, duracağı yeri seçme hakkı tanınmıştı. Kuşkusuz önemli bir kazanımdı ve söz konusu serbestliğe dikkat çekmek isteyen kimi özgürlükçü yurttaşlar, twitırda #istedigiyerdeduracakya heştegi açmıştı. Fotoğrafçılar, gazeteciler, güvenlik görevlileri, aile fertleri… Ülker saat tam 16.20’de, sol ayağı üzerinde durmaya başladı. İnsanlar evlerinin balkonlarında, yol kenarında, erken gelerek kaptıkları banklarda seyrediyordu Ülker’in tek ayak üzerinde duruşunu. Bir iki kişi alkışlamıştı. Okullarından çıkan gençler selfi çekme kuyruğundaydı. Çok yoruldu Ülker. Yarım saat geçtiğinde, yine arkadaşlarıyla birlikte eve dönerken, eski akademisyen Ecevit, bürokrat Atabey ve finansçı Mesut, omuzlarına dokunarak moral veriyor, Atabey’in hanımı Burçin, çocukları okuldan alıp gelmek zorunda olduğu için geç kalmış olmaktan hayıflanıyordu. İzmir’den arayan bankacı arkadaşı Hulusi, elinden bir şey gelip gelmeyeceğini sorarak moral aşılamaya çalışıyordu, eve dönüş yolundaki Ülker’e…
Bu arada hukukçu Meliha, dilekçeyi hazırlayarak davayı açmış, yürütmeyi durdurma istemişti. Ancak cumhurbaşkanlığından o ana dek bir açıklama yapılmamış olması, kamuoyunda, basında, sivil toplum örgütlerinde, partilerde, üniversitelerde, muhalif ve yandaş hekim birliklerinde ve bağımsız yargıda; Ülker’in durumunun fazlaca yadırganmaması gerektiği duygusu yaratmıştı. O akşamdan itibaren TV’lerde ve ertesi gün yandaş basında, tek ayak üzerinde durmanın gerekliliği üzerine yorumlar yapılmaya başlandı. Ülker’in tek ayak üzerinde durmasında ‘kamu yararı’ olduğu kanaati yaygınlaşıyordu. Bu durum kaçınılmaz olarak, bağımsız yargıyı da etkileyecekti ve birkaç hafta sonra, yürütmeyi durdurma talebi, ‘telafisi güç veya imkansız zarar koşulunun oluşmadığı’ gerekçesiyle, reddedilecekti.
Ülker, Selin, arkadaşları ve ailesi, neye uğradıklarını şaşırmış halde akşam TV karşısına geçip tartışma programlarını izlediler, geç saatlere kadar. Çok popüler bir haber kanalında, ‘Biraz düşünelim mi, ne dersiniz?’ adlı programa katılan hukukçu, gazeteci ve siyasetçiler, tek ayak üzerinde durmanın anlamı hakkında yorum yapıyordu. Muhalif siyasetçilerden biri, yaşananın akıl almaz bir durum olduğunu söylerken karşısındaki yandaş gazeteci, “Siz zamanında köprüye de karşı çıkmıştınız” diyerek tepki gösteriyor; bir diğeri, “Bu kararnameyle amaçlanan kamu yararını görmek gerekir” düşüncesinde ısrar ediyordu. Geçmiş haftalarda Suriye sorunu, kadın erkek ilişkileri, hayvan hakları, Kürt sorunu ve sağlıklı beslenme konularında da değerlendirmeler yapan bir ceza hukukçusu, “Tek ayak üzerinde durmak bir ceza değil, böyle değerlendirmek gerekir” yorumunu yapmıştı. Bir başka kanalda ise, 1/5 nispetinde şöhretli bir akademisyen, Batı ile ilişkiler çerçevesinde, “İngiliz kraliçesi istese kimse yadırgamazdı, biz Müslüman olduğumuz için tepki gösteriliyor” kanaatiyle, konuyu Haçlı zihniyetine getirmişti. Yandaşlığın zirvesini hiç kimseye kaptırmamaya kararlı bir diğer kanalda konuşan şöhretli ilahiyatçı ise, sayısız faydaları bulunan tek ayak üzerinde durma faaliyetinin dini açıdan bir mahzuru olmadığını, buna mukabil, eğer iki ayağını birden kaldırıp durması istenirse, bu durumun zulüm anlamına geleceğini açıklıyordu.
Memleketin tüm kurumları tartışmaya dahil olmuştu artık. Ana muhalefet partisinin vekilleri hemen her zaman yaptıkları gibi twit atarak gösteriyordu tepkilerini. Ana muhalefet partisinin genel başkanı, salı günü yaptığı grup toplantısında, “Böyle bir şey olabilir mi?” sorusunu yönelterek iktidarı sarsıyordu. Parlamentodaki diğer bir partinin genel başkanıysa, “Neden hep sol ayak üzerinde durulmakta, sol ayak üzerinde durularak bir mesaj mı verilmektedir?” deyivermişti. Bu konuşma tüm dikkatleri Ülker’in sol ayağına çekmişti. Ertesi gün, millet kıraathanesinden çıktıkları tespit edilen ve daha önceki bir eylemde portakal bıçaklayan sağ görüşlü iki kişi, parkın dışından Ülker’e taş atınca güvenlik önlemi artırıldı. Diğer muhalefet partisi ise “Barış ortamı tesis edilemeden bu saçmalıkların devam edeceği” yönündeki açıklamayla yetindi.
