Ümit KIVANÇ
Sinop’un Durağan ilçesinde 10 Eylül günü yaşananlar ülke çapında kahredici bir ateşi yakabilirdi. Ben bu satırları yazarken, bir kişinin hayatını kaybettiği, 15 kişinin yaralandığı, bir ara sokağa çıkma yasağı ilân edilen ilçede gerginlik nispeten yatışmış görünüyor. Etnik gerilimin bizzat devlet eliyle tırmandırıldığı bir dönemde bu tür uğursuz kıvılcımların barındırdığı olağanüstü tehlikeye sabah akşam işaret etmekte, her türlü karşı tedbiri almakta fayda var. Ama gerilimi tırmandıranlar bizzat tedbir alması gerekenler olunca ister istemez tedirginliğimiz büyüyor.
Durağan’daki kavgada tarafların etnik sıfatla tanımlanabilir oluşu kavganın büyümesinde, yayılmasında, pogrom kimliği kazanmaya doğru evrilişinde belirleyici rol oynamıştır şüphesiz. Bu başlı başına derin konu. Şimdi bahsedeceklerimse, etnik boyutu falan olmayan, meydana gelmesi, büyümesi için mâkûl sebebi olmayan, hattâ herhangi bir izahı olmayan cinsten vukuat. Bunlar sürekli artıyor.
KIŞLADA KAVGA
30 Ağustos günü gördüğümüz gördüğümüz bir haber, askerlik yapmış herkesi oturduğu yerden sıçratacak nitelikteydi: “Kışlada kavga: biri ağır on yaralı”. Niye yerimizden sıçrıyoruz? Çünkü askeriyede en olmayacak iş, eratın kavga etmesidir. Yirmili yaşlarındaki onlarca, yüzlerce silahlı genç erkeğin gece gündüz birarada bulunduğu yerde, en ufak kıvılcımın ne korkunç hallere yolaçabileceği açık. Subaylar bunu bildiklerinden, bir an bile en ufak müsamahayı göstermedikleri konu budur: kavga edemezsiniz; bu kadar!
Fakat o da nesi!.. Karabük’teki 125. Jandarma Eğitim Alayı’nın yemekhanesinde askerler öyle birbirlerine girdiler ki, başka askerlerin, subayların müdahalesiyle, nöbetçi subayın havaya ateş açmasıyla anca ayırılabildiler. O arada birçoğu sıkı hırpalanmıştı. Ambulanslar çağırıldı, yaralılar hastanelere gönderildi. Gördüğüm fotoğraflardan birinde, askerlerden birine boyunluk takılmıştı! Olay sürmesin diye hastane önlerinde Karabük Emniyeti’nden ekipler bekledi.
Bir askerî birliğin yemekhanesinde, bu kadar çok askerin karışıp birbirini hastanelik edeceği, bu şekilde dünya âleme reklam edilecek bir kavga, titizlikle mim konması gereken bir olaydır. Çünkü en olmayacak yerde oldu. 15 Temmuz’da silahlı kuvvetlerin birbirine silah (tank, uçak, helikopter) “çekmiş” bir orduya dönüşmüş olmasının payı var mıdır? Bilmem; var mıdır?
Hazır cevap arama işine girişmişken, 7 Eylül’de haberdar olduğumuz bir başka askeriye haberinin bir başka askeriye haberinin doğurduğu soruyu da ele alalım. Konya 3. Ana Jet Üssü Hizmet Bölüğü’nde, Sivaslı bir askeri döven, uğradığı eziyete şahit göstermek istediği arkadaşlarını tehdit eden, mağdur genci tekrar döven, eline yanar sigara basmaya çalışan, nihayet üzerine kolonya döküp çakmakla ateşe veren, yalvar yakar, onları ihbar etmeyeceğini söyledikten sonra hastaneye götüren asker kişiler bu cüreti nereden bulmuş almışlardır? Var mı fikrimiz?
