Mümtazer TÜRKÖNE
İçinden elbette iyi şeyler de çıkacak; ancak bugünün verese hesaplamalarında yekün hanesine yazılanlar boğucu, bıktırıcı bir duman tabakasının altında saklanan kötü şeyler. 23 yılın somut mirası olarak çökmüş bir ekonomiyi kalın kontürleriyle resmetmek yeterli. Ekonomik tablo bir sonuç, sebeplere indiğiniz zaman otokrasinin, ahbap-çavuş ilişkilerinin (crony kapitalism), keyfe ma yeşa işleyen otokrasinin yol açtığı adaletsiz ve hukuksuz bir Türkiye manzarası var.
Kötü bir miras.
Sonuç olarak uzun iktidar yılları ve kalıcı başarılar değil, kalacak mirası iktidar değişim sürecini ifade eden “geçiş dönemi”nde yaşayacaklarımız belirleyecek.
19 Mart operasyonlarını bir ölçü olarak alabilirsiniz: İktidarı namuslu bir şekilde (nomos, yani yasa ile namus aynı Yunanca kelimeden gelir) teslim etmemek için başka neler yapabilirler?
Bu sorunun cevabını arayalım.
General Ekonomi
19 Mart operasyonu Napolyon’un Rusya seferine benzedi. “General Kış’a yenildim” demişti Napolyon, sonu ağır bir hezimetle biten bu savaş için. Fransız ordusunu, gerçekten de buz gibi Rus steplerinin soğuğu perişan etmişti. Bizimkiler de “general ekonomi”ye yenilmiş oldu. Hesapların hiçbiri tutmadı.
Tekrar kendi gündemlerimize dönüyoruz.
Üç temel değişkeni takip ediyoruz. Birincisi Suriye’nin tetiklediği Çözüm Süreci; ikincisi düze çıkma umutlarını kaybeden ekonomi; üçüncüsü de Trump’ın elindeki kepçe ile karıştırdığı dünyada oluşan yeni dengelerin Türkiye’yi AB’ye doğru itmesi. Üçünün elbirliği ile Saray’ı zorladığı tek istikamet var: Demokratik hukuk devletinin bütün köşe başlarını tutup bu üç alanı da hakimiyeti altına alması.
Bu üç temel değişken elbirliği ile otokrasinin altını oyuyor. Erdoğan’ın elindeki güç hızla eriyor. Bu yol tek istikamet. Geri dönüşü yok.
Koskoca bir enkaz yığını ile karşı karşıyayız.
Bu enkazın üzerine kurulup kimse tükenmiş bir güçle hükümet edemez.
Geleceğin ismi de cismi de önemli değil, iktidar değişecek.
Hangi güç?
Gözle görülecek kadar somutlaştıralım.
Erdoğan’ın elinde tuttuğu güç, İmamoğlu ve ekibini, gazetecileri, muhalifleri sabah baskınlarıyla tutuklayıp hapse atmaktan ibaret.
Başka bir gücü var mı?
İktidar dediğimiz güç pratiği alanıdır.
Erdoğan’ın gücü tutuklamalar dışında nerede kendini gösteriyor?
Çözüm Süreci ona rağmen, Bahçeli’nin zorlamaları, sevk ve idaresiyle sürüyor.
Çökmüş olan ekonomi zaten Mehmet Şimşek’e emanet, krizi sona erdirecek tek bir enstrüman bile Erdoğan’da yok. Tersine, siyasi hesaplar ve müdahaleler piyasayı boğaların koştuğu züccaciye dükkanına çevirdi. Her müdahale işleri daha da kötü hale getiriyor.
Trump’ın karıştırdığı dünyada Türkiye’nin yeri pek parlak değil. İstikbalimiz tek alternatif olarak Avrupa Birliği’ne bağlanmış durumda. Avrupa Birliği’ne yönelmek, otokrasinin vazgeçmekle mümkün. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş yargı kararlarına rağmen içerdeyken kiminle hangi boyutta ilişki kurabilirsiniz.
Üç değişken de hukuk diyor, demokrasi diyor, temel haklar düzeni diyor.
Oluşturduğu statüko ile bu iktidarın inşa ettiği gecekondu yıkılmadan yerine düzenli bir devletin caydırıcılığını ve inandırıcılığını nasıl yerleştirebilirsiniz.
