Oya BAYDAR
Bizler; geleneksel soldan gelen 68’liler, 78’liler, buluşacakken ayrılmayı, birleşebilecekken ayrışmayı iyi beceriyoruz. Uzlaşmaz çelişkilerin çatışmalı çözümünün tek geçerli yöntem ve devrimcilik sayıldığı bir çağın, 20. yüzyılın çocuklarıyız. Bizim kuşağın dilinde uzlaşma kavramı, uzlaşmacılık devrimciliğe limon sıkmak sayılır, küfür olarak kullanılırdı. Oysa günümüzde sorunların silahla, şiddetle, savaşla değil diyalogla, uzlaşmayla çözümü -henüz her alanda başarılamasa bile- siyasal etiğin ve pratiğin gereği olarak öne çıkıyor; çatışkı çözümü ders olarak okutuluyor. Biz ise, tartışma götürmez ortak noktalarda bile tek ses, tek yürek olamıyoruz.
Son ayrışma ve tartışma konumuz geçtiğimiz günlerde başlayan 12 Eylül davası. 32 yıl önce bu toplumun üzerinden silindir gibi geçen; getirdiği vesayetçi faşizan anayasa ve yasaların cenderesinde debelenmekten, boğucu havasını solumaktan, ardcılarını yaşamaktan hâlâ kurtulamadığımız 12 Eylül darbesinin hayatta kalan iki elebaşısı yargılanıyor. Ve bizler, 12 Eylül’ün gerçek hedefi ve mağdurları olan sol cenahtakiler, “Bir daha 12 Eylüller yaşanmasın” çığlığında ve isteminde amasız, fakatsız, esteksiz kösteksiz buluşamıyoruz. Dava AKP’nin göz boyaması mı; demokratik kamu oyunun dikkatini KCK davasından uzaklaştırmak için bir manevra mı; bunca yıl sonra iki ihtiyarı yargılamanın anlamı kaldı mı kalmadı mı tartışmaları ile oyalanıyoruz.
Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Eğer 12 Eylül faşist darbesinin karşısındaysak, kişi veya toplum olarak bu zorbalık rejiminin mağdurlarıysak ve en önemlisi 12 Eylül darbesinin ardındaki zihniyetle hesaplaşmak istiyorsak, bu davanın açılmış olmasını çok önemli bir fırsat olarak görmemiz gerekmez mi? Arkasındaki güçler ve hesapları ne olursa olsun, davanın göstermelik değil gerçek bir yargılamaya dönüşmesi, genişlemesi ve derinleştirilmesi, giderek 12 Eylül zihniyetinin ve rejiminin hâlâ yaşayan kalıntılarıyla birlikte kamuoyunun vicdanında mahkûm edilmesi için bizler canımızı dişimize takmazsak kim yapacak bunu? Yani, top bir şekilde ayağımıza gelmişken fırsatı değerlendirip kaleye doğru koşmak mı, yoksa kim attı pası, neden attı acaba, çıkarı var mı, maksadı nedir, hakem (siz özel yetkili mahkemeler olarak anlayın) taraflı ve yetkisiz, vb. diye oyalanıp, topu ayağımızda döndürüp durarak karşı takıma yeni gol fırsatları kazandırmak mı doğru? Bu soruya verilecek cevabın, yani topu beceriksizlikten ya da bilerek ıskalamanın yada aksine canhıraş bir oyunla kaleye doğru koşturmanın bütün siyasal kesimler, özellikle de sosyalist sol açısından bir demokratlık ve özgürlükçülük sınavı olduğunu düşünüyorum.
AKP’nin Sınırlarını Aşmak İçin
AKP’nin demokrasi anlayışının ve ufkunun kendi varoluşuna engel gördüğü askeri vesayet ve darbelerden kurtulmakla sınırlı olduğundan kuşkum yok. 12 Eylül referandumundan bu yana yaşananlar, AKP zihniyetinin demokrasiyi ve sivilleşmeyi sadece askerden bağımsızlaşma, askeri vesayete kendi vesayeti adına son verme ve askeri sindirme olarak kavradığını açık şekilde ortaya koyuyor. Ancak 12 Eylül darbesi, askerin hükümeti alaşağı edip iktidarı gaspetmesini aşan öyle boyutlara sahip ki, bu saatten sonra davanın 12 Eylül’ün uygulamalarına, Cuntanın caniyane kararlarının başta gelen uygulayıcılarına, tetikçilerine, maşalarına ve hâlâ kanayan yaralara uzanmaması aslında mümkün değil. Değil ama tek bir koşulla: Sivilleşmeyi ve demokrasiyi sadece askeri vesayetin tasfiyesi ile sınırlı görmeyen; sadece kendisi için değil herkes için özgürlük, adalet, demokrasi talep eden; 12 Eylül’e ve bütün darbelere sadece kurumsal veya bireysel mağduriyet açısından değil ahlaki - vicdani açıdan, toplumsal-siyasal haklılık ve adalet arayışı açısından karşı çıkan gerçekten demokrat ve özgürlükçü bir gücün davanın arkasında durması koşuluyla... 12 Eylül davasının iki ihtiyarın sembolik yargılanmasının ötesine geçebilmesi için (ki bana göre bu bile bir kazanımdır), AKP’nin veya davaya müdahil görünen MHP gibilerin hedeflerini ve sınırlarını aşan gerçek dönüşümcü bir irade şart. Top şimdi bizde derken kastettiğim tam da bu işte.
