Yıldıray OĞUR
Türkiye’de Meclis’in tarihi bugünlerde birilerinin cehaletle söylediği gibi dış baskıyla, özentiyle değil belki bir âyet-i kerimeyle başlatılabilir: “Bir hüküm verirken onlarla istişare et.” (Ali İmran/159)
Bundan 150 yıl önce Ayasofya Camii’nin kürsüsünden Ali Suavi de bu öz güvenle seslenmekteydi:
“Hükümet-i İslamiye şûra üzerine tertip olunmuştur. En salih ve adil zat bile hükümete hâkim olsa bulunduğu makam yine kendisini efkâr-ı halisanesinden hariç harekette bulundurmaya sebep olur…”
Yeni Osmanlı aydınlarının en güçlü sesi Namık Kemal, yurt dışından gizlice ülkeye sokulup değerinin beş katı fiyatına satılan gazetelerden “ve şavir hum fi’l emr nassı sarihi ile usul-u meşveret emredilmiştir. Bu açık emir iken neden devletimiz de muteber değildir” diye sormaktaydı.
Bütün bu sesler 1876’da Kanun-ı Esasiye’yi ilan ettirdi ve 18 Mart 1877 günü Dolmabahçe Sarayı’nın, 115 temsilcinin hazır bulunduğu Muayede Salonu’nda toplanan Meclis-i Mebusan, Padişah 2. Abdülhamid’in “Hak teala hazretleri cümlemizin mesaisini mazhar-ı tevfik buyursun” duasıyla açıldı.
Bundan tam 140 yıl önce, dünya parlamentolar tarihi içinde de epey erken bir vakitte açılan Meclisimiz iki yıl sonra savaş şartları baş gösterince de kapatılmadı, tatile gönderildi.
Ama bu 30 yıllık uzun tatil boyunca da o Meclis’in yeniden açılması için Nakşi Şeyhi Erbilli Esad Efendi’den Enver Paşa’ya, Bediüzzaman Said Nursi’den laik Ahmet Rıza Bey’e, “İslamcı” Mehmet Akif’ten hümanist Tevfik Fikret’e, milliyetçi Ziya Gökalp’e kadar ülkenin yetişmiş insanları sürgün, hapishane demeden mücadele ettiler.
Ve 23 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra yapılan seçimlerin ardından 4 Aralık 1908 sonra yine 2. Abdülhamid’in “Memleketimizin Kanun-ı Esasi ile idaresi hakkındaki azmim kat’i ve kesindir” mesajıyla ve Mebusan Marşı’nın çalınmasıyla Meclis yeniden açıldı:
Osmanlılar bugün oldu muzaffer,
Fethetti yeniden vatanı asker,
Açtı mebuslara yolu süngüler,
Yaşasın Niyazi, yaşasın Enver!
Gökyüzünde şühedanın hayali,
Alkışlıyor sanki ruhi Kemali
Ah, ölmeden görmeliydi bu hâli,
Kıymetli, muhterem vatanperver,
Al bayraklar bulutları sarıyor,
Şenliğimiz asumana varıyor,
Mazlumlara, zalimler yalvarıyor,
Hey Allah'ım bu nasıl ruz-ı mahşer?
Bir yıl sonra 31 Mart Vakası sırasında basılıp vekilleri şehit edilen, İstanbul’un işgaline rağmen Misak-ı Millî kararını alan meclis bu Meclis’ti.
Bu 50 yıl boyunca toplum Meclis, meşruiyet fikrini o kadar benimsemişti ki İstanbul’un işgal edildiği 1918’den Ankara’da Meclis’in kurulduğu 1920’ye kadarki iki yıllık iktidar boşluğunun ortaya çıktığı fetret devrinde Anadolu’da şehirlerde halk, meclislerini kurarak “Yerel Kongre İktidarları” ile kendi kendini yönetmişti. Denizli’de yerel kongrede alınamayan bir karar için şehrin halkı meydana çağrılarak oylama yapılmıştı.
İstiklal Harbi tarihinde direniş cemiyetlerinin adının müdafaa-i hukuk olması da mücadelenin Millî Kongre, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi diye meclisler üzerinden örgütlenmesi de bu yüzdendi.
İşgalcilerin baskısıyla Meclis-i Mebusan’ın kapatıldığı 11 Nisan 1920 gününden sadece 12 gün sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılması da tesadüf değil bu sürekliliğin, yeni açılan Meclis’te İstanbul’dan Ankara’ya gidemeyen vekillerin üyeliklerinin düşürülmesi önerisinin “Onlar milletin oyuyla seçildi” diye reddedilmesi de meşruiyet fikrinin ne kadar yerleşmiş olduğunun göstergeleriydi.
