Alper GÖRMÜŞ
“Bir gazeteci Başbakan'a soru sordu diye insanlar sevinçten çıldırıyor ve siz bize hâlâ neden direniş başlattığımızı mı soruyorsunuz?”
2013 Mayıs’ının sonunda başlayan Gezi direnişinin ilk günlerinde Hakan Demir adlı gencin attığı bu tweet, kanaatimce Gezi’yi başlatan ruh halinin mükemmel bir özeti niteliğindeydi. (O gazeteciyi, o soruyu ve bunun insanları ne kadar mutlu ettiğini çok iyi hatırlıyorum; Erdoğan’a soru sormanın bir cesaret meselesi olmasının başlangıç tarihi ondan bile öncesine gidiyordu).
Gezi, gerçekten de ait olduğu ataerkil zihniyet dünyasının kendisini adım adım “hikmetinden sual olunmaz” bir konuma taşıdığı Başbakan Erdoğan’ın yarattığı atmosferde nefes alamaz hale gelen gençlerin haklı itirazından başka bir şey değildi.
Gezi, daha önce defalarca yazdığım gibi bir “çığlık”tı: Kendi ahlaki doğrusunu, toplumsal tahayyülünü ve gündelik yaşam tercihini başkalarına zorla benimsetmek istiyormuş algısını yaratacak kadar çok tekrarlayan ve bunu da son derece nobran, itici, dışlayıcı bir dille yapan Başbakan Erdoğan'a yönelik çok güçlü bir çığlık...
Başbakan, ne yazık ki, saygı ve eşitlik talep eden bu itirazın birey temelli, modern ve sivil karakterini algılayamadı. Benimsediği ataerkil siyaset anlayışı onu inatçı, basiretsiz bir tutuma sevk etti ve neticede bu tutumun yol açtığı kitlesel gösteriler, zaman içinde hükümeti istifaya zorlamaya yönelik bir enerjiyle doldu taştı.
AK Partililerin algısı: Şimdi unutuldu ama...
Toplumla ilişkisini bahşetme, koruma ve kollama üzerinden kuran, toplumdan talep geldiğinde sinirlenen ve bunu toplumla kurduğu hiyerarşiye bir saldırı olarak kabul eden Erdoğan bu ruh haliyle Gezi’yi yönetemeyince onu kriminalize etme yolunu seçti.
İktidarın, Gezi’yi kriminalize etme operasyonunu siyaset düzeyinde tutmakla; yani taraftarlarının zihnine Gezi’nin iç ve dış mihrakların ülkeye ve iktidara yönelik bir komplosu olduğunu yerleştirmekle yetineceği sanılıyordu ki, olaylardan altı yıl sonra iktidar Gezi’yi mahkemeye taşıdı.
Bu sonuç, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) yönetiminde ve tabanında yer almakla birlikte Erdoğan’ın o günlerdeki tutumunu gizli-açık eleştirenler için de hiç şüphesiz sürpriz olmuştu.
O günlerde, Gezi’nin kriminal bir hadise değil, iktidarın anlamaya çalışması gereken toplumsal bir tepki olduğunu söyleyenlerden biri de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tı... Gezi Parkı eylemlerinin zirvede olduğu bir anda (9 Haziran 2013) Akabe Vakfı tarafından düzenlenen, katılımcılarını dindarların oluşturduğu bir toplantıda yaptığı konuşma, yalnız kibre karşı bir uyarı niteliğinde değildi... Bu çok önemli konuşma, herkesin kendi hayatında, kendi dünyasında özgürce yaşaması gerektiği imasıyla, Başbakan'ın Gezi’den epeyce önce başlayan ve kendisinde "doğru" hayat modelleri belirleme hakkı gören haline de bir uyarıydı:
"Böyle bir toplantı Türkiye'nin de içinde bulunduğu ortamda ne ifade ediyor diye aklıma geldi. Düşününüz ki hemen İstanbul'da biraz ötede başka duygular içinde olan topluluklar var. Onlar da kendilerince tatmin oluyorlar. Sloganları var, sosyal medyadan paylaştıkları var. İnandıkları yaşam tarzı içerisinde onları mutlu eden olaylar var. (...) Ama biz buraya geldik, burayı tercih ettik. Buradan hepimizin alacağı çok büyük dersler var. Günlük meşgaleler içerisinde, bugün kulluk vazifelerimizi hatırlayabilirsek hepimiz için dünya ve ahret saadetine vesile olacak. Olayları anlamak için buna ihtiyacımız var. Birilerinin bizi uyarması, silkelemesi lazım. Ne yapıyoruz, nasıl yapıyoruz? Her yaptığımız işin veya yapamadıklarımızın hesabını vermek çok önemli."
