Fehim TAŞTEKİN
Suriye, Türkiye ve Rusya savunma bakanlarının Moskova buluşmasından sonra dışişleri bakanları sıraya girdi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 16-17 Ocak’ta Washington’da Amerikalı muhatabıyla hasbihal edecek. Büyük ortağın nabzını ölçmeden kendi göbeğini kesecek hali yok! Çavuşoğlu sonra Moskova’da Suriyeli ve Rus mevkidaşları Faysal Mikdad ve Sergey Lavrov’la masaya oturacak. Liderler buluşmasının zeminini yumuşatacaklar. Bu arada dördüncü sandalyeye Şam’a ikinci kez giden BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah’ın da oturtulması yönünde bir isteğin olduğunu anlıyoruz. Ankara-Şam normalleşecekse yeni sürecin Arap ayağını eksik bırakmak istemezler. BAE düşman hatlar arasında kıvraklığıyla mübarek bir 'messenger'. Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez’in himmeti için “İran’a daha fazla kolunu kaptırma” mesajını ileten de Emirlikler. Artık İsrail’den bir yönlendirme hamlesi olacaksa Emirliklerden daha iyi ulak bulunmaz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suriyeli mevkidaşı Beşşar el Esad’ı yoğurma ameliyesinde Rus lider Vladimir Putin’e bel bağladığından Emirliklere fazla iş düşmeyebilir. Ama Türkiye-Suriye normalleşmesinin yeniden inşa ile taçlandırmak isterken finansal ayak BAE ve komşuları olacaktır. O yüzden Şeyh Abdullah’ın Esad’la muhabbeti Erdoğan için de önemli.
Neyse, taraflar şeytanın bacağını kırdı ve normalleşme treni istasyondan ayrıldı. Tökezleyecek, sabote edilecek, ara sıra raydan çıkacak ama ite kaka gidecek!
KÜRTLERİN SEÇENEKLERİ NELER?
Gidecek gitmesine de hasım taraflar fatura ödememek için bedel ödettirecek taraf ararken potansiyel kurban Kürtler neyle karşılaşacak? Malum Kürtlerin liderliğindeki fiili özerk yapının dağıtılması ‘paylaşılan’ bir hedef. Farklılık şurada: Ankara YPG, SDG ve Asayiş dahil bütün güvenlik şemsiyesiyle birlikte fiili özerk yapıyı çökertmek, Şam Amerikan-Kürt ortaklığını çözüp Kürtleri kendi hesabına kazanmak istiyor. Bu da, eğer iddia doğruysa, Moskova’daki ilk görüşmede YPG-SDG’ye karşı ortak cephe fikrinin Şam heyetince reddedilmesine sebep oldu.
Diğer kritik mesele muhalif güçlerin fişinin çekilmesi. Normalleşme girişimi Türkiye destekli gruplarca protesto edilirken Çavuşoğlu, MİT’in güdümündeki üç muhalif temsilciyi ‘satılmayacakları’ yönünde temin etmeye çalıştı. Elbette satılacaklar ama pazarlık sürecinde değil. Esad’dan istenilenler koparılıncaya kadar koz olarak kullanılacaklar.
Muhalif cepheyi başka bir yazıya bırakarak Kürtlerin seçeneklerine bakalım.
Kürtler çıkışı hangi kapıda arayabilir? Yerel, bölgesel ve uluslararası gerçekliğin dayattığı üç adres var: Şam, Moskova ve Washington. Olması gereken diğer kapı Ankara, lakin orası Kürtlere zinhar kapalı. Adeta yeminli düşmanlık üretme kuluçkası. AKP iktidarı “Rojava’daki fiili özerklik dağıtılsın”, “Kürtler Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) katılsın” ve “Şam’a cephe açsın” koşuluyla müzakere masasına tekme atmasaydı içerdeki Kürtlerle sorunun çözümü bölgesel barış için katalizör olabilirdi. Milliyetçi-ulusalcı zemine mıhlanmış Türk-Kürt çelişkisinin aşılmaması bölgesel sorunların çözüm yollarını da tıkıyor.