Birinci Meclis’te kürsünün arkasında bugün “Egemenlik Kayıtsız ve Şartsız Milletindir” yazısının olduğu yere “ve şavir hum fi’l emr” âyeti yazılı levha asılmış, İstiklal Harbi’nin en küçük kararı bile Meclis’te görüşülerek hayata geçirilmişti.
13 Nisan 1921 günü Yunan güçleri Ankara’ya yaklaşmışken, cephelerden kötü haberler gelirken, Meclis’te Hüseyin Avni Bey’in (Ulaş) verdiği Erzurum’da yayınlanan Alemdağ gazetesinin yazarlarından Mithat Bey’in bir yazısından dolayı tutuklanmasıyla ilgili gensoru görüşülmekteydi. “Gensoru da ne oluyor, cepheler kan ağlıyor” diye yerinden sataşan Tunalı Hilmi Bey’e Hüseyin Avni Bey şöyle cevap vermişti: “Cepheleri tutacak, kanundur, adalettir.”
1946’da adil seçimler için Mersin Arslanköylü Yörük kadınların aylarca hapis yattığı, 14 Mayıs 1950 günü ilk demokratik seçimde oy vermek için yaşlı teyzelerin amcaların sandık önlerinde sabahladığı Meclis’in üyeleri 27 Mayıs darbesinden sonra toplanıp Yassıada’da yargılanırken, darbecilerin bile aklına gelen tek yönetim şekli kendi Kurucu Meclis’lerini kurmak oldu.
1925’te İstiklal Mahkemesi’nin vekil üyelerinin idamına karar verdiği Şeyh Said’in torunun 1957’de vekil olarak girdiği, 1991’de protestolar altında yemin edemeyen Leyla Zana’nın 10 yıl hapis yatıp, 2011’de milletvekili olarak döndüğü, 1999’da Merve Kavakçı’yı başörtüsü yüzünden yemin ettirmeyen ama 2015’te kardeşi Ravza Kavakçı Han’ın başörtüsüyle yemin ettiği
1972’de, 80’lerde idam kararlarını alan, 2004’de idamı ceza yasasından çıkaran meclis de aynı Meclis’ti.
1961’de yanlış kişiyi cumhurbaşkanı seçmesin diye askerlerin sardığı, 1989’da ilk sivil cumhurbaşkanının yemin ettiği, 2007’de eşi başörtülü cumhurbaşkanı adayının önünü kesmek için 367 şartının uydurulduğu, aylar sonra aynı adayın Cumhurbaşkanı seçilip yemin ettiği de aynı Meclis’ti.
1962’de darbecilerin etrafını askerlerle kuşattığı, 1980’de kapısına kilit vurduğu, 2016’da bombaladığı Meclis’le; darbecilerin Başbakan’ını astığı partinin devamı olan partilerin darbeden bir yıl sonra çoğunluğu alarak geri döndüğü, 1971’de darbecilerin muhtırasını okutmamak için vekillerin kürsüye yürüdüğü, 1991’de 11 yıl önce darbecilerin kapattığı iki partinin koalisyon ortağı olarak hükûmet kurduğu, 1999’da şiir yüzünden hapse atılmış belediye başkanının 2003’te başbakan olarak hükûmet kurduğu, darbeleri araştırmak için komisyonlar kurulan, 15 Temmuz gecesi bombalanırken bile salonundan vekillerin, bakanların meydan okuduğu meclis de aynı Meclis’ti.
150 yıllık yakın tarihimizin kalbi Meclis’tir. Ne kadar aşağılansa, kapatılsa, yetkileri elinden alınsa, “el kaldır, indir” muamelesi yapılsa da siyasi tarihimiz bu Meclis’te yazılmıştır. Yerli ve millî, genlerimize yerleşmiş bir siyasi model aranıyorsa çok eskilere, Bilge Kağan, Tonyukuk, Kanuni’ye gitmeye gerek yok, bugün var olan bütün ideolojilerin doğduğu son 150 yıllık tarihin gösterdiği gibi o Meclis’ti. 15 Temmuz gecesi darbeciler de görünürde kendi ‘meşruiyet’leri için en aptalca gibi görünen işi yapmış, vekillerin toplanıp, kendilerine meydan okumasından ürküp, jetlerle Meclis’in çatısına bomba atmışlardı.
O yüzden hangi sisteme geçiyorsak o sistemin kalbi de Meclis olmalıdır ya da artık şöyle demeliyiz olmalıydı.
Hele de söz konusu olan Türkiye için bir ihtiyaç hâline gelmiş olan ama net bir yasama-yürütme ayrımı, yasamanın yürütme üzerindeki kontrol ve denetleme mekanizmaları olmadan düşünülemeyecek Başkanlık Sistemi’yse...
