Ümit KIVANÇ
Şimdi, aslına bakarsanız, S-400 bütünsel bir sistem, yani soldan ikinci parçasıyla alttan üçüncü birarada olmazsa füzeyi havaya atmak yerine süper balistik altyapı itme mekanizmasıyla rampayı yere gömebiliyor. Bunlar bir sistem olarak Türkiye’nin çeşitli yerlerine konuşlandırıldığında bilgisayarlarındaki özel çipler yardımıyla birbirleriyle haberleşip uygun yerde buluşabiliyor. Dostu düşmanı kızılötesi ve morötesi ışınlardan oluşan vurucu demetleriyle uzaktan tanıyor, haddini bildiriyor. Bu arada düşman radarlarına yakalanmıyor. S-400’ler esas olarak doğu, güneybatı, kuzeydoğu ve batıdan gelen tehditlere karşı etkili. Yönlerin bu şekilde belli bir sıraya tâbi olmaksızın yazılması düşmanın aklını karıştırmak ve S-400’ler konusundaki özel bilgilenmemin seviyesi konusunda sizleri denemek için. Benim bilgi seviyem konusunda neden sizi deniyoruz? Çünkü okurlarım, dolayısıyla muhataplarım sizlersiniz, başka kimi deneyebilirim? Ve çünkü S-400 meselesi potansiyel düşmanlarla falan değil yalnız sizlerle ilgili.
S-400 konusunun hakikati bu. Muhataplara, izleyicilere yönelik hadise karşısındayız. Çağımızın ruhuna uygun olarak, olayı interaktif hale getirmek, izleyiciyi pasiflikten çıkarmak, aktifleştirmek, bize olan ilgisini yeniden kazanmak, tertipleyeceğimiz vatan-millet mitinglerine katılmasını ve nihayet bize oy vermesini sağlamak maksadındayız.
Aktifleştirme deyince, size S-400 sistemi hakkında biraz daha bilgi vermem gerektiğini hissettim. Türkiye bu savunma sistemini kime karşı kuruyor? Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’dan beklenmedik bir zamanda gelebilecek hava saldırıları, bir ihtimal. Bulgaristan’la Romanya bize niye saldırsın, diyorsanız, Büyükada ve Gezi komplolarının arkasında kimlerin olduğunu hatırlatırım! Her iki ülkede de ABD konsoloslukları bütün gün faaliyet içerisinde. Ayrıca Gürcistan ile Ermenistan’ın kıtalararası balistik füzeleri de her zaman ciddî tehlike. Henüz yereştirilmedilerse de her an aktifleştirilebilirler. Oradan ateşlenince Türkiye’yi aşıp başka yere gitmemelerini garantiledikleri an Sinop, Mersin ve Fethiye’yi vurabilirler. Niye bu üç şehir? Çok safsınız; aralarına çizgi çekince üçgen oluyor; illuminati! İran’da Şah İsmail’in tekrar tahta çıkması için gün sayılıyor. İlk iş ne yapacak dersiniz? Akdeniz’de sondaj halindeki Yavuz’u arayacak. Şer ittifakı çemberini tamamlamaya kalkışacak. Bunlara ancak Mürted’deki S-400’lerle engel olunabileceğini bütün uzmanlar dile getiriyor.
Uzmanlar
Biliyorsunuz, böyle hallerde topraktan uzman fışkırır. Fışkırıyor. Meseleleri sahiden bilen insanların S-400’lerin bütün parçalarının tamamen teslim edillip kurulduğunu görebileceklerini sanmıyorum. O güne kadar yürekleri tükenecek. Çünkü [ https://twitter.com/CagataiTemuchin/status/1149633861996834817 ] şöyle çırpınışlar sosyal medyayı kuyuya düşen insanın nârası gibi sarsıyor: “TRT Haber'in canlı yayında konuşan arkadaşlar kafadan uçak uyduruyorlar. Önce Antonov An-120 (esası An-124) ardından bir diğer hayali uçak daha listeye eklendi, Antonov An-240 (esası An-225 - üstelik sadece 1 tane An-225 var, o da Ukrayna’da).”
İşte köşeyazarınız bu yüzden sizleri bilgilendirme ve aktifleştirme amacıyla bu satırları kaleme alıyor.
