Demir Küçükaydın
“Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.”
İsyan eden köylüler dağa çıkabilir veya dağa çıkanları koruyabilirler.
Sömürgelerde bir “ilk kurşun” sömürgecinin ya da beyaz adamın dokunulmazlığı ya da yenilmezliği efsanesini yıkarak bir direnişin başlatıcısı olabilir.
Köleleşmemiş, henüz tamamıyla direnci kırılmamış toplumlarda “göze göz, dişe diş” diyen bir geleneğin sürdüğü toplumlarda, sert mücadele biçimleri çok daha büyük destek bulabilir.
Ancak Türkiye’deki gibi 5000 yıldır şark despotluğunun hükmü altında yaşamış; her umudu en kısa zamanda o devlet tarafından olmamışa çevrilmiş ve bu tarihsel tecrübeyi bilmeden bilen insanların olduğu bir ülkede, bu yöntemler bir işe yaramazlar.
Bu topraklarda insanlar, sadece devletin parçalandığı; felç olduğu dönemlerde isyan edebilecek cesareti bulabilirler. Ve bu İsyanlar da her zaman kanlı bastırmalarla son bulur.
Bizans ve Selçuklu devletlerinin Moğol akınlarıyla parçalanması Baba İshak/İlyas isyanlarına olanak yaratmıştır.
Timur’un ordularının Birinci Osmanlı Devletini yıkması ve Osmanlı’nın “Fetret Devri” (Anarşi devri) dediği dönemde ancak Şeyh Bedrettin, Torlak Kemal, Börklüce Mustafa gibiler küçük ve yerel de olsa isyana cesaret edebilmişler ve etraflarına köylüleri toparlayabilmişlerdir.
Kaldı ki, bu isyanlara bile bakınca, etkili oldukları yerlerin, köle ruhunun daha az egemen olduğu; uygarlığa en az bulaşmış; neolitik komün geleneklerinin en canlı biçimde yaşadığı; yani uygarlık (Devlet) tarafından en az köleleştirilebilmiş dağlık, ticarete ve devlete uzak yerlerde tutunabildiği görülür. Örneğin Bedrettin’in “Huruç eylediği” Deli Ormanlar dağlıktır, binlerce yıl Orfeusçuluk ve Bogomillik biçiminde komünal geleneklerinin yaşadığı bir bölgedir. Bu gelenekler sonradan da Osmanlı Bektaşiliği biçiminde sürmüştür.
(Hatta Osmanlı’yı devleti kurtarmak için Meşrutiyet ilan etmeye zorlayan “komitacı” direnişlere ve ikinci dünya savaşında Faşist İşgal’e karşı direnişlerde bile bir katalizatör işlevi görmüş olabilir. Bu gelenek, Meşrutiyeti ilan edenlerdeki balkan Bektaşiliği ve Melamilik kanallarından ilk hürriyet ilanına bile etkilerde bulunmuş olabilir. Hatta bugünkü “laik yaşam tarzı”nın bile kökleri bu geleneklere kadar giden izler taşıyabilir. Ama bunlar ayrı konu.)
Ancak kapitalist ilişkilerin ve sanayinin geliştiği modern toplumlarda bunlar işe yaramazlar. Oralarda başka yöntemler, başka mücadele biçimleri, stratejiler, taktikler gerekir.
Hiçbir şiddet içermeyen, somut bir tek hedefte yoğunlaşan, yasal alanı en son noktasına kadar değerlendiren eylem ve örgütlenme biçimleri, köylü ya da sömürge bir toplumda “ilk kurşun”un gördüğü işlevi görebilir.
Sanılanın aksine modern çağın bütün devrimleri, şehirlerde kitlesel hareketlerle gerçekleşmiştir ve aslında sanılanın aksine devrimler en kansız, en barışçıl olaylardır.
Dünyayı değiştiren Fransız Devrimi’nde ölenler bir elin parmaklarını belki aşar. Ölümler sonradan dış müdahaleler, eski egemenlerin isyanları sonunda artar.
