Akın ÖZÇER
Devlet üzerine düşünmeye başlayınca, insanın aklına Güneş Kral olarak bilinen Fransa’nın en uzun süre tahtta kalmış Kralı XIV. Louis’in “l’Etat c’est moi” (Devlet benim) sözü gelir hep. Ama Fransa’nın “Ancien Régime” olarak adlandırılan mutlakıyet döneminde (1515-1789) dahi Fransızcada hep büyük harfle başlayan Devletin başındaki Kral’ı etkilemek bir yana, kararlarına “devlet adına” itiraz eden kişi ve kurumlar olagelmiştir. Aristokrat, burjuva ve derebeylerin ayrıcalıklarını gözeten ve eşitsizliğe dayalı bir sosyoekonomik sistemi temel alan bu rejim tek kişinin iktidarına dayanan bir otokrasiden çok, geleneksel feodal kurumlarıyla Bourbon’ların oluşturduğu bürokratik bir monarşidir aslında. Bu rejimde, diplomalarıyla sivrilen ve güçlerini aldıkları unvanlarla pekiştiren asker, sivil bürokratlardan (mandarins) oluşan resmi bir elit sınıfı (mandarinat) vardır. Varlığını devlete borçlu olan bu sınıf kendini bir yerde devletin de sahibi hissetmektedir.
Aslında bürokratik elitlerin kendini devletin sahibi yerine koyduğu rejim sadece monarşi değildir. Tek partili, kabul edilmesi zorunlu tek bir ideolojiye dayanan tüm totaliter rejimlerin devletle bütünleşen bürokratik elitlerinde benzeri bir sahiplenme vardır. Nitekim iki savaş arası Avrupa’sında bunun örneklerine rastlanır. Ludwig von Mises, “Bureaucracy” (1944) başlıklı eserinde, XIV. Louis’nin “Devlet benim” sözündeki içtenliğinin, devletçi elitlerin “ben devletin hizmetkârıyım” derken çizdiği alçak gönüllü profilde bulunmadığına işaret ediyor. Diyor ki “Bourbonlar’a baş kaldırmak mümkündü; nitekim Fransızlar bunu yaptı. Ama modern devletçinin kafasındaki kutsal Devlete ve onun mütevazı hizmetkârı bürokrata isyan etmek söz konusu bile değildir.”
Taraf’ta yaklaşık iki yıl önce yayımlanan bir yazımda şöyle yazmışım: “Gücünü mevcut darbe anayasasının antidemokratik ve ideolojik hükümlerinden alan Türkiye’nin asker ağırlıklı bürokratik elitleri bugün sesini çıkarmıyor görünse de etkinliğini yitirmiş değil. Aksine kendi ayrıcalıklarına karşı gördüğü AB sürecine açıkça tavır koyduktan sonra içindeki reformcu unsurları, -elbette AK Partili bakanların imzalarıyla- tasfiye etmiş olduğu için bugün çok daha “ulusalcı” ve herhalde “AKP düşmanı” bir nitelik kazanmış durumda. O bakımdan hükümetin 2007 öncesinde oluşturulan o büyük bürokratik kuşatmadan tümüyle kurtulmuş olabileceğine pek ihtimal veremiyorum doğrusu.” Bugün devlet içinde var olduğunu öne sürdüğü illegal bir yapılanmadan yakınan Başbakan Erdoğan, neden bu yöndeki uyarılara kulak kabartmadığını ve yeni anayasanın örneği dünyada bulunmayan eşit üyeli bir Uzlaşma Komisyonu’nda tıkanmasına izin verdiğini kendisi değerlendiriyordur herhalde.
Bu yazımda konuyu makro değil mikro planda ele almayı tasarlıyorum. Bürokrasinin dördüncü bir erk olarak siyasete müdahalesini değil, kariyer yapmaya yönelik büyük idealleri ya da sadece geçim derdi ile bu erkin içinde yer alan ve hiçbir siyasi partiye ve örgüte mensup olmayan “yalnız” bürokratların ne gibi sorunlarla karşılaştıkları üzerinde düşünmeyi öneriyorum.
Yalnız bürokratın can simidi “méritocratie”
Eski bir bürokrat olarak terfilerde olsun, tayinlerde olsun hep “liyakat” ve “kıdem”ilkelerine itibar edilmesi gerektiğini savunmuş ve bunun böyle olduğuna inanmak istemişimdir. Okulu bitirip mesleğe giren genç bürokratlar meslekte uzunca bir süre okuldaki öğrenci gibi kalırlar, koca öğrenciler gibi düşünürler, saçları ağarmaya başladığında bile. Liyakat (merit) sözcüğü sihirli bir değnektir bürokrat için, giriş sınavından başlayarak meslek yaşamını şekillendiren.