ŞAM KAPISI, WASHINGTON KAPISINA KARŞI
Şam kapısı, Kürt hareketi içinde Suriye yönetimi ile 1998’e kadar iştigali olan kanat için çözümün gerçekçi adresi. Amerika ile sahada etkileşimi olan unsurlar bu görüşe direniyor. “Çözümün adresi Şam’dır” değerlendirmesi, ABD’nin NATO ortağı Türkiye’yi örselemeyi daha fazla göze alamayıp Kürtleri yarı yolda bırakacağı öngörüsüne dayanıyor.
Rusya’nın teşvikleriyle Şam ve Lazkiye’deki görüşmelerden çözüme yönelik vaatkâr bir sonuç çıkmadı. Sahada günlük işleyişe dair koordinasyon ise çözüm perspektifi içermiyor. Diğer ülkelerin Şam’la ilişkilerini normalleştirmesine karşı çıkan ABD’nin Kürtlerin Esad yönetimiyle müzakerelerine engel teşkil etmediği izahatı ikna edici gelmiyor. Şam’la müzakerelerin temel koşulunun SDG’nin ABD ile işbirliğini bitirmesi olduğunu bilmeyen yok. ABD bölgede kalmak için bir çengel olarak kullandığı SDG’nin bu yola girmesini ister mi? Fakat ABD, Kürtlerle askeri ortaklığa siyasi boyut da katmıyor. Özerk yönetimin geleceğine dair bir perspektif koymadığı gibi Kürtlerin Cenevre sürecinde temsil edilmesi için yeterli ağırlık kullanmadı.
Yine de Washington kapısı birkaç nedenle Kürtler açısından önem arz ediyor:
- Şam’da çözüme kadar Amerikan güçleriyle ortaklık Kürtlere koruma sağlıyor. Amerikan güçleri varken SDG alanlarına karşı askeri bir seçenek geliştirmek zor.
- Kürtlerin Araplarla ortaklığında ABD’nin etkisi büyük. Amerikalıların aradan çekilmesi Arap aşiretlerini Kürtlere karşı bir istikamete çekebilir. Şam’ın üzerinde durduğu bir senaryodur bu.
- Amerikan varlığı bölgedeki petrol sahalarının kontrolü ve Irak tarafına transferinde de işlevsel.
- Amerikan desteği özerklik unsurlarının Batı ve Körfez ile ilişkilerini de kolaylaştırıyor.
- Apocu çizgiyi takip eden YPG’nin IŞİD’le mücadelesi ve ABD ile ortaklığı PKK’nin ‘terör örgütleri’ listesindeki yerini sorgulatan bir psikolojik etki yaratıyor.
- ABD’nin silah ve teknik yardımları da kontrol operasyonlarının sürmesini kolaylaştırıyor.
- Kürtler arası uzlaşmazlıklara rağmen ABD’nin baskıları ile KDP Irak Kürdistan’ına açılan kapıları açık tutmak durumunda kalıyor. Oralar ekonomik olarak da Kuzey Doğu Suriye’nin nefes boruları.
- İlaveten Amerikan varlığı Türkiye-ABD ilişkilerini geriyor. Oluşan çatlaklar Kürtlere manevra imkanı sağlıyor.
Kürtlerin göz ardı edemedikleri faktörler bunlar. Ancak Amerikan kapısındaki bütün bu hesaplar, Şam kapısının kapanma nedeni. Müthiş bir açmaz bu.
Ayrıca Kürtlere Amerikan desteği Ankara’yı, “Akdeniz’e kadar Kürt koridoru kuruluyor” korkusuna ve buna karşı güvenli koridor hesabıyla askeri müdahalelere iten kışkırtıcı bir faktör.