İnsan yakmak, toplumumuzda neden bu kadar kolayca başvurulabilen bir hunharlık şeklidir? Buna cevabımız var mı? İstanbul’da üçüncü havalimanı inşaatında çalışan iki çocuklu Erganili işçinin üzerine oda arkadaşı tarafından altı litre benzin dökülerek yakılması kurbanın Diyarbakırlılığıyla, Kürtlüğüyle açıklanıp konu kapatılabilir mi? Sinirlenip bir yumruk atmış falan değil, katil gidip benzini almış, gelmiş, dökmüş, ateşe vermiş, kapıyı kilitlemiş, çıkmış; çıkmadan sigarasını da orada mı yakmış artık bilmiyoruz.
‘YÜZ KİŞİ DÖVÜŞTÜ’, 1. BÖLÜM
3 Eylül günü, Erzurum’un Yakutiye ilçesinde, Cumhuriyet İş Merkezi’nin önünde yaklaşık yüz kişi birbirine girdi. Meydan kavgasında silahlar da kullanıldı. Habere göre olayın sebebi telefon tamiri yüzünden çıkan tartışmaydı! Birisi telefonunu tamire bırakmış, telefon doğru dürüst tamir mi edilmemiş, ne olmuşsa, adam tamirciyle tartışmış, galiba bu sırada tamirci ve belki ondan yana çıkan birilerince itilip kakılmıştı. Ertesi gün onlarca kişilik bir kalabalıkla geri gelmiş, anlaşılan karşı taraf da kadro sıkıntısı çekmiyormuş, Cumhuriyet Caddesi’nde sopalarla, demir çubuklarla kapışmışlar, trafik kilitlenmiş, silahlar patlamış. Polis meydan kavgasını copla, biber gazıyla ve silah çekerek, kavgacıların birçoğunu gözaltına alarak zar zor bastırabilmiş.
Telefonumu tamir ettin-etmedin meselesinden, yüz kişilik sokak savaşına. Nasıl bu kadar kolay?
DÖVÜP OTOBÜSTEN ATTILAR, ÖLDÜ
Şehirlerarası otobüste sigara yaktığı için dövülüp Niğde Ulukışla’da yol kenarına atılan, D-90 karayolunda devriye gezen trafik polislerince şans eseri bulunan, hastaneye götürülen ama kurtarılamayan on dokuz yaşındaki hasta gencin katilleri..? Onlar kimler? Nasıl insanlar? Şehirlerarası otobüs muavinleri. Sigara yakan oğlan sinir hastası. Annesi, “Tedavi görüyordu. İki senedir ben ona bakıyordum,” demişti. Haydi, küfür oldu, sertlik oldu, itişme oldu; öyle bir dövmüşler ki, ölüyor. Otobüsten yol kenarına atmak ne demek?
Bu haberin hiçbir versiyonunda otobüstekilerin bu arada ne halt ettiğine dair bilgi yok. Otobüste birkaç kişi olsa bile, güçleri bu hunharlığı önlemeye yetmese bile, yapabilecekleri sayısız şey var; en azından ihbar edebilirlerdi.
Acaba yaptılar da biz mi bilmiyoruz? Yoksa yapmadılar mı? 5 Eylül tarihli haberin 5 Eylül tarihli haberin son cümlesi mi bu konudaki esrara ışık tutuyor: “Anne Türkan Dal, hastane önünde Kürtçe ağıtlar yaktı.”
Kurbanın kimliği, katilin “tabiatını” izaha yetmiyor ki…
ŞOFÖRÜN BIÇAĞI HAZIR
Ertesi gün, 6 Eylül’de, İstanbul’dayız. Söğütlüçeşme’den Avcılar’a giden metrobüste. Yolculardan biri klima açıktı-değildi diye şoförle tartışıyor. Galiba pek tartışma sevmeyen ve eğer böyle bir durumda kalırsa buna bir an önce kesin şekilde son vermeye kendini hazırlamış olan İETT şöförü, bıçağını çekiyor, tartıştığı yolcuyu bıçaklıyor. O sırada Zincirlikuyu metrobüs durağına gelmiş olan metrobüsten yaralı adamla birlikte yolcular iniyor, şöför o koca araçla olay yerinden kaçıyor (bilahare polise teslim oldu).