Bürokraside amirlerin doldurduğu siciller önem taşır belki ama çok daha önemlisi“koridor sicili” denilen ve bürokratın meslek ailesi içinde nasıl değerlendirildiğini ortaya koyan kıstastır. Bir sınıfta genel olarak veya belirli derslerde kimlerin diğer öğrencilerin önünde olduğu nasıl biliniyorsa, terfi ve tayinlerde de böyle bir değerlendirme yapılması beklenir. X görev yerine koridor siciline göre beklenen isimlerin dışında biri atandığında bu “haksızlığın” arka planı araştırılır ve üzerine konuşulmaya başlanır.
Kuşkusuz bazı bürokratlar vardır, toplumda tanınmış kişilerin soyadlarını taşıyan. Ya da devlet örgütü içinde Cumhurbaşkanlığı, Başbakan ve Bakan özel kalemleri, danışmanları gibi görev yerlerinden ötürü ayrıcalıklı oldukları düşünülen bürokratlar. Bunların dışında kalanlar için hakkaniyete uygun tayin ve terfiler beklenir. Frenkçe tabiriyle “méritocratie” olmazsa olmazıdır bürokrasinin. Bu ilke ne kadar aşındırılırsa yalnız bürokrat için mesleğin çekiciliği azalır ve bir yerde küskünlük baş gösterir ki ondan sonra da o bürokrattan verim alma imkânı hemen, hemen kalmaz.
Bürokraside klikler, örgütlenmeler
Askeri vesayetin güçlü, MGK Genel Sekreterliği’nin sivil bürokrasi üzerinde etkili olduğu dönemlerde belirli görüşte olan bürokratların ön plana çıkarıldığı söylenirdi. Bunun aksinin geçerli olduğu örneklere de işaret edilirdi zaman, zaman. Bürokratların kendi kurumlarınca değerlendirilmesi gerektiği göz önüne alınırsa, böyle bir müdahalenin demokrasiyle bağdaşan bir uygulama olduğunu söylemek kolay değildi elbette.
Son dönemde, uzunca bir süredir devlet içinde örgütlendiği bilinen Gülen Cemaati’nin başta İçişleri olmak üzere çeşitli bakanlıklarda olduğu gibi yargının çeşitli kademelerinde de etkili olmaya başladığı söyleniyor. Cemaat’e mensup bürokratların, amirleri yerine dışarıdan talimat alarak birlikte hareket etmelerinin kabulü de mümkün değil kuşkusuz. O bakımdan 17 Aralık operasyonu nedeniyle bu yönde ortaya atılan iddiaların mutlaka araştırılması gerekiyor. Bu araştırma iddiaları doğrularsa, operasyona karışmamış olan bürokratlar da sadece Cemaat’e mensup oldukları gerekçesiyle cezalandırılabilir mi?
Devlet içinde kadrolaşmaya ilke olarak karşı olduğum halde hayır elbette. Hüseyin Gülerce “Bu yangın söndürülebilir mi?” başlıklı yazısında diyor ki, “iktidar da bürokraside sadece liyakati, dürüstlüğü, hukuka riayet etmeyi kıstas almalıdır. ‘Bizden olanlar-olmayanlar’ ayırımı, Allah göstermesin devlette ikilik çıkarır. Türkiye, o kötü günleri yaşadı. Öğretmenler TÖB-DER, Ülkü-Bir diye; polisler Pol-Der diye ikiye ayrıldılar. Hele bugün, birkaç yüz bürokrat yüzünden iyilik ve hayır peşinde koşan milyonların karşıya alınması daha büyük bir tehlikedir.”
Eski bir yalnız bürokrat olarak Gülerce’ye bir ölçüde katılıyorum. İma ettiği gibi Cemaat mensuplarına negatif ve pozitif ayırımcılık yapılmamalı. Bürokrat sadece Cemaat mensubu olduğu için haksız bir uygulamayla karşılaşmamalı elbette ama aynı zamanda kayırılmamalı da. Çünkü siyasi bir örgüte olduğu gibi, dini bir cemaate mensubiyet üzerinden kadrolaşmalar ve klikleşmeler de milyonlarca yalnız bürokratın düşmanıdır. Hele bu mensubiyet bir de Cemaat mensubu bürokratlara tayin ve terfilerde ayrıcalıklı muamele nedeni oluyorsa.
Bürokraside yukarıda saydığım doğal ayrıcalıklılara başkaları eklenecek olursa“méritocratie” ilkesini kısmen bile uygulamak mümkün olmaz. Hal böyle olunca bürokrasinin gençler için çekiciliği kalmayacağı gibi, mevcut bürokratlar da çalışma şevkini yitirir, küskün bankamatik memurlarına dönüşür. Bu tür bürokratlardan yeterince var çeşitli bakanlıklarda. Biraz onları da düşünelim ve bürokrasiyi insanların hayallerini ve umutlarını doğrayan bir çark olmaktan çıkaralım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
2.02.2026
26.01.2026
15.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
21.12.2025
13.12.2025
6.12.2025
1.12.2025