Etyen MAHÇUPYAN
İnsan, çevresindeki hızlı değişen olgulara karşı özellikle duyarlıdır. Fırsatlar ve tehditlerin farkında olmamız bu hızlı değişenlere olabildiğince hızlı ve doğru tepki vermeyi gerektirir. Ve çoğu zaman buna düşünecek zamanımız olmaz… Nörobilim değişime olan duyarlılığımızın bilinçdışı olduğunu gösteriyor. Bilinçdışı bilinci sürekli olarak uyarır ve bilincin yavaş kalması kaçınılmaz olduğu için de çoğu zaman onun adına hareket eder. Bilinç ise yine çoğu zaman bilinçdışının eylemini doğrulayacak sebepler bulur, onu meşrulaştıracak bir hikaye uydurur.
Bu durumda bilimin, ama asıl sosyal bilimlerin hızlı değişene odaklanmasında önemli bir sorun var demektir… Zihnimiz hızlı değişenin daha önemli olduğunu, yavaş değişeni ‘belirlediğini’ kabullenmeye çok daha hazırdır ve bilim de genellikle bu yoldan ilerler. Oysa yavaş değişen olgular hızlı değişenleri kuşatır, yoğurur, yeniden anlamlandırır ve işlevsel kılar. Kültürel evrim süreci içerisinde en yavaş değişen ise zihniyettir…
Tam da bu nedenle geçmiş hakkında konuşma hakkına sahip oluruz. Çünkü bugünkü zihniyetimizi geçmişle paylaşmaktayız ve antropolojik olarak tümüyle insana ait bir özellikten söz etmekteyiz. Tabii ki Kayınpeder-Damat ilişkisi ile örneğin belirli bir Sultan-Sadrazam ilişkisi bire bir aynı olamaz. Ama somut sözcükler ve davranışlar değişse de ilişkinin temel özellikleri, normları, karşılıklı beklentileri, nasıl algılanıp değerlendirildiği ve nihayet ilişkinin bizatihi anlamı aynı kalabilir.
Bu topraklar Bizans’tan bu yana esas olarak ataerkil zihniyetin egemenliği altında yaşıyor. Otoriterlik destek işlevini aşarak tarihin çeşitli dönemeçlerinde geçici olarak öne çıkabilse de, kültürel kodlarımızın ve anlam çerçevemizin temelinde ataerkillik yatmakta… Yüzyıllar içinde zihniyetimiz de bir miktar değişti, yeni formlar kazandı ama ataerkilliğin belirleyiciliğinden uzaklaşmadı.
Ataerkillik Osmanlı’nın ‘olgun’ dönemine damgasını vuran, o dönemi yaşayanlar tarafından ‘olması gereken nizamı’ sağlayan zihniyetti. Sadece saray ilişkilerinde değil, tüm toplumsal yapı ve sistem üzerinde belirleyici bir etkiye sahipti.
Osmanlı’da devletin toprak genişletme stratejisi, tebanın vergi verme potansiyeli ve ticaretin vergilendirilmesi açısından işlevseldi. Fetih sonrası çoğu zaman yerel halktan, hatta eski yöneticilerden biri ‘vali’ atanıyor ve dirlik düzenliği sağlayıp gerekli vergi ve iaşeyi sağlaması bekleniyordu. İskan politikaları demografik dengeyi bir miktar değiştirerek hem tebayı genişletiyor, hem de söz konusu toprağın kaynak sağlama niteliğini kalıcı kılıyordu.
Bu sistemde teba merkeze kişi olarak değil grup olarak muhataptı. Vergi mükellefi doğrudan köylerdi. Diğer deyişle köylü toprağın uzantısı olarak telakki edilmekteydi. Köye konan vergi veya iaşeyi köy halkı topluca karşılamak zorundaydı. Dolayısıyla bazı köylülerin toprağı terk etmesini köy de iyi karşılamazdı, çünkü kişi başına vergi ve iaşenin payı yükselirdi.
Toplumsal yapı ise millet sistemi üzerinden çok hukukluluk özelliğine sahipti. İbrahimi dinlerin bütün mezhepleri (Aleviler hariç) kendi cemaatlerini kendi hukuk anlayışları çerçevesinde yönetirler ve her türlü istek ya da şikayet için doğrudan Saray’a müracaat ederlerdi. Bu cemaatler (milletler) bir hiyerarşi oluşturur, tepede Sünni Müslüman, ardından sırasıyla Rum Ortodoks, Ermeni Ortodoks, Yahudiler ve diğerleri şeklinde ‘aşağı’ doğru inerdi.