Yargı normalleşmeli
Soyut bir durum veya gizli saklı tutulan bir gerçek değil. Hukuku uygulamakla sorumlu yargı, tam tersine siyasi operasyonların aracı haline getirerek hukuk devletini ortadan kaldırıyor. Adli sistemimizde, hukuk devletinin vazgeçilmez prensiplerinin neredeyse hiçbiri işlemiyor.
Varlık sebebi yargı mensuplarının özlük haklarını, tayin ve terfilerini siyasi iktidarın etki alanı dışında tutmak olan HSK, iktidarın beğenmediği kararlar veren yargı mensuplarını hemen görevden alarak tam tersini yapıyor. Son zamanlarda iktidarın baskı politikası ile uyumlu kararlar vermeyen hakimlerin aynı gün içinde başka yerlere sürülmelerini alt alta yazıp toplamanız durumu göstermek için yeterli.
Bağımsız yargının dayandığı temel prensiplerden biri “doğal yargıç” ilkesidir. Savcı ve yargıç özel olarak belirlenmez, o anda doğal şekilde kime düşerse davaya o yargı mensubu bakar. Doğal yargıç prensibi işlemiyor; temel hakları ihlal eden yargı tasarrufları özel olarak seçilmiş sınırlı sayıdaki yargı mensubunun tekelinde bulunuyor. Özel olarak belirlenen yargı mensupları ve çıkan sipariş kararlar.
Bu durum başından sonuna kadar devlet-millet bütünlüğü için açık bir tehdit oluşturuyor. Egemen güç olarak bir devletin hakim kılması gereken adalet ve güven ikliminin yargı tasarruflarıyla zayıflatılması başlıbaşına ciddi bir beka sorunudur.
Yargı, otokrasiye bağlı, muhalefeti düşman ilan eden bir hukuku uyguluyor.
Siyasetin aracı haline gelmiş yargı tasarrufları Türkiye’yi batırıyor.
Kritik futbol karşılaşmalarına yabancı hakem getirmek gibi, Cezayir’den savcı, Hindistan’dan yargıç transfer etmenize gerek yok. Türkiye’de yargıçlar var. Şikayete konu davalar sınırlı sayıda yargıcın tekelinde. Doğal yargıç prensibi işlesin, tartışmalı dosyaların yargıçları özel talimatlarla değil doğal sisteme göre seçilsin bütün kararların bir anda değişmesi mümkün.
Saray’ın elinde kalan yegane güç, siyaseti yargı eliyle tanzim etmekten ibaret.
Peki edebiliyor mu?
19 Mart operasyonunun sonuçlarına bakılırsa edemiyor. Tam tersine iktidarı yıpratıyor, meşruiyet ve itibar kaybına uğratıyor, zevalini çabuklaştırıyor. Halk desteği görünür şekilde azalıyor.
Çözüm Süreci
Sarayın lehine iş gören tek bir dinamik bile yok. Hepsi iktidarın boyunu fersah fersah aşıp kendi hükmüne göre Türkiye’ye biçim veriyor.
Çözüm Süreci’nin Erdoğan iktidarını erozyona uğratacağını, güç kaybına yol açacağını daha işin başında söylemiştim. Nitekim Erdoğan, ortağının yani Bahçeli’nin çelik iradesine rağmen direnebildiği kadar direndi. Sürecin Erdoğan’la sınavı devam edecek; ancak sonuç değişmeyecek. Çünkü her şey her şeyle bağlantılı.
Çözüm sürecinin altında Suriye, Suriye’nin altında ABD, İngiltere ve Fransa ile mutabık kalınan bölge düzeni var. Türkiye, kendisini içerde ve dışarda çok güçlü hale getiren böyle bir fırsatı heba edemez.
Kürdüyle, Türküyle hep birlikte uyum ve karşılıklı güven içinde yürüyeceğimiz geniş bir yol uzanıyor önümüzde. Kavga etmenin hiçbir anlamı kalmadı. Bölgesel gelişmeler, tarihin biriktirdikleri, tükettiğimiz acı tecrübeler hepimizi çözüme zorluyor. Bu kadar zor bir coğrafyada 40 yılın kanlı tecrübelerinden sonra Türkler ve Kürtler olarak önümüze gelen bu altın değerindeki fırsatı kaçıramayız.
