Atilla YAYLA
Ekonomik büyüme fikri ve olgusu, sağcısı ve solcusuyla, Marksisti ve feministiyle, düşünürü ve sıradan aydınıyla pek çok kesim tarafından çeşitli eleştirilere maruz bırakılır. Genellikle söylenen, sınırsız ekonomik büyümenin kendi başına bir amaç haline getirilmesinin yanlış olduğu, büyümenin sınırlarının olması gerektiği, sınırsız büyüme tutkusunun insanî değerleri erozyona uğratarak bir taraftan bencillik ve materyalizmi, diğer taraftan eşitsizliği teşvik ettiğidir. Bu çerçevede, ihtiyaçların sınırsız, kaynakların ise sınırlı olduğu gerçeğinin bazen ciddî bazen komik yaklaşımlarla reddedildiği ve ihtiyaç kavramına bir sınır çekilmesinin talep edildiği de oluyor.
Bu eleştirilerde bir haklılık var mı? Ekonomik büyüme, birilerinin insanlara empoze ettiği sunî, anlamsız ve ahlâksız bir amaç mı? Daha önemlisi, bu görüşleri -- yani ekonomik büyümeden vazgeçmeyi veya ekonomik büyümeyi sınırlamayı -- esas alan ekonomi politikaları geliştirilebilir mi? Geliştirilirse, sonuçları ne olur?
Bugün tartıştığımız ekonomik büyüme (kalkınma, gelişme) yeni bir vaka. Tartışılmasının sebebi var olması. Olmasaydı tartışmaya konu yapılamazdı. Bundan 500 sene önce yaşamış bir insana ekonomik gelişmenin iyi bir şey olmadığı söylense, ya anlamaz ya da dehşete düşerdi. Çünkü bunun ne demek olduğunu kendi hayat tecrübesiyle bilirdi. Ekonomik büyümeye tepki, ekonomik büyümenin insanların hayatını önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak ölçüde değiştirmesinden sonra doğdu.
Modern kapitalizmin doğmasından ilk rahatsızlık duyanlar Avrupalı muhafazakârlardı. Muhafazakârlar refah seviyesindeki hızlı yükselmenin insanları yozlaştıracağından, dinî ve ahlâkî değerleri aşındıracağından, geleneksel toplum yapısını tahrip edeceğinden korktu. Daha sonra ortaya çıkan Marksist sosyalizm muhafazakârlıktan farklı bir pozisyon aldı. Başlangıçtaki iddiası refahı geriletmek değil yaygınlaştırmak ve insanları refah bakımından eşitlemekti. Kendi zamanında Sovyetler Birliği hızlı sanayileşmeci ve büyümeciydi. Bugün de Çin öyle. Ancak zamanla sosyalist çizgi, azınlıkta ve/ya muhalefette olduğu toplumlarda, anti-büyümeci bir eksende gelişti. Bugün ekonomik gelişme eleştirilerinde genellikle muhalif sosyalistlerin türettiği tezlere başvuruluyor ve zengin, müreffeh ülkelerin bazı vatandaşları bile doludizgin ekonomik kalkınma aleyhtarı söylemler tutturuyor.
Şüphe yok ki ekonomik büyüme ne kendiliğinden, ne de kendi başına bir amaç. Dünyanın hâlihazırdaki en zengin ülkeleri (meselâ ABD) yanlış ekonomi politikaları uygularsa, hem mutlak hem nisbî olarak geriler ve fakirleşir. Ekonomik büyüme sadece rakamlar seviyesinde bir anlam taşımaz. Her yönüyle insan hayatına yansır. Bu konuda elimizde öyle çok veri var ki, hepsini aktarmaya sayfalar yetmez. Birkaç yüz yıllık bir perspektiften bakıldığında, ekonomik büyümenin insan hayatında pek çok müsbet değişimin ya doğrudan sebebi olduğu, ya da bu değişimlerin yolunu açtığı görülür. Bütün istatistiksel veriler ülkeler zenginleştikçe ortalama ömrün uzadığını, hastalıklarla daha iyi mücadele edildiğini, çocuk ölümlerinin gerilediğini, beslenme rejiminin istikrar, çeşitlilik ve zenginlik kazandığını, insanların hayatının daha renkli ve zevkli hale geldiğini gösteriyor. Zenginleşme, çoğu zaman iddia edildiğinin tersine, maddeye düşkünlüğü de artırmıyor, aksine geriletiyor. Zenginleşen toplumlarda insanlar gayri maddî içerikli faaliyetlere, düşünmeye ibadete, ya da kültür ve sanat eserlerine daha fazla zaman, kaynak ve enerji ayırabiliyor.
