Ümit KIVANÇ
Diyarbakır’da, dokuz insanın can verdiği, yüzden fazla insanın yaralandığı saldırıyı “İslâm Devleti” örgütü (DAİŞ-IŞİD) üstlendi. Oysa Başbakan, Diyarbakır Valisi ve ülkede gazete-tv adı altında faaliyet gösteren iktidar propaganda aygıtlarına bakılırsa bu işi PKK yapmıştı. Daha ilginç olanı, devlet yetkililerinin ve onların emrindeki propagandacı tayfasının “PKK yaptı” ile yetinmemesi, saldırıyı PKK’nin “üstlendiğini” ileri sürmeleri.
PKK benzer saldırılar yapmıyor mu? Yapıyor. Yani kimse çıkıp, “Hayır, PKK böyle bir şey yapmaz” diyemiyor. Birbirinden bu kadar farklı amaçlarla kurulmuş ve faaliyet gösteren örgütlerin birbirine bu kadar karıştırılabilecek eylemler yapabiliyor oluşu, işin ayrıca ele alınması gereken bir yönü.
‘TERÖR’ DAMGASI
Devletlerin -ve onların hizmetindeki medyacıların- sık sık önümüze sürdüğü “terör-terörist” damgası, bu geçişkenlik nedeniyle meşruiyet kazanıyor. Ancak bu damga da, olan biteni anlamayı önlüyor, sözkonusu eylemleri, bunların cisimleştirdiği şiddeti doğuran meseleleri gizliyor, sadece iktidardakilere ve ne pahasına olursa olsun temin edilecek “huzur-güven” ortamına, yani baskıcı mekanizmaların kurulmasına hizmet ediyor.
Bunlar, uzun uzun ele alınması gereken, nitekim dünyada akıl-fikir gibi şeylere önem verilen her yerde uzun uzun ele alınan konular. Biz yeryüzünün bütün sorunları karşısında iki takım halinde bölünerek münazara yapmayı yeğlediğimiz, sadece tuttuğumuz tarafa puan yazdırmayı gözettiğimiz, sorunları anlama ve çözme gibi bir derdimiz bulunmadığı için, herhangi bir konu gibi bunları da tartışmayız. Geçiyorum.
YALANIN HAYATȊ ÖNEMİ
Türkiye’de geçerli algı yönetimi mekanizması artık bütünüyle yalana dayanıyor. Eskiden yalanlarla başka şeyler bir arada alaturka bir karışım oluşturur, bu üzerimize boca, zihinlerimize zerk edilirdi. Giderek yalan hem temel araç hem temel içerik haline geldi.
Yalanın, -artık hükümranlığı dememiz gereken- meşruiyeti öyle bir hayat zemini ve çerçevesi oluşturuyor ki, herhangi bir doğruya işaret etmek dahi suç sayılmaya başlanacak. Bomba patlıyor, yerde kanlar kurumamışken birileri, “Bunu PKK yaptı diyelim” teklifini ortaya atıyor. Muhtemelen hiç kimse, “Sonra hakikat ortaya çıkar, yalancı durumuna düşeriz” demiyor. Yalanın olağanlığına itiraz eden şüpheli görünecektir. Aynı şekilde, “Ama PKK yapmamış ki!” diyenin de, “Sen PKK’yi mi savunuyorsun!” haykırışlarıyla üzerine saldırılacaktır.
DAİŞ’in saldırıyı üstlenme duyurusunu [ https://www.rt.com/news/365398-turkey-bombing-isis-responsibility-kurds/ ] bizzat “resmî” ajansı Amak’tan yapmış oluşunun Türkiye ortamında önemi yoktur. “Halife” Ebubekir el-Bağdadi’nin taze ses kaydında Türkiye’yi yönetenlerin “mürted” ilan edilmiş, “İslâm Devleti askerleri”nin Türkiye’yi “işgale” çağrılmış olmasının zerrece önemi yoktur.
Hakikati bilmenin, hesaba katmanın, anlatmanın, açıklamanın, savunmanın halihazırdaki Türkiye ortamında meşruiyeti, anlamı, geçerliliği yoktur.
Böyle bir ortamın yaratılması, mevcut gidişatın sürdürülmesi açısından en azından savaş kadar kaçınılmaz, hayatî. Otoriter-totaliter iktidarlarla yalanın ilişkisi, pek çok yazarın, düşünürün üzerine eğildiği, özel bir konudur.
BİRKAÇ ATIMLIK CEPHANE DEĞİL
Diyarbakır/Bağlar’da Emniyet’in Terörle Mücadele ve Çevik Kuvvet şubelerinin bulunduğu binaya bombalı araçla saldırıldığında, tereddüt edilmeksizin “PKK üstlendi” açıklaması yapılması, yalanın sadece refleksleşmesinin değil, aslî yöntem olarak kullanılmasının sonucu. Elbette işin içinde tipik Şark kurnazlığı da var, ama bu ikinci planda. Bugünün yalanları eskinin yalanlarından farklı; bunlar artık durumu kurtarmaya veya manipülasyona yönelik birkaç atımlık cephane değil, bir ortamın, bütünüyle bir toplumsal hayatın yapıcı aslî unsurları. Yalan olduklarını herkesin bileceği, fakat yalan olduklarını kimsenin söyleyemeyeceği, giderek, söylense de kimsenin önemsemeyeceği, “buna göre yaşayacağız” denecek kandırmacalar. Yani önce PKK denip ardından DAİŞ çıkması kurulan düzeneğe zarar vermiyor.