Bundan beş ay sonra, kız ve erkek öğrencilerin aynı apartmanın farklı dairelerini kullanmalarını doğru bulmadığını söyleyen Erdoğan’a cevabı da yine, Arınç’ın Gezi’deki gençlerin neye isyan ettiğini anladığını gösteriyordu:
“Şimdi ev sahibi kiraya vermişse, tutacak insanlar da gelmiş tutmuşsa bunu önleyecek bir engel yok Avrupa Birliği normlarında. (...) İyi veya kötü, doğru veya yanlış şimdi bizim standardımız artık bu noktaya geldi. Bu noktadan geriye dönüşü uygun görüyor muyuz? Herhalde görmüyoruz.”
Şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Herkes sözünü Arınç kadar doğrudan söylemiyor, bunu biliyoruz, fakat o dönemde Arınç’a (ya da onun gibilere) karşı AK Parti içinde “sen ne biçim konuşuyorsun öyle” diyen de çıkmadı. Bu, AK Parti içinde, Erdoğan’ın Gezi’deki tutumuna karşı seslerini yükseltmeseler de aslında o tutumu benimsemeyenlerin ciddi bir ağırlık oluşturduğunu göstermiyor mu?
Özeleştiriyle başlamak ve ona da Gezi’yle başlamak
Gezi’ye dair bu hafıza taramasını, geçtiğimiz günlerde Medyascope TV’deki bir programın katılımcılarından Kemal Can’ın Ali Babacan’a yönelttiği bir çağrıdan dolayı yaptım. Kemal Can’a göre, Babacan Gezi’nin altı yıl sonra mahkemelik olmasından rahatsızlık duyuyorsa, davaya davacı olarak katılan hükümetin bir üyesi olarak imzaladığı dilekçeden imzasını çekebilirdi.
Yeni bir siyasi hareketin, işe koyulurken eleştiriyle değil de özeleştiriyle başlaması, özeleştiri konusundan bağımsız olarak hiç fena bir fikir değil; Türkiye’de toplum, kendini müstahkem bir mevzide konuşlandırıp oradan onu bunu eleştirmesinden hakikaten bıktı artık. İnsanlar, siyasi liderlerin biraz da dönüp kendilerine bakmalarını istiyorlar ve onlardan gelecek özeleştirilerden hoşnut kalıyorlar.
Bağlı bulunduğu partiden “aklen ve kalben” koptuğunu söyleyen bir siyasetçi (şayet bu itirafı sadece kendisinin sorumlu olduğu ekonomik alanla sınırlı değilse; hak, hukuk, vicdan gibi alanları da içeriyorsa) sadece eleştiriyle yetinemez, bu kopuş süreci hikâyeleştirilirken, anlatılanların bir bölümü mutlaka özeleştirel olmalıdır.
Bence, işe özeleştiriyle başlamanın doğru olacağını düşünen bir siyasi hareket için Gezi’den daha iyi bir neden bulmak zordur. Çünkü Gezi, iktidarın yönetemediğini yasaklama refleksinin ilk hamlesini oluşturuyor ve bu özelliğiyle bugünkü tek adam yönetiminin sembolik başlangıcına işaret ediyor.
Siyasi hayatının tamamını aynı partide geçirmiş bir siyasetçi için böyle bir şey yapmanın risklerinden bahisle, özeleştirinin, hele hele Gezi özeleştirisinin ancak siyasi bir fantezi olabileceği öne sürülebilir.
Ben aynı kanaatte değilim. Çünkü Gezi’yi cinaî bir faaliyet olarak göstermeye çalışan devasa propagandaya rağmen, bunun AK Parti tabanında “tuttuğunu” düşünmüyorum. Yönetim, ikisini aynı kategoride göstermeye çalışsa da AK Parti tabanında Gezi ile 15 Temmuz algısı arasında dağlar kadar fark var.
Gezi özeleştirisinin, müstakbel sahiplerine hiç zarar getirmeyeceğini iddia etmiyorum, fakat faydasının zararından daha fazla olacağına eminim.
NOT. Bu çerçevede, Ekrem İmamoğlu’nun Gezi Dayanışması üyesi bir mimarı (Gürkan Akgün) İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı’na getirdiğini hatırlatmak isterim (Akit haberi “İBB’de Gezici istilası” başlığıyla verdi). Kıyaslamak için söylemiyorum, elbette bu hamle İmamoğlu için, benzer bir hamle durumunda mesela Babacan’ın üstleneceği politik riskten daha azdır. Yine de, gelecek saldırıları düşünürsek, bu hamlenin cesurca olduğunu teslim etmek zorunda kalırız. Demirtaş’a karşı tavrını da işin içine katarsak diyebiliriz ki, İmamoğlu, siyaset sahnesine yeni bir ses olarak girmek isteyenler için hayli anlamlı bir çizgi izliyor.
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları




















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025