Millî Savunma Bakanlığı’nın [ https://tinyurl.com/y2xtkhj2 ] duyurusu açık ve net (herhangi bir şey “açık ve net”se izahat istemez, biliyorsunuz): “S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sisteminin birinci grup malzemelerinin Mürted Hava Meydanı / Ankara’ya intikali 12 Temmuz 2019 tarihinden itibaren başlamıştır.”
Maksadını aşması asla sözkonusu olmayacak türden bu cümle, duyurunun ikinci yarısı. “Sözleşme kapsamında…” diye başlıyor aslında. Sözleşme nedir? O da duyurunun ilk cümlesinde: “Türkiye’nin hava ve füze savunma ihtiyacının karşılanmasına yönelik S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sisteminin tedarik sözleşmesi 11 Nisan 2017’de imzalanmıştır.”
Askerî işler konusunda uzman kimseler, sözleşmeyi ABD’nin yaptırım kararından önceye tarihleyerek yaptırımdan kaçmaya çalışıldığını düşünüyorlar. Ayrıca duyurunun yalnız Millî Savunma Bakanlığı sitesinden değil, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından da yapılmasına anlam yüklüyorlar. Korkutucu bir anlam. Çünkü ABD yaptırımları doğrudan bu kurumu hedef alırsa verebilecekleri hasar çok daha fazla olacak, yine sahici uzmanlara göre.
Belirtiliyor
TV kanallarından canlı yayımlanan büyük kavuşma neticesinde S-400’lerin “birinci grup malzemelerine” sahip olunması yurtta ve dış temsilciliklerde büyük sevinç yarattı. Toplumumuzun bir kesimiyse henüz ilk partinin gelişiyle birlikte aktifleştirildi. “Milletimize hayırlı olsun” mesajlarından, “Nihayet ABD’den bağımsız olduk” haykırışlarından geçilmiyor ortalık.
S-400 teslimatının ilk mekânı Ankara oldu. Mürted Üssü. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında darbecilerin karargâhı olan meşhur “Akıncı Üssü” yani. Anlaşılan, bu kadar para verilen ve bunca badire göze alınarak temin edilen malzemenin el altında bulunması isteniyor. Çocukken de hediye alındığında, uyurken bile yanından uzaklaşmasın ister insan.
Mürted hassas malzemeyi koymak için uygun yer. Toroslar Şam’ın görüşünü kapatıyor, Nemrut’la Süphan da Tahran’ın. İlaveten orası, mevki olarak, PKK’nin uçak ve helikopterlerine karşı da yeni sistemin en etkili olabileceği yer diye tanımlanıyor. Bunca senedir yazıyorum, özne belirtmeden söylenen her şeyin ne kadar uzmanca tınladığını şimdi fark ettim. Bundan sonra sık sık deneyeceğim. Çünkü özne belirtmeden kurulan cümlenin uzmanca tınladığı belirtiliyor.
Biz kendi aramızda
S-400’ler ve ABD yaptırımları üzerine konuşulurken sık tekrarlanan motiflerden biri de, Ankara’nın Washington’da işlerin nasıl döndüğünü anlayamadığı. Korkarım bu doğru. Yani Trump’ın içeri seslenip, “Kalsın o yaptırımlar şimdi!” demesine güvenerek politika yapmak, ne bileyim, pek sağlam tavır gibi görünmüyor. Yani görünmediği belirtiliyor.
Ve fakat, asıl burayı “okuyamayan” onlar. Olayı, süreci, ülkeyi, siyasetçiyi “okuma” lakırdısını da cümle içinde kullanarak başarıma başarı katmış olmamı kenara iterek, izah edeyim: Mevcut Erdoğan+AKP+devlet ittifakının başkalarınca ‘dış politika’ veya ‘uluslararası ilişkiler’ diye adlandırılan alanda yapıp ettiklerini ezcümle dış mihrak, sahiden bu alana dair hal ve tavır olarak değerlendiriyor. Oysa bugün Ankara’nın herhangi bir dış politikası yok. Yapılan yapılmayan her şey içeride bir iktidar yapısının sürdürülmesine yönelik.
Öte yandan, yaşadığımız, ancak şuursuzların ve kötü niyetlilerin itibar edeceği doğrultuda, “bağımsızlaşma” falan değil. Muazzam bir sıkışma yaşanacak.