Aynı kural Rus devriminde de görülür. Şubat ve Ekim Devrimlerinde ölüm yok denecek kadar azdır.
Haydi Devrim gibi adı “Kanlı”ya çıkmış büyük olayları bir yana bırakalım.
On dokuzuncu yüzyılda modern zamanların ilk modern partisini kuran Alman İşçi ve sosyalist hareketi, yasalar alanında kalınarak, egemen sınıfın gözleri önünde nasıl örgütlenilip mücadele verilebileceğinin ilk tarihsel deneylerini yapmış ve göstermiştir.
Sonunda burjuvazi “yasallık bizi öldürüyor” diye feryat etmekten başka çare bulamamış ve o zaman, yasakların bile para etmediğini görünce “sosyalistlere karşı yasa”yı kaldırmak zorunda kalmıştır.
Dikkat edilsin modern toplumda bütün köklü dönüşümlere yol açan kitle hareketleri şehirlerden çıkar ve esas olarak hep yasal çerçevede başlar.
Örneğin 1950’lerin Amerika’sında siyahların eşit haklar hareketi, Rosa Parks’ın temel hakkını savunması, yani otobüsteki yerini beyaz adama vermemesi gibi bir pasif direnişle başladı ve siyahların otobüs boykotuyla, barışçıl gösteriler ve yürüyüşlerle devam etti.
Oyunu bozan, bu silahsız direnişlere saldıranlar hep beyazlar ve devlet güçleri oldular.
Hareket buna rağmen sivil itaatsizlik, şiddete başvurmama ve direniş çizgisini bırakmayarak en geniş kesimleri harekete geçirebildiği gibi; daha da geniş kesimlerin, hatta tüm dünyanın desteğini alabildi.
Zaten Güney’in müthiş köleci gelenekleri ve ırkçı baskısı, tıpkı bugünkü Türkiye’de olduğu gibi, başka hiçbir direniş biçimine olanak tanımıyordu.
Köleliğin etkilerinden nispeten daha sıyrılmış sanayileşmiş Kuzey’deki Malcom X’in temsil ettiği eğilim belki daha radikaldi, ama aynı kitleselliği yakalayamadı.
Modern toplumsal mücadelelerde kitlesellik hayati önemdedir. Kitlesellik aracılığıyla toplumdaki en temel ve etkili güçlerin duruşlarının değişmesi sağlanabilir ve hedef tecrit edilebilir.
Kitlesel olmayan, radikal mücadele yöntemleri kullanan hareketler genellikle hep başarısız kalırlarken; kitlesel ama belki o kadar radikal görünmeyen hareketler sonuçta “radikaller”den daha radikal sonuçlar ve dönüşümler başarmışlardır.
Çünkü modern toplumda insanların gelişmesi ve siyasi eğitimi sosyal hareketler ve örgütlenmeler dışında mümkün değildir. Marks, Proletaryanın devrimci bir harekete, toplumsal yapıyı ve düzeni dönüştürmek kadar, esas olarak kendini de dönüştürebilmek için ihtiyacı olduğundan boşuna söz etmez.
Geniş kitlesel hareketlerin eğitici ve dönüştürücü gücü, radikal ve dar hareketlerin eğitici ve değiştirici gücünden çok daha fazladır.
Kaldı ki, radikal ve sekter hareketler bir süre sonra içine kapanıp, taşlaşma, ve bölünme eğilimleri gösterirler ve tersine bir seleksiyon ile tersine bir dönüştürücülük işlevi yüklenirler.
Karşı devrim ve gericilik dönemlerinde, (Tıpkı şimdi Türkiye’de olduğu gibi) küçük, bürokratlaşmış, radikal örgütlerin yaygınlaşması bu eğilimin bir görünümünden başka bir şey değildir.