Oysa saldırıyla ilgili hakikatin bir yerlerinde, o esnada bu binalarda gözaltındaki HDP’lilerin bulunuşu var, meselâ. Saldırının zamanlaması sahiden de bu bilgi edinilerek mi ayarlandı? Böyleyse “içeriden” birilerinin DAİŞ’çilere istihbarat temin etmiş olması gerekiyor. Bunu derhal en sıkı şekilde soruşturmayan bir mekanizmaya devlet denip denemeyeceği bile tartışılır.
Ama bugün ülkeyi yönetenlerin ve onları gözü kapalı destekleyenlerin ve ikbalini, istikbalini mevcut iktidara bağlamış menfaat düşkünlerinin zihninde böyle bir soruya yer yoktur. Mesele, bir bombalı saldırıdan da kârlı çıkmak, bunu propaganda unsuru haline getirip kullanmak. Asla ve asla, bir sonraki DAİŞ saldırısını önlemek veya başta güvenlik kuvvetleri, insanları bu ihtimale karşı uyanık kılmak değil.
Oysa önümüzdeki haftalar ve aylarda “İslâm Devleti” örgütünün Türkiye’de sayısız eylemine tanık -daha doğrusu kurban- olacağız. Bu kaçınılmaz. Devlet yetkilileri muhtemelen “onlara da PKK yaptı deriz” rahatlığındadırlar. Yalan âleminin bizzat kurbanlarınca, yani yönetilenlerce bu kadar yaygın şekilde benimsenişi yönetenlere bu rahatlığı veriyor. Bu, yönetenlerin yalan üretmesinden, yalanı hayat tarzı kılmalarından daha büyük tehlike.
Zira bizim toplumumuzun yalandan başka şeyle karşılaşmadığı pek çok alan vardır. Çoğu yerde yalan bizim hakikatimizdir. Yönetenler ayaklarını böyle bir zemine bastıklarını bilirler.
Böyle olmasa bu kadar rahat hareket edemezlerdi.
Altı milyon kişinin oyunu almış, Meclis’in üçüncü partisi olmuş bir hareketi yok etmek için nasıl bir yalan kampanyasının pervasızca yürütüldüğünü hatırlayalım. Getirisi, Türkiye’de bugüne kadar çıkmış en parlak, en akıllı siyasetçinin sorumsuzca, düşüncesizce hapse atılmasıdır. Fırtınada telef olmasına rağmen kökünden kopmamayı başaran cılız bir filize dönmüş barış umudu böylesine hoyratça çiğnenebiliyorsa, yalanla -hem tarih boyunca hem 7 Haziran’dan bu yana- oluşturulan ortam yüzünden.
* * *
Cumhuriyet’ten tutuklananlar arasında iki kişiyi şahsen iyi tanıyorum. Turhan Günay ve Kadri Gürsel. İkisinin de, iktidar ve hizmetkârlarının “terör” dediği şeyle uzaktan yakından alâkası olamaz. Herhangi bir “darbe” ile alâkaları olamaz. Kadri güncel siyasî yazılar yazan bir gazeteci, iktidarın sert eleştiricilerinden, haydi ona bu yüzden taktılar diyelim, (“ufaklık”) Turhan kitap eki yönetiyor, ona kim niye takar, anlamak imkânsız. İktidar propaganda aygıtında mesai yapan muhterem zevattan ikisini de tanıyanlar çıkar muhtemelen. Kimse değilse Abdülkadir Selvi, uzun süre televizyonda tartıştığı, program aralarında muhtemelen çay içip sohbet ettiği Kadri’yi tanıyordur. Kadri’nin doğru dürüst bir çoğulcu demokrasi dışında derdi olmadığını çok iyi biliyordur. Turhan’ı da kitap âlemiyle ilgisi olan herkes tanır. Yazar Sema Kaygusuz, Turhan için şöyle bir tweet attı: “Hayatımda tanıdığım en çelebi kişiliktir Turhan Günay. Kitaplara kuşa dokunur gibi dokunur, yazara şefkat duyar. Şimdi arkadaşlarıyla hapiste.” Her kelimesine katılırım. Eğer bir insan Turhan’ı tanıyıp da ona kötülük etmeyi düşünmüşse, o insanı tereddütsüz hayatınızdan silebilirsiniz.
Bu faslı bu yazının sonuna ekledim, çünkü yalanın hükümranlığı bir yandan da ciddî bir insanî sorun, bir ahlâk sorunudur. Behey iktidar hizmetkârları, aranızda bu yalan, riya, fırsatçılık furyasından, gaddarlıktan, acımasızlıktan rahatsız olan kimse mi yoktur? Parçası, aleti, aktörü ve figüranı olduğunuz kirli oyun hiçbirinizin hiçbir yerini mi kirletmiyor? Siz hangi malzemeden yapılmasınız?
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024