Metrobüs şöförü, icabında birine saplamayı hesap ederek, bıçak taşıyor. Neden? Ve nitekim saplıyor. Neden? Nasıl?
HALK OTOBÜSÜNE ATEŞ AÇILDI
Altı gün sonra. Yine İstanbul’dayız. Kadıköy’den Yenidoğan’a giden 19S numaralı halk otobüsünün şöförü, Çekmeköy’de bir otomobil sürücüsüyle dalşıyor. İkisi de erkek ve araç sürücüsü olduklarına göre, herhalde küfürleşiyorlar. Otomobildeki, yemiyor içmiyor, üşenmiyor, halk otobüsünü Sancaktepe’ye kadar takip ediyor, bir tür pusu mu kuruyor, amansız takip hallerine mi giriyor, otobüste sürücünün bulunduğu kısma iki el ateş ediyor. Kurşunlardan biri şöför penceresine isabet ediyor (öteki çamurluğa; allahtan iyi nişancı değilmiş atan).
Neyse ki otobüs şöförü sadece cam kırıklarından ötürü hafif yaralanıyor, otobüsle bir yere bindirmiyor, bir yere uçmuyor, yol kenarındaki birilerini ezmiyor. Otobüsteki yolcular da şans eseri büyük felaketten kurtulmuş oluyor.
Ateş eden? Haberlerde “polis arıyor” demişlerdi. Konması gereken yer normal hapishane midir, tartışılır. Göze aldığı şeye bakar mısınız? Bir otobüs dolusu insanı, yoldakileri, kimseyi umursamamış bile.
Bu insan bu ülkede, türünün tek örneği, bir tür defolu mâmûl müdür? Böyle diyebilsek ne iyi olurdu…
YİNE YÜZ KİŞİ VEYA 2. BÖLÜM
Cevabı aramak için aynı gün (12 Eylül) Erzurum’a uzanalım: Yüz kişinin karıştığı kavgada üçü polis on yaralı.
Akşamüstü sayılır, dört buçuk suları. Palandöken ilçesinin Abdurrahman Gazi Mahallesi’nde hepsi akraba yüz kadar insan birbirlerine girerler. Polis kavgayı yatıştırmakta zorlanır, bizzat emniyet müdürü kalkar gider. Üçü polis on kişi yaralanır, ambulanslarla hastaneye kaldırılır, kavga edenlerden epeycesi gözaltına alınır.
Kavga dayı ile yeğenin bir akşam önceki tartışmasının zenginleştirilmiş sürümüdür. Bir “boş ev”den söz ediliyor haberlerde; oraya taşınma meselesi yüzünden anlaşmazlığa düşmüşler.
Nasıl olmuş, diye zihnimde kurmaya çalıştım, beceremedim. Karşılıklı kapışacak yüz kişi bir araya gelene kadar, aile büyüklerinden filan kimse bunları bu işten caydırmaya çalışmamış mı? Yoksa daha beter kışkırtmışlar mı?
Normal midir insanların bu halde olması?
* * *
Diyeceğim şu: Sokaktaki gerilimin günbegün nasıl arttığını, büyük gerilimlerin nasıl kendilerine mikro modeller yarattıklarını, her türlü meseleyi kuvvetle, şiddetle halletmenin nasıl norm haline geldiğini koklayabiliyor, görebiliyor, elle tutabiliyoruz. Bu bakımdan hiçbir zaman övünülecek halde değildik, doğru, ama norm başka şeydir. Bugün bizi yönetenler, sürekli gerilimden, sürekli kavgadan, kalabalık, kuvvetli olanın icabında karşısındakileri “ezebileceği” havasını diri tutmaktan iktidar güvencesi devşiriyor, kendi ikbal ve istikballeri için koca bir toplumu, evet, “acımasızca” yakıyorlar. Destekleyenler de yanılıyor: Yarattıkları bu ortamdan, besledikleri kötü maneviyattan kimseye fayda çıkmaz.
Çoğulculuk insanlıktır, gayrısı değildir.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları





















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024