Ekim 2015’te ABD Senatosu’nun Silahlı Hizmetler Komitesi’nde ABD’nin Suriye politikaları hakkındaki soruları cevaplamak üzere Savunma Bakanı Ashton Carter ifadeye çağrılmıştı. Atanmış bakan Carter’ın 13 yıldır Senato’da Kuzey Karolina’yı Senatör Lindsey Graham’in zor soruları karşısında terlediği görüntüler Türkiye’de epey popüler olmuş hoşumuza gitmişti.
https://www.youtube.com/watch?v=C-CocsaTfAE
Türkiye’de Meclis’te başkanlık sistemi yasasının görüşüldüğü günlerde, dünyada başkanlık sisteminin en iyi modeli kabul edilen ABD senatosunda da başkanın atamak istediği bakanlar sorgu suale çekilmekteler. Sadece onlar değil; aralarında büyükelçilerin, genel müdürlerin olduğu 1200-1400 civarı üst düzey bürokrat da senatodaki ilgili komitelerde sorgulanıp onaylandıktan sonra başkan tarafından atanabilecek.
Hearing denen o sorgu sualler sadece atamalarla da sınır değil, kongredeki komiteler yasalar yapılırken, önemli siyasi kararlar arifesinde bakanları, genelkurmay başkanlarını komutanları, istihbarat başkanlarını ya da uzmanları tanık olarak, gelmezse celple çağırıp sorgu suale çekmeye hakkı var. Bu sorgu sualler TV’den canlı yayınlanıyor, tanıklara; gerekiyorsa doğruyu söyleyeceklerine yemin dahi ettiriliyor.
Ama yeni cumhurbaşkanlığı yasası yasalaşırsa, herkes Cumhurbaşkanı-Meclis ilişkisine baktığı için arada kaynadı, Meclis’in bakanlar üzerinde herhangi bir kontrol yetkisi de kalmayacak.
Atanmış bakanlar ve seçilmiş vekiller Meclis komisyonlarında, genel kurulda karşı karşıya gelip tartışmayacaklar, bakanlar hakkında gensoru, güvenoyu, araştırma önerisi verilemeyecek, sözlü soru sorup cevap alınamayacak, cevap yetersizse bir soru daha sorulamayacak ya da vekiller hükûmet sıralarına dönüp seslenmeyecekler. Tasarıyla, Meclis’in kabine üzerine elinde bırakılan tek kontrol mekanizması yazılı soru sormak… Bakanlar bu sorulara Meclis’e gelerek değil, yine yazılı olarak cevap verecekler.
Böyle bir sistemde bırakın bir bakanı Ankara’daki alt düzey bir müdür bile seçilmiş vekillere karşı herhangi bir sorumluluk hissi duymayacak, hesap vermeyecek, telefonlarına çıkmayacak, belki yolda görse tanıyıp saygılarını bile bildirmeyecek.
Bugün Meclis’te görüşülen yasaların çoğunun yürütmenin istediği yasalar olduğu düşünülürse, cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu yasaların çoğu Meclis’e uğramadan çıkarılabilecek. Peki, Meclis ne yapacak?
Eğer mevcut kanunların ve anayasanın değiştirilmesi gerekmezse çoğunlukla kendi kendilerine konuşacak, vekiller birbirilerini daha yakından tanıma fırsatı bulacaklar. Sayı 550’den 600’e çıkınca daha az sıkılacakları kesin.
Türkiye’de bürokratik vesayet olduğu, mevcut sistemin, demokratik sistemin dışında devleti temsil eden Cumhurbaşkanı modelinin bu bürokratik vesayet için üretilmiş bir model olduğu, yargı bürokrasisine seçilmişlerin atama yapamamasının da bu kapalı devre modelin bir parçası olduğu eleştirileri çok haklı.
Ama bürokratik vesayeti bitirmenin yolu; iktidarı seçilmiş Cumhurbaşkanı ile Meclis arasında daha eşit dağıtmak, yürütme ve yasama arasındaki ayrımı daha netleştirip, Meclis’i en azından atanmışları denetleyecek mekanizmalarla güçlendirmek olmalıydı. Atanmışların seçilmişler tarafından denetlenmesinin imkânları artırılmadıkça yeni bürokratik vesayetlere kapı açılacaktır.
140 yıldır her şeye rağmen ayakta kalmış, artık başında gururla taşıdığı bir yara izi olan, onun hukukunu korumak için hukuk fakültesi öğrencilerinin kapısında şehit düştüğü Meclisimiz daha fazlasını hak ediyordu
Yazarlar
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026