Basın mensupları konu üzerine üniversite hocalarıyla söyleşi yapmak istiyor, söyleşecek hiç kimseyi bulamıyor, bulduklarından da doyurucu yanıtlar alamıyordu. Üniversite idarelerinin tümü, tek ayak üzerinde durmanın milli birlik ve beraberliğe yapacağı katkıyı vurguluyor, konuya dair projeler yapılması gerekliliğine dikkat çekiyordu. Hatta, önemli bir hukuk fakültesinde yayınlanan makalede konu, ‘doğal hukuk-pozitivist hukuk’ bağlamında ele alınmıştı. Kimi kamu hukukçularının konuya dair görüşleri sorulduğunda, “Yargıya intikal etmiş bir konu hakkında değerlendirmek yapmak doğru olmaz” cevabını verdiler. Hukukçular, durum her ne kadar garip görünse de, hukukun kanılarla ilgilenmediğini, kararnamenin ‘usulüne’ uygun çıkarıldığını, elbette geçerli ve yürürlükte olduğunu dile getiriyor ve konunun AYM’ye taşınmasının önünde hukuksal hiçbir engel olmadığını söylüyorlardı.
Bu arada, sürekli sol ayak üzerinde durmak, Ülker’i de yormuş ve kas ağrılarına neden olmuştu. Kararnamede hangi ayak üzerinde durulması gerektiği de hükme bağlanmamıştı neyse ki. Ülker konuyu yetkili makama sorduğunda, bir dilekçe verirse değerlendirileceği cevabını almış ve ayak değiştirmenin mümkün olup olmadığı konusunda gerekli başvuruyu yapmıştı. Cevap bekleniyordu.
Ertesi gün… Bir gün sonrası… Bir hafta…
Ülker, her gün saat 16.20’de, siniri bozuk halde parka giderek aynı yerde yarım saat boyunca sol ayağı üzerinde beklemeye devam ediyordu. Biraz daha sakinleşmişti, her şeye rağmen. Dün annesi Kısmet, yaprak sarması getirmiş, Atabey ile karşılıklı gazoz içmişlerdi. Selin her gün işinden biraz daha erken çıkıp beyinin yanına gidiyordu. Atabey’in hanımı Burçin, çocukları almak zorunda olduğundan parka her akşam geç kalıyor, sonuna yetişebiliyordu. Ecevit, bir iki kez gelememişti. Sıkılıyordu. Fırat her gün arayıp “Saçmalık bu” diyerek moral veriyordu! Çevrenin ilgisi ilk günkü gibi değildi artık. Balkonlarda izleyenlerin sayısı giderek seyreliyor, okullarından çıkan gençler açısından cazibesini yitiriyordu. Başlangıçta iyi paralar kazanan mısırcı, simitçi ve kestaneci de her gün gelmez olmuştu.
Bir yıl sonra…
Ülker, arkadaşlarıyla oturduğu Livor adlı kafe barda, saatine baktı. Saat 15.55’ti. Telaşla, “kalkmak zorundayım” diyerek sigarasını söndürdü. Ecevit, nasıl gideceğini sordu. Yürümek için biraz geçti. “Güvenpark’tan otobüse binerim” diyerek karşılık verdi. Livor’dakilerle vedalaştı. Durağa giderken Selin’i aradı. Parktan gelirken bir şey isteyip istemediğini sordu. Maydanoz istedi hanımı. Otobüse bindi. Kızılay kalabalıktı. Meclis bahçesine, ABD ve Alman elçiliklerine, Kuğulupark’a baktı, Cinnah’a yönelirken. Otobüste birkaç kişi kendisini tanıyıp hâl hatır sordu.
Parka gidip her zamanki yerine geçti. Çoktandır ayak değiştirebiliyordu artık, izin çıkmıştı. Bu izin rahatlatmıştı Ülker’i. Hatta, her gün biraz açık hava iyi geliyordu sanki. Cumhurbaşkanlığından bir yıldır tek bir açıklama yapılmamıştı. İdari yargı, kamu yararı olduğu gerekçesiyle reddetmişti iptal talebini. Kararname AYM’ye de taşınmıştı ancak henüz bir karar verilmemişti. Her durumda sessizliklerini korumaya büyük özen gösteren baro başkanları, üniversiteler, hukuk fakülteleri konu yargıya intikal ettiği için sessizdi. En sevdikleri konular, yargıya intikal etmiş olanlardı. TV’ler tartışmıyordu. Gazete Duvar, tek ayak üzerinde durmaya başlamasının yıl dönümünde söyleşi yaptığında hatırlanmıştı Ülker ve o gün 15’inci sıradan TT olmuştu, #tektekbasaraktan heştegiyle. Fırat’la en son iki hafta önce konuşmuşlardı…
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasam iyi olur, diye düşünüyordu artık Ülker. Hafta sonu izni için yetkili makama başvuru yapılmış, sonucunu bekliyordu.
Hayat, olağan akışı içinde, devam ediyordu…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025