M.Şükrü HANİOĞLU
Türkiye’nin içinden geçtiği zor süreçte “olağanüstülük”ün cazibesine kapılmaması ve bunu “düzen”e dönüştürmekten şiddetle kaçınması gereklidir
Diyalog, çoğulculuk, yasakçı laiklik yorumunun değişimi benzeri taleplerin ardında değişik istihbarat örgütlerinin taşeronluğunu yapan kapalı bir örgütlenmenin darbe girişimi modern tarihimizin en önemli toplumsal travmalarından birisini tetiklemiştir.
TBMM'yi bombalayan, vatandaşlarına acımasızca ateş açmakta tereddüt göstermeyen bu örgütlenmenin neden olduğu travmanın derinliği, güçlü "toplumsal aldatılma" duygusu ile ülkenin ilk kez "darbe"nin ötesinde yabancı güçler adına "işgal" girişimine muhatap olmasından kaynaklanmaktadır.
Bu derinlikteki bir travmanın söz konusu kapalı yapılanmanın bürokrasi, adalet sistemi ve silahlı kuvvetlerde örgütlenmiş üyelerinin ayıklanması ve bunlardan darbe girişimine katılanların cezalandırılması alanında sert bir reflekse neden olması şaşırtıcı değildir. Sadece toplumsal düzeni değil bizzat varlığı saldırıya uğrayan bir toplumun bunun müsebbiplerini tecziye girişiminin meşruiyeti tartışılamaz.
Olağanlaşma tehlikesi
Bu çerçevede değerlendirildiğinde darbe girişiminde bulunanların ortaya çıkarılması ve cezalandırılması için OHAL ilânı ve olağan dışı önlemlere başvurulmasının anlayışla karşılanması gereklidir.
Buna karşılık bu süreçte dikkatle kaçınılması gereken bir tuzak bulunmaktadır. Bu ise yakın tarihimizdeki tecrübelerin de ortaya koyduğu gibi "olağanüstülüğün olağanlaşması," onun kendisini doğuran koşullardan "bağımsızlaşarak" "düzen" haline gelmesi ve değişik gelişmelere uygulanmasıdır. Yakın tarihimiz bunun çarpıcı örneklerini sunmaktadır.
Sadrâzâm Mahmud Şevket Paşa'nın 11 Haziran 1913 günü dış desteği de arkasına alan karmaşık bir darbe koalisyonunun girişimi ile katledilmesi Bâb-ı Âlî Baskını sonrasında yoğun bakıma giren demokrasinin bütünüyle rafa kaldırılmasına neden olmuştur. Elimizdeki vesikalar alınan tedbirlerin anlamsız olmadığı ve kapsamlı bir darbe girişiminin önlendiğini göstermektedir.
Buna karşılık meşru zeminde alınan önlemler süreç içinde kendilerini doğuran nedenlerden bağımsızlaşmış ve "olağanüstülüğün olağanlaştığı" bir "düzen"in doğuşuna neden olmuşlardır.
Bu süreçte Mahmud Şevket Paşa suikastı ile ilişkisi olmayan çok sayıda muhalif Sinop başta olmak üzere değişik şehirlere sürgün edilmiş, ülke ise hızla hazırlanarak sultan tarafından onaylanan ve mecliste tartışılmayan "kavânin-i muvakkate (geçici kanunlar)" ile yönetilmeye başlanmıştır.
Uluslararası konjonktürün de katkıda bulunduğu bu "olağanüstü ortam" sosyalistinden Garbcısına her türlü muhalif sesin "hıyanet-i vataniye" ile suçlandığı bir "düzen" yaratmış ve Harb-i Umumî'ye giriş ya da etkileri günümüze uzanan "Vakt-i Seferde İcraat-ıHükûmete Karşı Gelenler İçün Cihet-i Askeriyece İttihaz Olunacak Tedâbir Hakkında Kanun-i Muvakkat" önemindeki kararlar muhalefetsiz bir ortamda alınmışlardır.
Savaş yenilgisi olmasa ne zaman biteceği belirsiz olan bu "düzen" 1918'de sonlanmış, ama yeni bir "olağanüstü dönem" gecikmemiştir. Kurdelesi Şeyh Said İsyanı (1925) ve İzmir Suikast Teşebbüsü (1926) ile kesilen bu yeni dönemde Takrir-i Sükûn uygulaması ve değişik illerde görev yapan İstiklâl Mahkemeleri yaklaşık yirmi yıl boyunca "olağanüstülük"ün kendisini doğuran şartlardan bağımsız olarak "düzen" haline gelmesine neden olmuştur.