12 Eylül’ün hayatta kalmış iki elebaşısının yargılandığı bu dava; Kürtleri, Alevileri, azınlıkları, devlet veya iktidar ideolojisinden farklı düşünenleri, sosyalistleri, demokratları, orduya ve diktatörlüğe biat etmeyenleri ezmeyi, yok etmeyi, susturmayı hedefleyen zihniyetin somut olaylar üzerinden yargılanmasına dönüştürülebilir. Üstelik kamuoyunun ve medyanın dikkatlerinin davaya odaklandığı bu ortamda, AKP’den MHP’ye siyasal partilerin, sağdan sola çeşitli çevrelerin, örgütlerin, mağdur olduklarını ileri sürüp müdahil olmak için -ister korkudan, ister fırsatçılıktan- birbirleriyle yarıştıkları şu günlerde böyle bir olanak hayalden ibaret değildir. Yeter ki bizler ayağımıza gelen topu kaçırmayalım. Yeter ki davaya, dostlar alışverişte görsün veya “Yıllarca bu talebi ileri sürdük, şimdi ortalarda görünmemek olmaz” diye biraz gönülsüzce ve mesafeli yaklaşmayalım... Meydan, şimdi mağduruz diye ortaya dökülen o günlerin darbe kışkırtıcılarına ve destekçilerine (Maraş katliamının baş sorumluları ve ajan provokatörlerinden tutun da Kırcı türünden kanlı katillere kadar) kalırsa, işte o zaman bu dava çöker.
Bugün kimileri ne kadar tahrif ederlerse, ne kadar unutturmak isterlerse istesinler, 12 Eylül’ün yükselen solu, sosyalist hareketi, işçi-emekçi örgütlenmesini, Kürtleri, solla özdeşleştirilen Alevileri hedef aldığını o günleri yaşamış olanlar bilir. ABD, komünizme ve Sovyetlere karşı ileri karakol olarak tahkim ettiği Türkiye’de solun ve halk hareketinin önünü kesecek darbeye yeşil ışık yakmış; darbeye doğru giden süreçte büyük sermayenin desteği, sağcı faşist para-militer güçlerin, devletin derinliklerinde yuvalanmış kontrgerilla tipi örgütlerin tetikçiliğinde darbe adım adım hazırlanmıştır. MHP başta, MSP hariç olmak üzere, “Milliyetçi Cephe”de yer alan siyasal odakların ezici çoğunluğu 12 Eylül’ün hem hazırlayıcıları, hem tetikçileri hem de destekçileridir. Bunu inkâr da etmediler zaten. Özellikle son günlerde 12 Eylül’den mağduriyetlerini ifade ederken dönemin önde gelen Ülkücüleri, MHP’lileri darbeyi desteklemiş olduklarını ve hemen ardından darbenin kendilerini de ezmesi karşısında şaşkınlığa düştüklerini, kendilerini ihanete uğramış hissettiklerini ifade ediyorlar. Kısaca onların davaya müdahil olmalarının nedeni kendi eserleri olan askeri darbeye karşı olmaları değil, bu darbenin onlara umdukları iktidarı sağlayamamış olmasıdır. “Komünist vatan hainleri” ile, dinsiz imansız solcularla aynı muameleyi görmüş olmaktan yakınıyorlar televizyon ekranlarında, kendi yayınlarında. “Darbeyi duyunca sabah göbek attık, akşamına kendimizi hapiste bulduk” diyenler, “Fikirlerimiz iktidarda biz zindanlardayız” diyerek burukluklarını ifade edenler şimdi davaya müdahiller. Bu ironik durum karşısında, onlar da mağdur oldular ve yaşayarak öğrendiler, diye düşünebiliriz, hatta bir çeşit utangaç özeleştiri gibi de kabul edebiliriz bu tutumu; ama 12 Eylül davasının kaderi 12 Eylül’ün taşlarını döşeyenlere bırakılamaz. Aslında bunca yıllık çabaların ürünü olarak (bu noktada 78’lilere hak edilmiş bir selam borcumuz var) ve de AKP iktidarının son dokunmasıyla ayağımıza gelen top gibi, davanın sorumluluğunun da şu andan itibaren demokratik güçlerde, özellikle de solda ve Kürt hareketinde olduğunu düşünüyorum.
Her Şey Bize Bağlı
12 Eylül davasının göstermelik olmaktan çıkarılması, bir ayakları çukurda iki darbeci generalin mahkûm edilmesiyle sınırlı kalmaktan kurtarılması bizlere bağlı. Yani demokrasiden, sivilleşmeden, özgürlüklerden, herkes için adaletten yana olanlara, ötekinin haklarını kendi hakkı gibi savunanlara, gelmiş geçmiş bütün darbelerin ve darbeci zihniyetin karşısında duranlara bağlı. Bu güçler başlayan davaya ama’sız sahip çıkarlarsa; medyasıyla, siyasetçisiyle, sivil toplumuyla, Kürdüyle, solcusuyla, Alevisiyle, demokratıyla, Müslümanıyla, hep bir ağızdan “Bir daha asla” diye haykırabilirlerse hem kendileri, hem de toplum çok ihtiyacı olan umut ve heyecana yeniden kavuşabilir. Böyle bir güç karşısında AKP’nin ve benzerlerinin koyduğu sınırlar aşılabileceği gibi 12 Eylül’ün tasfiyesi konusunda bugünden hesaplayamayacağımız ileri adımlar da atılabilir. En azından denenmeye değer ve denemek boynumuzun borcudur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları




















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024