Ahmet ALTAN
Sokak, gittikçe daralıp incelerek uzanıyordu, kaldırımların kenarlarına kalın damarlı kuru yapraklar birikmişti, dallarının ucunda turuncu renkli meyveleriyle bir portakal ağacı bir bahçede yapayalnız duruyordu, sabahın pembemsi küllü aydınlığı apartmanların arasından sokağa grileşerek sızıyor, bu tuhaf renk her şeyi gerçekliğinden koparıyordu.
Bir duvarın üstünde, oraya biri tarafından yerleştirilmişe benzeyen bir kedi hiç kımıldamadan duruyor, başını oynatmadan sadece gözleriyle beni izliyordu.
Bir an, bir elin sokağı daralan ucundan tutup çekerek her şeyi hızlı bir girdabın içine yuvarlayacağı duygusuna kapıldım, çok kısacık bir süre için kendi algılarım, tasavvurlarım ve tahayyüllerimle yarattığım dünyayla aramda bir kopukluk oldu, kendi gerçekliğim bir göz kararmasıyla ellerimin arasından kayıp gitti.
Aslında, sokağın ıssızlığından, sessizliğinden, her zaman sahip olduğu canlılıktan uzak durgunluğundan etkilenen bir yanımın, tahrikkâr bir oyunculukla bana bir hayal yarattığını, bununla eğlendiğini biliyordum ama bir yanımın yarattığı bu oyuna, diğer yanım, sanki bu bir oyun değilmiş, bunun bir oyun olduğunu bilmiyormuş gibi büyük bir arzuyla ayak uydurup, bu bir oyun değilmiş gibi algılıyordu.
Oyunu yaratıp gerçekleri bozan da, o oyunu gerçekmiş gibi kabul eden de bendim.
Hem gerçeğin ne olduğunu bilip, hem de gerçeğin başka bir şey olduğuna inanabilmek beni önce şaşırttı.
Sonra düşündüm.
Gerçekle nasıl bir ilişkimiz olduğunu.
Gerçek olmadığını bildiğimiz halde bir şeyi gerçekmiş gibi kabul edebilir miyiz?
Böyle sorulduğunda, marazi bir hastalığın kokusunu duyar gibi oluyor insan.
Ama sonra fark ettim ki değiştiremediğimiz asıl gerçeğin içinde “gerçek olmayan” küçük adacıklar yaratıp onlara inanma ihtiyacı, insanlığın en eski ve en önemli ihtiyaçlarından biri.
İnsan zihni, gerçekle oynamayı seviyor.
Gerçek olmadığını bildiklerini “gerçekmiş” gibi kabul edebilen büyük bir kabiliyete sahip.
Sanat da, gerçekle oynadığımız bu küçük oyundan doğuyor zaten, bu anlaşılmaz “oyunculuk”ihtiyacından doğuyor.
Sinemayı düşünün.
Bir salona giriyorsunuz, ışıklar sönüyor, karanlıkta önünüzde bir perde aydınlanıyor ve orada bir macera seyretmeye başlıyorsunuz, seyrettiğinizin gerçek olmadığını biliyorsunuz, bilinciniz bütün berraklığıyla o “filmin” sadece bir oyun olduğunun farkında.
Ama o aynı “berrak bilinç” bir anda “gerçek olmadığını” bildiği bütün o görüntülerin gerçek olduğuna inanıyor, seyrettiklerine katılıyor, seyrettikleriyle birlikte duyguları değişiyor, aşkı, özlemi, acıyı, hiddeti hissediyor.
O anda hissettiklerinizin hepsi gerçek.
O “gerçek” duyguları yaratan perdedeki bütün görüntüler de sahte.
Seyrettiklerinizin gerçek olmadığını bildiğiniz halde nasıl gerçek bir şekilde etkileniyor ve gerçek duygularla gülüyor, ağlıyor, öfkeleniyorsunuz?
Bu, binlerce yıldan beri böyle.
Ta eski Yunan’dan bu yana insanlar “oyunlar” yazıp oynuyorlar, seyirciler gidip seyrediyorlar, seyrettiklerinin gerçek olmadığını bilmelerine rağmen buna inanıyor ve gerçek duygulara kapılıyorlar.
Niye insan gerçekle “oynama” arzusuna sahip?
Gerçek olmadığını bildiği “oyunları” nasıl gerçekmiş kabul ediyor?
Ve nasıl aynı anda hem gerçek olmadığını bilip hem de gerçekmiş gibi kabul edebiliyor ve bu iki durumun da farkında oluyor?
Gerçekten gerçek olmayana, gerçek olmayandan gerçeğe çok rahat, hiçbir huzursuzluk duymadan geçebiliyoruz, bu “geçişlerimiz” sırasında gerçekle ilişkimiz bozulmuyor, zihnimiz gerçeklik algısını hiç kaybetmiyor ama bu algıyı kısa bir süreliğine “değiştirebiliyor”, gerçekliğin büyük kıtasından gerçek olmayanın küçük adasına sıçrayıp geri dönebiliyor.
Üstelik, gerçek olmadan gerçeği taklit eden bu filmleri, oyunları izlemek ya da gerçek olmayan bir“romanı” okumak, bizim kendi sahici gerçeğimizi daha iyi, daha derinden, daha kuvvetli algılamamızı, o gerçekliği daha iyi kavramamızı sağlıyor.
Gerçeği daha iyi anlayabilmek için onun taklitlerine ihtiyaç duyuyoruz.
O devasa, büyük, uçsuz bucaksız gerçeği kucaklamakta zorlanan zihnimiz, onun küçük taklitlerini çok rahat kucaklayıp kavrıyor, büyük gerçekler karşısında olduğundan daha “gerçek” duygular hissedebiliyor, büyük bir felaketi, büyük bir katliamı, büyük bir haksızlığı duyduğunda ya da gördüğünde pek fazla sarsılmayan duyguları, bunun küçük ve gerçek olmayan taklidini gördüğünde gerçeği daha iyi hissediyor.
Sanırım, gerçeği daha iyi anlayabilmemiz için onun küçük ve gerçek olmayan taklitlerine ihtiyaç duyuyoruz.
Onun için gerçekle oynuyoruz, gerçekle oynamaya ihtiyaç duyuyoruz.
Zihnimiz kendinden emin olarak, büyük bir güvenle gerçekle gerçek olmayan arsında geziniyor, bu gezintiyi arzuluyor, bu olmadığında eksikliğini hissediyor.
Siz ona bu oyunu vermezseniz, o oyununu kendi yaratıyor, alıyor sizi kısacık bir anlığına bile olsa bir girdabın içine sokup çıkartıyor.
Yeniden başımı kaldırıp sokağa baktığımda, her şey yerli yerindeydi.
Kedi yoktu yalnızca.
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları

























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.05.2020
21.01.2020
6.02.2019
28.11.2019
23.11.2019
11.11.2019
21.03.2020
25.09.2018
19.09.2018
26.08.2018