Cengiz AKTAR
Kan kokusuyla beslenenlere rağmen inatla savaşa karşı olmak gerekiyor.
Bugün Türkiye’de bütün diğer fay hatlarını belirleyen iki fay hattı var. İlki rejim gibi düşünen ve hareket edenler ile rejim gibi düşünmeyen ve hareket etmeyenler arasındaki. Ancak savaşın yarattığı ikinci fay hattı bunu da belirler hâle geldi. Toplumun yarıldığı yer, savaşı ve ölümü kutsayanlarla buna karşı çıkanlar arasında.
Türkiye’nin savaşı, “insanlıktan çıkarma” (dehumanisation) yoluyla artık insan sayılmayan insanlara her türlü insanlıkdışı muameleyi meşrulaştıran cehennem kapısını açıyor.
Dışarıda Afrin Kürtlerini şehvetle katleden hava ve kara bombardımanı onların insanlıktan çıkarıldığını faş ediyor. Dün Roboski katliamını perdelemek için elinden geleni yapan cengâver bugün Afrin’de meşruiyetinden sonuna kadar emin vuruyor.
İçeride savaşa karşı olanlara başlatılan cadı avı, rejimin bugüne kadar bütün hukukdışı uygulamalara rağmen tam manasıyla başaramadığı zapt-u raptın anahtarı. Savaş karşıtlarına “kimdensin” diye kükreyen rejim için onlar millî ve yerli değil, sırası geldiğinde katli vacip hain.
Daha önce Alman ve İtalyan örneklerinde görüldüğü gibi savaş, faşizm için en bereketli rahim. Savaştan beslenip büyüyor Türkiye’nin faşizmi.
Genç ve dinamik Türkiye başkomutanının arkasında savaş, kan, ölüm nöbetinde ceset çetelesi tutuyor. Yüzyıldır bu toprağı esir almış şiddetten arınmak kolay değil elbet. Hayatın her köşesine, her tavır ve ifadeye sinmiş, devleti, siyaseti, toplumu, evimizi esir almış bir şiddet sarmalı bu. Fiiliyata dökülmediği zaman dilimizde yaşayan, bir azınlık dışında kimseyi rahatsız etmeyen, sıradanlaşmış bir şiddet.
Elbet beşeriyetin tarihi savaşın da tarihi. Sümer’de yazının icadıyla birlikte başlayan sicilden bu yana, yani 5600 yıldır hepi topu 300 yıla karşılık gelen barış yaşandığı söylenir. Bunun büyük bölümü de 200 yıl süren “Pax Romana”, Roma Barışı’dır.
Savaş sadece insan kaybı değil her anlamda en yıkıcı ve pahalı insan eylemi. Keza savaşı engellemenin yollarını aramak, farklı toplulukların birbirleriyle olan ilişkilerini de belirlemiş.
Arayışın özü “farklılıklarımızı ve bunlardan doğan çatışmalarımızı birbirimizi katletmeden muhafaza etmek” diye özetleyebileceğimiz bilgelik. Sadece yakın dönemlere mahsus da değil; insan yeryüzünde var olduğundan beri mevcut bu arayış. İnsan toplulukları savaşın mukadderliğiyle nasıl baş etmiş? Antropoloji çalışmalarının hatırı sayılır bölümü bu sorunsalda yoğunlaşır.
“Savaş, bir daha asla” şiarıyla bildiğimiz komşumuz Avrupa’ya milyonlarla ifade edilen bir dünya savaş yetmedi, yirmi yıllık bir “teneffüs” arasından sonra yine milyonların ölümüne sebebolan bir topyekûn savaş daha yaşandı.
Son büyük savaşın üzerinden yetmiş küsur yıl geçti. Bu süre zarfında kıta çapında hafıza çalışması yapıldı. Adalet arayışı hiç tükenmedi. Okul kitaplarından popüler kültüre kadar her mecrada insanın hemcinsine reva gördüğü şiddet işlendi. İkinci savaşta Avrupa’daki milyonlarca kaybın %60’ı Yahudi Soykırımı’nın ana nedenini oluşturduğu sivil ölümlerden oluşuyordu. Avrupa coğrafyasında bir iki istisna hariç, 20. yüzyıldaki savaşlardan nasibini almamış sivil halk yoktur.