ANKARA’NIN BIDEN YÖNETİMİNİ İKNA İHTİMALİ
Kürtlerin Amerikan desteğine dair hesaplarını bozabilecek karşı hamleler de gelebilir. Eski oyuna dönme ihtimalinden söz ediyorum. Nedir bu oyun? Türkiye’nin bölgesel rolünü İran etkisini kesecek unsur olarak Irak ve Suriye’de öne çıkarmak. Buna Yemen ve Lübnan gibi halkaları da eklemek mümkün. AKP kadroları “Ankara ve Washington’ın dış politika öncelikleri yüzde 90 uyuşuyor” diyerek kendilerine kredi çıktıkları günlerde bu misyonu iyi oynamıştı. Ankara şimdi Şam’la normalleşmeye karşı itirazları yumuşatmak, Kürtlerle ilişkisini bitirmek ve Sezar Yaptırım Yasası’ndan muafiyet sağlamak için Amerikalılara karşı üç açılı bir söylem geliştirebilir:
- Türkiye’nin Şam’la normalleşmesi İran’ın Suriye’deki nüfuzunu geriletirken Rusya’nın etkisini de dengeleyebilir.
- Türkiye normalleşme ve yeniden inşa sürecinde üstleneceği rolle Şam’ı tutum değiştirmeye itebilir.
- 2008’de İsrail-Suriye arasında dolaylı görüşmelere arabuluculuk eden Türkiye yeniden müzakere kanalı haline gelebilir.
Belli ki Ankara’daki karar vericiler, Türkiye’nin kendi içinde Kürt sorununu bir yere bağlamadan Suriye’de Kürtlerin statü elde etmesini tehlikeli buluyor. Bu, Kürtlerle çözüm sürecini yeniden başlatma seçeneğini Amerikalılarla pazarlıklarda araçsallaştırırlar mı emin değilim.
Elbette Kürtleri düşmanlaştırmak yerine haklarını teslim eden bir yaklaşım sergilenseydi hem Türkiye hem Suriye’nin işi kolaylaşır, mevcut düğüme kör düğüm atmak gerekmezdi. Ankara kapısı barışa açılmadıkça Türkiye, Moskova ya da başka kapılarda kurulan masalara oturmaya mecbur kalacak ve dış ilişkiler ağını kendi elleriyle sorunlu hale getirmeye devam edecek.
Beri tarafta Şam’la normalleşmenin hedeflerinden biri sığınmacıların geri dönmesini sağlayacak koşulların temin edilmesi. Bu da Avrupa’nın göçmen korkusunu azaltabilir. Tabii bu mesele ABD’nin umurunda olmayabilir. Ancak sığınmacıları geri göndermek için normalleşme ve Suriye’nin yeniden inşa sürecinin başlatılması şart. Ankara Batılı ortaklarına buradan yürüyebilir.
ŞAM KAPISINDA NE TÜR HESAPLAR YAPILIYOR?
Şam kapısında da hesaba katılması gereken bir sürü denge var. Kürtlerin liderliğindeki özerkliğin bitirilmesi, Türkiye-Suriye barışının önkoşuluna dönüşürken Esad yönetimi bir bakıma cendere altına giriyor. Türkiye ile uzlaşmanın getirileri ile Kürtleri karşıya almanın götürülerini teraziye koymak zorundalar.
Kürtler arasındaki değerlendirmelere baktığımızda şu noktalar öne çıkıyor:
- 11 yılda çok zayıflayan Suriye ordusu YPG-SDG’nin yerini dolduramayabilir. Dera gibi yerlerde muhalif güçlerle sağlanan uzlaşmadan sonra merkezi güçlerin kontrolündeki açıklar giderilemedi. Dürzi bölgesi Süveydiye’de de merkezi sıkıştıran gelişmeler yaşanıyor.
- Fırat’ın altında IŞİD’den geri alınan bölgelerde Suriye ordusu sıklıkla kayıplar veriyor.
SDG’nin dağıtılması, IŞİD’in etkinlik alanını genişletebilir. Bu merkezin karşı karşıya olduğu sorunu büyütür.