Hristiyan ve Yahudiler bazı renkleri kullanamazlardı, ayrıca ayakkabı, şapka türü bazı giysilerde de belirli renkleri kullanmak zorundaydılar. Buna bir Müslümanla karşılaştığında Gayrımüslimin atından inmesi gerektiği, bir Müslümanla Gayrımüslimin karşı karşıya geldiği davalarda eşitliğin söz konusu olmadığı gibi detaylar eklenebilir.
İlginç bir nokta millet sistemindeki cemaatlerin kendi aralarında hiçbir karar mekanizması oluşturmamasıydı. Hepsi tek tek Saray ile muhataptı ve anlaşmazlık halinde karar Saray’a aitti. Diğer deyişle Osmanlı’da Saray dışında siyaset ima eden bir kamusal alan bulunmamaktaydı. Cemaatlerin siyaseti kendi hareket alanlarını (imtiyazlarını) artırmak ve diğer cemaatler aleyhine genişletmekten ibaretti. Siyaset devletin içinde yapıldığı için, ‘devlete nüfuz’ cemaat siyasetinin temeliydi…
Devletin iç mekanizması hiziplerin rekabeti etrafında şekillenmişti. Bürokraside hamilik müessesesi geçerliydi ve herkes belirli bir hizbin parçası olarak kariyer yapmaktaydı. Devlete intisap edenlerin birçoğu adını değiştirir ve bir anlamda devlet sayesinde yeniden doğmuş olurdu. Öte yandan Saray açısından bütün bu kadroların ‘kul’ olma özelliği vardı ve hem malların müsaderesi, hem de kellelerin alınması olağan bir uygulamaydı.
Sıkça gurur vesilesi yapılan meşveret sistemi de yerleşik bir hak veya yetki/sorumluluk uygulaması değil, Sultan’ın mizacına ve keyfine göre işleyen bir mekanizmaydı. Uygulandığı zaman da herkes fikrini uygun gördüğü ölçüde ve ‘usturuplu’ şekilde söyler ya da gizler ve kararı Sultan verirdi.
Ataerkillik Osmanlı’da aileden başlayarak sanatın, eğitimin, zanaatkarlığın organizasyonuna, köleliğin toplumsal yapı içindeki yerine kadar belirleyici olan zihniyetti…
Bu genel tablonun her zaman geçerli olmak bir yana, tarihsel sürecin bütünü içinde kısa süre için ve merkezde geçerli olduğu öne sürülebilir. Yukardaki her olgunun çok sayıda çeşitlenmeye açık olduğu, farklı uygulamalara cevaz verdiği söylenebilir. Söz konusu ideal yapının hızla değişip amorflaşmasından dem vurulabilir… Ancak bizi ‘olması gerekenin’, ‘doğru nizamın’, ‘ideal alemin’ uygulanmaya çalışıldığı kadarıyla ne ve nasıl olduğu, yani zihniyet ilgilendiriyor.
Osmanlı dünyası Sarayın otoritesini meşrulaştıran ataerkil bir kapsayıcılığa dayanmaktaydı. Heterojen ve hiyerarşik bir toplumsal yapının ilahi ve değişmez bir düzeni yansıttığı düşünülmekteydi. Bu ‘nizam-ı alem’den her uzaklaşmanın yozlaşma yarattığına, yanlış gidişatın ancak söz konusu nizama dönülerek giderilebileceğine inanılmaktaydı. Toplumsal dokuya indiğimizde ise cemaatçiliğin, rehberliğe muhtaçlığın, kaderciliğin, değişime direncin, bireyselleşme çekincesinin ve eleştiriden kaçınma arzusunun yoğun olduğunu gözlemlemek mümkündü…
Şimdi bu yazıların çıkış noktasındaki soruyu düşünelim: Acaba niye Batı’nın kültürel hegemonyası altına girdik de tarihsel maceramızın en ‘olgun’ ve ‘muzaffer’ noktasında dahi tersini, yani Batı’ya egemen olan bir kültürü oluşturamadık… Mümkün müydü? Hangi koşullarda mümkün olabilirdi?
Zihniyet analizi bu tür sorulara doğru perspektiften yaklaşmamızı sağlayan tek araç… Nitekim zihniyeti dikkate almayan hiçbir çabanın bu sorulara kendi içinde tutarlı ve soruyu aşan gerçeklikle bağlantılı (kendi yaklaşımının farkında) yanıtlar getirmesi mümkün değil.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları











































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024