O halde bu maceraya böyle yaka paça dağıtarak atılmak niye?
Önce, meseleleri üzerinde ele aldığımız zemin: Ezelî-ebedî “millî savunma” ortamında, seferberlik ruh halinde yaşatılmamız gerekiyor. “Türkiye’nin düzeni”, esas düzen, yani şu son on yedi senede dönüşen, orası burası didiklenen, iğdiş edilen, hepten ucûbeye dönen kısmı değil, tamamı, zemini, aslı; 7 Haziran 2015’te değişim mecburiyetiyle yüzyüze kalan, bundan yine yakıp yıkarak ve öldürerek, sindirerek yakayı sıyıran, 15 Temmuz fırsatçılarının yolaçtığı ortamda, kendisine tehdit gördüğü her türlü filizi budamaya girişen, bu yılın 31 Mart ve hele 23 Haziran’ında köklü değişim mecburiyetini ve çoğulcu demokrasi tehdidini tekrar iliklerinde hisseden muktedirler koalisyonu, bundan böyle savaş ortamı dışında varlık güvencesi bulamaz.
Sonra, güncel ve konjonktürel olan: Hâlihazırda, çoğunluk oyuyla iktidarda kalma hayali tükenmiş tek adam rejiminin çıkış yolu kuzeye doğru uzanıyor.
Olması-görünmesi…
Fakat bu nasıl bir çıkış yoludur? Rusya, mevcut iktidar yapısıyla, sahiden Türkiye’nin müttefiki olabilir mi? Biliyorsunuz bir zamanlar baş düşmandı. “Komünizm” varken. Şimdi faşizan bir despotluk ve yayılmacılık, tahakkümcülük içeren Ortodoks-Rus milliyetçiliği iktidarda ve Rusya Türkiye’nin dostu oluyor; nasıl oluyor?
Olması imkânsızsa da buradan öyle görünmesi belki o kadar zor değil. Zira “Amerikan emperyalizmi” dendiğinde memleketimizde akan sular durur. Bizzat ABD’nin gizli kontrgerilla örgütlenmelerinde komünist öldürme vazifesi yapan milliyetçi-muhafazakâr ahali bile bu mevzuda pek duyarlıdır. Bunun çarpık izdüşümü bugün solda yaşanıyor: bir kısım solcu, Putin’i Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin şimdilik kendini açığa çıkarmayan gizli komiseri sanıyor. Rusya’yı da bir nevi SSCB.
Bu şartlarda, acaba düşman ilan ettiği memleketin yarısından parça koparabilmenin yolunu bağımsızlık füzeleriyle beslenen bir anti-Amerikan seferberlikte görüyor olabilir mi, artık ne kadar iktidarda olduğu her gün yeniden hesaplanan tek adam? Böyle bir yolda kendine bulabileceği müttefikler, başka hiçbir durumda onun yanına yanaşmayacak kesimlerden gelebilir. “Kendi füzelerimiz”e sahip çıkarak “emperyalizme meydan okuma” havasıyla, başka türlü durduramayacağı siyasî kan kaybını yavaşlatabilir mi? Böyle bir vatan-millet atılımı, mevcut iktidar koalisyonuna ilave destekler getirir mi? Ya da en azından, muhalefetin bir kısmının dilini biraz olsun bağlar mı? Hani, ‘anti-emperyalizm yapılırken engel olmayalım’ bâbından...
S-400’lerin alınması dış politika değil iç politika meselesi. Ne yazık ki başkaları bunu bilmiyor. Bugün “hayırlı olsun” mesajlarıyla kendinden geçenleri, yarın yaptırımlar başımıza yığıldığında, yapılanın büyük haksızlık olduğuna, evin içinde kendi halinde oynayan çocuklara öbür sokaktaki komşunun müdahale etmesi gibi bir münasebetsizlik olduğuna inandırmak o kadar da zor olmayabilir.
En iyisi, basit soruyu tekrar sorayım: Böylesine ekonomik sıkıntı varken ve bunu büyüteceği belli yaptırımlara kapı açacakken, üstelik ister istemez yeni bir bağımlılık mekanizması yaratacağı apaçıkken S-400 sisteminin alınmasının somut ve acil hedefi nedir?
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları




















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024