Bu sözü edilen ilişki, Avrupa ülkelerinde İşçi Hakları ve Örgütlenmelerinin ilginç paralelliğinde bile görülebilir. Militan ama bölünmüş bir işçi hareketi ve örgütlenmesi geleneğinin olduğu Fransa’da işçilerin hakları ve diğer sosyal haklar, bölünmemiş ama daha az militan işçi hareketlerinin olduğu kuzey Avrupa’nın Protestan ülkelerine göre daha geri ve zayıftır.
*
Ama modern şehirlerde en önemli silah, silahsızlıktır daha doğrusu şiddetsizliktir; yasaları imkânlarını kullanmaktır.
Bununla ancak kitleselliğe ulaşılabilir.
Yakından bakılınca bunlardın birbirinden ayrılmadığı görülür. Ancak yasal olanaklara dayanan, şiddetsiz hareketler kitleselleşebilir; bu mücadele biçimleri de ancak kitlesel olduklarında etkili bir yöntem olurlar.
O halde, kitlesellik, yasallık, şiddetten kesinlikle kaçınma birbirinden ayrılamaz.
Bunlardan biri olmadığında diğerleri işlevsizleşir.
*
Peki bizlerin zorluğu nedir.
Türkiye’de fiilen yasalar kalmamış bulunuyor.
Olağanüstü hal zaten var olan yasaların ilgasının yasallaştırılmasından başka bir şey değildir.
O halde hemen hiçbir politik hakkımızın bulunmadığı; devletin her türlü yası dışılığı ve keyfiliği yaptığı ve bunu yurttaşları sindirmek için kullanıldığı (bugün Reina katilinin işkence edilmiş resimlerini servis ederek bir silaha dönüştürdüğü gibi) bir ortamda, hangi hakkımız var ki, bu hakka dayanarak, şiddetsiz de olsa bir direniş yapabilelim?
Evet bütün politik haklarımız alınmış bulunuyor.
Ama hala küçük bir alan var.
İnsanların ve yurttaşların yürümek, soluk almak, yemek yemek, bir yerde durmak, oturmak, ayakta sohbet etmek gibi çok temel bazı yurttaşlık ve insan hakları alanı var. Bu alana saldırı açık bir iç savaş ilanı ve başlatılması anlamına gelir.
Bu alanı terk etmemek ve burada bir direniş hareketi başlatmak mümkündür.
Ancak bu politik olmayan ama temel insan haklarına dayanan alanda kalarak; böylece geniş kitlelerin katılımını sağlayarak bu diktatörlüğe dur diyebiliriz.
Bunu başarmak zorunayız.
Ve de başaracağız.
Sadece hedefi doğru koymak: #HAYIR;
Doğru mücadele biçimini belirlemek: temel yurttaş ve insan hakkına dayanarak; olarak her gün aynı yerler ve aynı saatlerde, durarak, oturarak, birkaç kişi sohbet ederek, yürüyerek, volta atarak, daireler çizerek, herkes kafasına göre takılarak, göğsümüzdeki, sırtımızdaki #HAYIR ile bulunmak ama gösteri ve toplantı yürüyüşleri alanına girmemeye azami dikkat etmek;
Asgari bir “kritik kütle”yle;
Stratejik büyük şehirlerin, stratejik yerlerinde;
Bir başlangıç yapmak gerekiyor.
Burada “Kritik kütle” kritik önemdedir.
Başlangıç da çok önemlidir.
Bir Rosa Park er veya geç çıkacaktır.
Başarcağız.
Çünkü #HAYIR’da #HAYIR vardır.
Demir Küçükaydın
17 Ocak 2017 Salı
@demiraltona
https://demirden-kapilar.blogspot.de/
https://www.youtube.com/user/demiraltona
https://drive.google.com/open?id=0BxCB_Gtx8VYAcDREeTJVLW93MjA
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları


























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.04.2020
30.03.2020
19.03.2020
18.03.2020
17.03.2020
10.03.2020
2.03.2020
1.03.2020
2.02.2020
3.01.2020