- Arap aşiretleri devleti “koruyucu güç” olarak arkalarında hissetmedikleri sürece yeni bir pozisyon alamayabilir. Eski ABD Başkanı Donald Trump Erdoğan’a “Suriye artık senindir” diyerek güçlerini çekeceğini ilan ettiğinde Amerikan teşviki ve IŞİD korkusuna dayalı Arap-Kürt ortaklığının çözüleceği düşünülmüştü. Fakat aşiretler acele etmedi. Aşiret liderleri güvencelere ve gücün kaynağına bakar!
- SDG’nin dinamik ve savaş tecrübesi edinmiş 100 binin üzerindeki askeri varlığının Suriye güvenlik şemsiyesi ile birleşmesi dengeleri değiştirir. Aksi yola sapılması Suriye’yi parçalayacak senaryoları tetikleyebilir.
- Suriye ordusunun yetersiz kaldığı bir seçenekte boşluğu doldurmaya İran unsurları gelir. Bu da Türkiye’nin istediği bir sonuç değil.
Bütün bu hususlar Şam’a Erdoğan’ı memnun edecek şekilde Kürtleri karşı cepheye koymaması gerektiğini telkin ediyor.
MOSKOVA KAPISINDA NE VAR?
Moskova kapısı da Kürtler açısından Şam’a açılıyor. Rusya, Amerikan varlığını zora sokacak, Kürtleri Şam’a itecek ve Suriye hükümet güçlerinin YPG-SDG alanlarına dönmesini sağlayacak şekilde Türkiye’nin operasyon ve kara harekatı tehditlerini kullanıyor. Rusya 20 Kasım'dan itibaren Türkiye’nin karadan askeri müdahalesinin önünü kesen bir duruş sergilerken Tel Rıfat, Menbic, Kobani, Ayn İsa ve Tel Temir hatlarına hükümet güçlerini kaydırdı. Güç kaydırma operasyonu devam ediyor. Bu, YPG-SDG unsurlarının alanını daraltan bir operasyon sayılır. Amerikalılar bu hamleden rahatsız. Onlar da 2019’da çekildikleri yerlerde zaman zaman bayrak göstererek denge kurmaya çalışıyor. Fakat bunun süreci tersine çevirmesi olası değil.
Rusya stratejik çıkarları için Ankara’nın hassasiyetlerini gözeten, Türk-Amerikan çatlağını büyüten, Türkiye-Suriye yakınlaşmasını olgunlaştıran bir süreci yönetirken Kürtlerin ‘etkisiz eleman’ olamayacağını da görüyor. Yani Kürtleri Erdoğan’ın istediği gibi silmenin sorunu çok büyüteceğini biliyor. O yüzden SDG’yi Suriye ordusuna yazdırmanın daha akıllıca olacağını düşünüyor. Bunun için yapılması gereken Türkiye’yi yumuşatmak ve Şam’ı özerkliğin esnek formları için cesaretlendirmek. Üçlü buluşmaya kadar Rusya, Erdoğan’ı esnetecek yaratıcı yaklaşımlar bulabilir mi, bekleyip göreceğiz.
MUHALEFETLE ORTAKLIK: BEYHUDE BİR ÇABA
Kürtlerin bu kritik süreçte yapmayı denedikleri başka bir şey daha var: Türkiye’ye angaje olmamış Suriye muhalefetiyle ilişkileri geliştirmek. Fakat silahlı gruplar, Kürtleri rejim işbirlikçisi olarak görme eğilimini sürdürüyor. Tabii Türkiye’nin bunların fişini çekmesi yeni değerlendirmelere yol açabilir. Şu aşamada Kürtlerin diyalog kurabileceği muhalif figürlerin sahada karşılığının olduğunu söylemek zor.
Kürtlerin hem Türkiye hem Suriye’yi karşılarına alacakları bir seçenek ise iki tarafın yok etme iradesini ortaklaştırabilir. Bu da ölümcül bir senaryo olur.
Üç kapı ve üçüne de yetecek bir kilit; Kürtlerin oturduğu denklem bu. Zor mu, zor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları




















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.01.2026
20.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
30.12.2025
26.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
26.11.2025
11.11.2025