Bu dehşet verici sicile rağmen bugün kıtada kimse savaşmamayı garanti edecek durumda değil. Zira unutmakla malul insan ve savaş yüzü görmemiş yeni nesiller için barış pek bir şey ifade etmiyor.
Bu nedenle barışın önemini vurgulamak bıkıp usanmadan yapılması gereken bir iş. Küresel Barış Endeksi (Global Peace Index) bu hayırlı işlerden biri.
Avustralyalı işinsanı Steve Killelea’nın girişimi ve desteğiyle başlatılan çalışma hükümetleri, uluslararası kuruluşları ve barış aktivistlerini bilgilendirmeyi amaçlıyor. Endeks, İktisat ve Barış Enstitüsü (IEP) tarafından üretilen, bu Enstitüden uluslararası barış uzmanı bir panel, düşünce kuruluşları ve Ekonomist İstihbarat Birimi tarafından harmanlanan verilerle ortaya çıkıyor. Endeks ilk olarak Mayıs 2007’de başlatıldı ve düzenli olarak her yıl açıklanıyor.
Aynı bilimsel heyet Endeks’e ilâveten Küresel Terorizm Endeksi ve Pozitif Barış Raporu’nu da hazırlıyor.
Killelea, “bu, dünya liderleri için uyandırma çağrısıdır Ülkelerin iklim değişikliğinden biyolojik çeşitliliğin azalmasına kadar, dünyanın karşı karşıya bulunduğu büyük zorlukları çözmek için daha barışçıl olmaları gerekiyor” diyor.
Endeks ele aldığı 163 ülke için 26 kriteri inceliyor. Bu ülkeler 1 milyonun üzerinde nüfusa ve/veya 20.000 km2 üzerinde yüzölçümüne sahip.
Kriterler şunlar: güvenlik; çatışmaların süresi, militarizasyon, terörizm etkisi, silâh ithâlatı, silâh ihracatı, hapisleşme oranı, polis sayısı, BM Barış Operasyonlarına katkı, mülteciler ve içmülteciler, siyasî istikrarsızlık, nükleer ve ağır silahlar, haricî çatışma, haricî çatışma zayiatı, şiddetli mitingler, askerî harcamanın millî gelirdeki payı, siyasî terör, cinayet oranı, suç algısı, komşu ülkelerle ilişkiler, iç çatışma, iç çatışmanın yoğunluğu, iç çatışma zayiatları, asker sayısı, şiddet suçları, bireysel silahlara erişim.
Raporda ele alınan iki kavramdan kısaca söz edelim. Negatif Barış ile Pozitif Barış.
Negatif Barış şiddet yokluğu veya şiddet korkusu yokluğu demek, ama barış demek değil. Uluslararası İlişkiler literatüründe “No war no peace”, Ne savaş ne barış” dediğimiz duruma karşılık geliyor.

Pozitif Barış farklı: Barışçıl toplumlarda barışı oluşturan ve sürdüren davranış, kurum ve yapıların varlığı ile ölçülüyor. İnsanoğlu ve insankızının gelişmesine ortam hazırlayan yapılar bunlar. Bu yapılar sayesinde insanî gelişim, âdil ekonomik faaliyet, bilim ve yenilik, iyi yönetişim daha etkin ve uzun erimli oluyor.
Şiddetin küresel ekonomideki payı 2016’da satınalma gücü paritesiyle 14.3 trilyon dolar olduğu, bu rakamın dünya hâsılasının yüzde 12,6’sına denk geldiği, bu kaybın her dünyalı için 1953 dolar olduğu hatırlanacak olursa savaş ve şiddetin neden insanın en “pahalı” faaliyeti olduğu bir kez daha anlaşılıyor.
Gelelim zurnanın zırt dediği yere: 2017 raporuna göre Türkiye 163 ülke arasında kendine yakışır şekilde 146’ıncı!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları












































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.01.2026
1.03.2022
4.01.2022
18.05.2021
10.05.2021
24.04.2021
24.03.2021
23.02.2021
20.01.2021
12.01.2021