Uzak geçmişe değil, günümüze bakarsak durumu daha iyi görürüz. Modern ekonomik gelişme ilk olarak bir zamanların fakirlik havzası Avrupa’da vuku buldu. Bunun sebepleri biliniyor. Aynı şeyi dünyanın geri kalan kısımları uzun süre yapamadı. Meselâ Çin ve Hindistan farklı yollar takip etti. Çin istikrarı dinamizme, donuk toplumu serbest bireye önceleyen geleneksel sosyo-kültürel çizgisine, komünizmde yeni bir dayanak buldu. 1940’ların sonundan itibaren yaklaşık 30 yıl komünist tahakküm altında yaşadı. Siyasî baskıyla birleşen ekonomik merkeziyetçilik korkunç sonuçlara yol açtı. Açlık, sefalet sıradanlaştı. Mao’nun akıl ve ahlâk dışı “Büyük İleri Atılım”ında 30 milyon -- evet, 30 milyon -- kişi öldü. Hindistan da, ne yazık ki bağımsızlıktan sonra sosyalistimsi bir ekonomide karar kıldı. Bu yüzden, Çin’den daha uzun süre, tâ 1990’ların başlarına kadar nüfusunu açlık ve sefaletten kurtaramadı. Şimdi her iki ülkede de ekonomik sistem reforma tâbi tutuluyor ve kapitalizme yöneldikçe toplum zenginleşiyor. Çin’de son çeyrek asırda kişi başı gelir 7 kat arttı. Hindistan’da da benzer şeyler oluyor. Bu gelişmeler aynı zamanda bütün dünyanın sosyo-ekonomik kompozisyonunu değiştiriyor. Bir zamanlar Batılı beyaz adama ait olan bazı sıfatlar doğuya kayıyor. Hintli iktisatçı Bhalla’ya göre 1960 yılında dünyadaki orta sınıf esas itibarıyla beyazdı (yüzde 63 oranıyla). Orta sınıfın yalnızca yüzde 6’sı Asyalıydı. Şimdi tablo farklı; dünya orta sınıfının yüzde 52’si Asyalı. Belki de on sene içinde Uzak Doğu dünyanın en büyük ekonomik bölgesi haline gelecek. Oraların halkları da Batılılar neye sahipse ona sahip olacak. Bütün bunlara yol açan ekonomik gelişmenin anlamsız ve yararsız olduğu nasıl söylenebilir?
Mühim bir mesele daha var. Bir şeye karşı çıkmak, alternatifini ortaya koymadıkça çok anlam taşımaz. Ekonomik büyümeye şu veya bu gerekçeyle karşı çıkanlar nasıl bir ekonomik sistem istediklerini, bunu nasıl kurup çalıştıracaklarını da açıklamalı. Ekonomik büyüme sıfırlanacak mı, sınırlanacak mı? Hangi şık olursa olsun, bu nasıl yapılacak? Kendi haline bırakılan insanlar daha iyi yaşama şartlarını daha kötü yaşama şartlarına tercih ettiğine göre, bu eninde sonunda bireysel insanların özgürlük alanlarına ve hayatlarına müdahale anlamına gelmeyecek mi? Bu müdahale ve sınırlandırmalar neyle, nasıl meşrulaştırılacak? Buna uymak istemeyen insanlara ne olacak? Bunlara benzer pek çok soru ekonomik büyüme karşıtları tarafından cevaplandırılmayı bekliyor.
Ekonomik gelişme insanların hayat şartlarının iyileştirilmesinin; erken ölüm, hastalık ve yoksullukla etkili şekilde mücadele edilmesinin; hayatın daha zevkli ve verimli yaşanmasının temel yoludur. Bu yüzden çok anlamlı ve gereklidir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.04.2021
24.04.2020
12.02.2020
13.11.2019
28.07.2019
28.05.2019
22.05.2019
14.05.2019
12.05.2019
18.04.2019