Yüksel TAŞKIN
Yakın zamanda Hükümet yanlısı kalemlerde yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı konusunda birbirini çok andıran, paralel bir savunma gayreti ortaya çıktığını gözlemliyoruz. Bu benzer çaba bile konunun yarattığı rahatsızlığın farkında olduklarını gösteriyor. Erdoğan da, “burayı muhtarlarımıza açacağız” diyerek kendine özgü popülizmini devreye sokma ihtiyacı hissediyor.
Ortaya konulan görüşler üç aşağı beş yukarı benzeşiyor: “Bu millet ve devletinin azametini yansıtan bir saray yapılmasını hazmedememek aslında küçük düşünmektir.” “Ak Saray eleştirilerinde bulunanlar, Erdoğan’ı yemek isteyen uluslararası çevrelerin ekmeğine bilerek veya bilmeyerek yağ sürmektedirler.” “Ak Saray’ı eleştirenler, Savarona’yı neden eleştirmezler?” “Bu bina millete aittir, milletin teveccühünü kazanan gelip oturur.”
Bu bina, hatırlayacağınız gibi, önce Başbakanlık Sarayı olarak tasarlanmıştı. Daha sonra “millet” fikir değiştirmiş olmalı ki, yeni binanın Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na çevrilmesine karar verildi. “Millet” tabii bina işlevlendirmesinden anlamaz. Başbakanlık için tasarlanan binanın Cumhurbaşkanlığı için işlevsel hâle getirilmesindeki sıkıntıları çok dikkate almamıştır. “Millet” biraz hisleriyle hareket etmiş olmalı...
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na dair savunmacı iddiaları ortaya atanların gazetelerde köşe yazarları olduklarını, hükümet sözcüsü olmadıklarını bir kenara not edin. Buradan bakınca, yazılarında en azından böyle bir binanın yarattığı ahlaki rahatsızlığın samimi olabileceği vurgusunun olmaması tuhaflığını daha iyi anlayabiliriz.
Bu köşe yazarları, meseleleri artı ve eksileriyle ele alıp, kanaat oluşturmaktan ziyade, Hükümet’in gündelik ihtiyaçlarına göre yazıp çizdiklerinden kendilerinin de ayrı şahsiyetler olduklarını, en azından arada bir de olsa Hükümet’le ayrı düşebileceklerini unutuyorlar.
Ortada çok basit bir soru var: Her durumda Hükümet’le aynı paralelde ses veren bir koroya neden güvenilsin? Neden bu kalemleri ciddiye alalım? Kral çıplak olduğunda kral çıplak diyemeyen bu kalemler, hangi saygınlıkla kendi dünyaları dışındakilere ses verebilirler?
Kendilerini iktidarla bu denli özdeşleştirenlerin, sürekli olarak iktidarın devrilmesinden korkmaları ne tuhaftır? “Her eleştiri sahibi bilerek veya bilmeyerek AKP’nin devrilmesine çalışmaktadır. Bu durumda onlar ne derlerse desinler, tam tersi pozisyondan savunma yapılmalıdır.”
Burada ortaya çıkan tavır, iktidarın eleştirilmesini vatan hainliğine bağlayan totaliter rejimlerde yapılandan çok da farklı değildir.
Sürekli olarak AKP’nin devrilmeye çalışıldığı iddiasına sarılmak, aslında bu çevrelerin yakalanmış oldukları iktidar sıtmasının da bir yansımasıdır. Ak Saray’ın maliyetini, yapılma tarzını, Erdoğan’ın değişen pozisyonuna göre işlev değiştirmesini eleştirmek, AKP’nin sandık dışı yollardan devrilmesini onaylamakla neden ilişkili olsun?
Tartışmayı hep minder dışına taşırma alışkanlığından gına geldi: “Ya darbecilere hizmet ediyorsunuz, ya da onların uluslararası karanlık patronlarına.” Aslında buradaki mantık tersinden de okunabilir: 2010 Referandumundan ve Gezi sürecinden bu yana AKP’yi eleştiremeyenler, bu partinin yaptığı hatalarla ülkeyi yönetilemez hâle getirmesinden, giderek tırmanan kutuplaşmadan da kısmen sorumludurlar.
Eğer onlar AKP’ye yakınından eleştiri getirebilselerdi, bu parti kendisine çekidüzen vermek zorunda hissederdi. AKP’liler bunca aydının kendilerini parti için siper etmelerinden dolayı kendi hatalarıyla yüzleşmektense “savaşta her araç mubahtır” anlayışına giderek daha fazla savrulmaktalar.
Tam da bu gidişat, ülkeyi iç savaş tehdidinden, Ortadoğu’da yanlış işler yapmaya, hatta muhtemel darbe hesapları olanların ekmeğine yağ sürmeye müsait kaygan bir zemine itiyor. Yarının Türkiye tarihini yazanlar, tüm bu gidişata hayır deme bilinci ve gücü olanların akıl almaz eylemsizliklerini hesaba çekecekler.
Yazarlar
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017