Önümüzde duran görev, bir etnik problemi çözmenin çok ötesine uzanıyor. Şikayete konu olan bütün sorunları bir hamlede geride bırakacağız ve kıvancıyla tasasıyla kaya gibi yekpare hale gelmiş bir kader birliği inşa edeceğiz. Kader birliği, başınıza gelen her şeye eşit olarak dayanmak, mutluluğu da acıyı da paylaşılmaktır. Tasada ve sevinçte, bütün duygu anaforlarında aynı tepkileri vermek, dişinizi birlikte sıkmak, aynı şeye birlikte gülmektir.
Geçmişe bir sünger çekip yeni bir başlangıç yapma fırsatı yakaladık.
Türk Kürt ayırt etmeden aynı geleceğe aynı pencereden bakıyoruz.
Devletin egemenlik yetkilerini kullananların hepsi de bizimle aynı pencereden bakmak zorunda.
Bu sorunun hal yoluna konması, saray iktidarını ayakta tutan denklemi geçersiz hale getirdi. Çözüm Süreci, geçiş sürecini hızlandırıyor.
Geçiş döneminin dengeleri
Vakit de, aktörler de, dinamikler de ve hepsinin toplamı olan istikamet de Sarayın aleyhinde. Nitekim zaman hükmünü icra ediyor ve siyaset tarafların iradelerini, yapıp ettiklerini aşarak Türkiye’yi yeni bir başlangıca, dolayısıyla iktidar değişikliğine zorluyor.
Soru son derece basit: İktidar kendi kurduğu statükoyu değiştirebilir mi?
Değiştirebilirse ömrünü uzatabilir.
Statüko dediğimiz, yerleşik çıkar düzeni. Bu düzen bir kere kurulduktan sonra kuranların boyunu aşar. İsteseler de bu statükoyu yıkıp yerine yenisini inşa edemezler. Zaten iktidar değişimini zorlayan, statükonun ömrünü tamamlamasıdır.
Mevcut statüko zamanın ruhuna aykırı.
Sadece biz değil bütün dünya, kritik bir kavşakta döneceği istikameti tayin etmeye çalışıyor. Yeni bir gökyüzünün altında yepyeni bir yeryüzü şekilleniyor.
Türkiye sağa sola ve geriye savrulmalardan kurtulup önüne bakmalı. Engebeli, tehlikeli bu yolda karşımıza çıkan fırsatlar bir daha ele geçmeyebilir.
Bütün bu sıraladıklarımı en iyi görecek, takdir edecek ve gereğini yapacak kişi olarak Erdoğan’ın realizmine güvenebileceğimizi düşünüyorum.
İki seçeneği var: görevi halefine devretmek üzere seçim kararı almak. İkincisi değişime direnmek.
Siyaset mümkün olanın sanatıdır. İkincisinin mümkün olmadığını Erdoğan görüyor olmalı.
Türkiye’nin tam çeyrek yüzyılına damgasını vurmuş Erdoğan dönemi sona eriyor. Mümkün olanları en yalın haliyle kavrayan bir politik lider, bu durumda şık bir finale hazırlanır. Bırakacağı siyasi mirasın sağını solunu düzeltir. Geride kalanlara tutunacakları sağlam kulplar bırakır.
Nesnel şartlar başka bir seçenek bırakmıyor. İş Erdoğan’ın ferasetine ve basiretine kalıyor.
Öfkenin, düşmanlığın biriktirdiği küçük hesapları, alışkanlıkları bir kenara bırakıp şu geçiş sürecini elden geldiğince en az zararla atlatmaya çalışmaktan başka şansımız yok.
“Ne kadar hukuk, o kadar ekmek.”
Bu söz, iktidarın çözemeyeceği en temel paradoks. Ekmek, hukuk olmadan olmuyor. Hukuk ise otokrasinin dayanaklarını ortadan kaldırıyor. Böylece iktidarın çıkarları ile halkı doyuracak ekmek arasında amansız bir çelişki çözümsüz ağır bir yüke dönüşüyor.
Ekmek için hukuk üzerinde yükselen yeni bir statüko ve bunu kuracak ve hukuka dayanarak var olacak yeni dalga bir iktidar gerekiyor.
Sonra.
Geriye ne kalacak?
Onu da tam olarak bugünlerde yaşayacağımız tecrübeler belirleyecek.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları

















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
13.01.2026
9.01.2026
31.12.2025
30.12.2025
28.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
21.12.2025
21.12.2025