Bu süreçte, Kâzım Karabekir, Rauf Orbay benzeri İstiklâl Harbi kahramanlarından İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin hayatta kalmış liderlerine ulaşan genişlikteki bir yelpazede yer alan "muhalifler," Türk Tarih ve Dil tezleri anlamsızlığındaki yaklaşımları desteklemeyen akademisyenler, iktidarı tenkit eden gazeteciler sindirilmiş, görevlerinden uzaklaştırılmış ya da tasfiye edilmiştir.
Yeni devletin kuruluşu ve millet inşa edilmesi süreçlerinin muhalefetsiz, her türlü eleştirinin "vatan hainliği" ile yaftalandığı bir ortamda yapılmasının günümüzde boğuşmak zorunda kaldığımız sorunların yaratılmasındaki rolü göz ardı edilemez.
Daha da vahim olan, neden kaynaklandığı unutulan bu "olağanüstülük"ün "olağanlaşması"dır. Bu süreçte "olağanüstülük" o denli içselleştirilmiştir ki, Recep Peker çok partili hayata geçiş sonrasında dahi Demokrat Parti liderlerine "İstiklâl MahkemeleriKanunu"nun yürürlükte olduğunu hatırlatmaktan çekinmemiştir.
"Olağan"ın önceliği
Yakın geçmişte yaşadıklarımız "olağanüstülük"ün "dayanılmaz bir cazibesi olduğu" ve çetrefil sorunların hallinde kestirme yol olarak algılanabildiğini ortaya koymaktadır. Buna karşılık tecrübemiz, uzun vâdede bu cazibeye kapılma ve "olağanüstülük"ü kendisini doğuran nedenlerden bağımsız olarak "düzen" haline getirmenin kapsamlı sorunlara neden olduğunu göstermektedir.
Türkiye, kanlı 15 Temmuz kalkışması akabinde haklı olarak ortaya koyduğu refleksler sonrasında, bu cazibeye kapılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Burada düşülmemesi gereken tuzak ufkumuzu "tehdidi önlemek" ile sınırlandırmamızdır. Zikredilen kapalı yapının tehdidinin izalesi Türkiye'nin öncelikli sorunudur. Ama son tahlilde, Türkiye'nin "gelecek tasavvur"u bu yapının olmadığı bir toplumun yaratılmasına indirgenemez.
Bu nedenle Türkiye "olağanüstü"yü "olağanlaştırmak" ve onu "düzen" haline getirmek yerine "olağan"a yönelmek zorundadır. "Olağan" ise katılımcı demokrasinin geliştirildiği, sivil toplumun güçlendiği, her türlü muhalefetin var olduğu ve kimlik ve inançların özgürce yaşandığı bir toplumdur.
Bu hedef göz önüne alındığında "olağanüstük"ü doğuran nedenlerin ortadan kaldırılması için çaba gösterilirken, her türlü muhalefeti bunlarla ilintilendirmek yolunda zorlamalardan vazgeçmek ve "olağan" eleştirileri "olağan düzende" olduğuna benzer biçimde değerlendirmek gereklidir.
Geçmişte yaşadığımız tecrübeler tersine yaklaşımla her türlü muhalefeti "vatan hainliği" ile özdeşleştirme, akademi, basın ve siyasette bu temelde tasfiyeler yapmanın son derece olumsuz neticeler doğurduğunu ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla Türkiye "olağanüstülük"ü doğuran nedenleri, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve suçun kişiselliği ilkesinden taviz vermeksizin "olağanüstü" yollarla izale ve tecziye etme hakkını kullanırken, bunun dışında kalan muhalefeti "olağan" düzen koşulları çerçevesinde değerlendirmelidir.
"Olağanüstülük"ü "düzen"e dönüştürmenin yaşamsal tehditlerle karşılaşan, "beka sorunları" ile boğuşan devlet yöneticilerine yönelik güçlü bir câzibe alanı yarattığı açıktır. Buna karşılık tecrübelerimiz buna direnilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. "Olağanüstülük"ün "düzen" haline gelmesi, uzun vâdede, "çözdüğü" sorunlardan çok daha kapsamlı ve yapısal olanların doğuşuna neden olmaktadır.
Bu alanda geçmişte karşılaştığımız başarısızlıklar bizi karamsarlığa sevk etmemelidir. 2017 Türkiyesi söz konusu "dayanılmaz cazibeye" kapılmayacak tecrübe, devlet aklı ve toplumsal sağduyuya sahiptir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları



























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.11.2018
12.11.2018
5.01.2018
29.10.2018
22.10.2018
15.10.2018
24.09.2018
16.09.2018