Atilla Aytemur
Anayasa tartışmasının hengamesi arasında, 13 Ocak 2016’da Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz bir basın toplantısı düzenleyerek, uzun süredir hazırlığını yaptıkları “orta öğrenim müfredat değişikliği”nin taslağını açıkladı.
Hem taslağın içeriğinde yer alan kimi konular, hem de hazırlık sürecine eğitim alanının farklı ideolojik-politik yaklaşımlar içinde olan paydaşlarının demokratik şekilde katılımının yeterince sağlanmaması, taslağın bütününün üstüne çıkan sert bir tartışmaya neden oldu.
Bakan Yılmaz ise, içlerinde yüzden fazla akademisyeninin de yer aldığı 1000’i aşkın uzmanın konu üzerinde çalıştığını belirtti. Ancak bunların kim olduğu ve hangi kurumlara bağlı bulundukları hakkında aydınlatıcı bir bilgi verilmedi.
Müfredat değişikliğinin gerekçesi “Bireyin ve toplumun değişen ihtiyaçları, eğitimde niteliğin arttırılması ihtiyacı, bilim ve teknolojide gerçekleşen değişiklikler ve gelişmeleri öğrenme ihtiyacı; öğrenme ve öğretme kuram ve stratejilerindeki araştırmalar, değişiklikler ve gelişmeler, ulusal ve uluslararası değerlendirme sonuçları ve ölçütlerindeki değişiklikleri öğrenme ihtiyacı, vb” şeklinde açıklandı.
Bilindiği kadarıyla dünyada müfredat değişikliği ortalama on yılda bir yapılıyor. Türkiye’de AK Parti döneminde ise yaklaşık beş yılda bir yapıldı.
Bakanın verdiği bilgiye göre yeni müfredat taslağı 20 Şubat 2017’ye kadar askıda kalacak. Bu süre içerisinde kurumlar ve bireylerden katkıları ve eleştirileri isteniyor. O tarihten itibaren 2017-2018 eğitim-öğretim yılının kitap yazımına başlanacak. İlk etapta 1’nci, 5’inci ve 9’uncu sınıfların müfredatında değişiklik yapılacak. Ama bu değişiklik TEOG, YSG ve LYS sınavlarında herhangi bir farklılık yaratmayacak. Gelecek yıl ise sırayla 2, 6, ve 10’uncu sınıfların müfredatı değişikliğe uğrayacak.
Galiba müfredat değişikliğinin basın toplantısıyla kamuoyuna açıklanması da bu şekilde ilk kez oluyor. Bakan İsmet Yılmaz basın açıklamalarını ve taslağı askıya çıkarma amaçlarını “Eksikleri görmek ve düzeltmek” şeklinde ifade ediyor.
Taşı ayağına düşürmek
Ancak değişikliğin kapsamında yer alıp tartışmalara neden olan konular, bir kere daha Türkiye’nin öne çıkan fay hatlarıyla ilgili. Bu nedenler basın toplantısını takiben sert saflaşmalar oldu ve giderek müfredat değişikliğinin bütününün sorgulanmasına yol açtı.
MEB’in web sayfasında da yayınlanan taslakta, Cumhuriyet dönemi darbelerine, özellikle 15 Temmuz darbe girişimine dair bilgilere genişçe yer veriliyor. Buna karşılık Atatürk ve Atatürk bağlantılı bilgiler sınırlanırken, İnönü ve İkinci Dünya Savaşı döneminden hiç söz edilmiyor. Biyoloji dersinin ilgili ünitesinden de İngiliz bilim adamı Charles Darwin ve Evrim Teorisi çıkarılmış durumda. Doğal olarak müfredat tartışmasının odağını da bu konular oluşturuyor.
Aksi ileri sürülse bile, medyaya yansıyanlara göre, taslağı bakanlığın ilgili bürokratları ve İslamcı-muhafazakar eğilimli Eğitim-BirSen sendikası birlikte hazırlamış. Bu hazırlık aşamasında, üniversitelerin eğitimle ilgili uzmanlığa sahip bölümlerinden ve akademisyenlerinden de, eğitim alanında örgütlü diğer sendikalardan da görüş alınmamış. Onlara taslak askıya çıktıktan sonra usulen “son bir ay içinde görüş iletin” dendiği belirtiliyor.
Hem öne çıkan sınırlı birkaç konu, hem de taslağın hazırlık aşamasında katılımcı bir şekilde ele alınmaması, sonuç itibariyle taslağın bütününün değil bu mevzuların tartışılmasına yol açmış görünüyor.
Niyet toplum mühendisliği değilse…
Toplumsal farklılıkların gözardı edilemeyecek bir yelpaze oluşturduğu Türkiye’de, eğitim müfredatı üzerinde bir değişikliğe giderken katılımcı bir hazırlık aşamasının düzenlenmesi beklenirdi. Böylelikle, daha başlangıç evresinde ortaya çıkacak birçok sorunun demokratik bir müzakere ve diyalog yoluyla çözümüne ulaşılabilirdi. Ancak MEB bunu başlangıçta yapmayıp, taslak ortaya çıktıktan ve zaman iyice daraldıktan sonra katkı çağrısı yaptığı için, niyeti ister istemez sorgulanıyor.
Bu bağlamda konuya eleştirel yaklaşanlar “müfredatta sadeleşme”nin ders kitaplarında ”sadeleştirme ve basitleştirme” adımlarına yol açtığını, bunun da özellikle bilim, felsefe, tarih ve sanat derslerinin ünitelerinde sınırlamaya gidilmesi sonucunu doğurduğunu belirtiyorlar.
Yine aynı kesimler, bakanlığın böyle bir müfredat değişikliği hazırlamakla “dini” ve “milli” kavramlarının yoğun olarak kullanıldığı ve içeriği belirlediği yeni bir müfredatın amaçlandığı, bunun da ister istemez söz konusu müfredatın bilim ve gerçeklikle bağının zayıflamasına yol açtığı yönünde eleştiriler dile getiriyorlar.
Bilimde, sanatta ve müzikte yeni isimler
İslam dünyasının bilime katkı sunan isimlerinin bugüne kadar genç nesillere tanıtılmamış olması önemli bir eksiklik ve zaaftı. Hakkaniyetli bakılacak olursa, dünya bilim ve sanatına özellikle yükseliş döneminde İslam coğrafyasından olağanüstü katkılar söz konusu olmuştu. Günümüz bilim ve sanatı, geldiği düzey itibariyle Batılı bilim insanları kadar onlara da borçlu.
Batılı bilim insanlarının yanısıra Müslüman dünyasının müfredatta şimdiye kadar yeterli yer verilmeyen önemli isimlerinin de öğrencilere tanıtılması önemli ve olumlu bir gelişme olarak görülmeli. El Hazini, El Biruni, El Cezeri, İbn-i Heysem, İbn-i Rüşd, Beni Musa Kardeşler, Ali Kuşçu, Uluğ Bey ve El Kindi, alanlarına bağlı olarak tanıtılan bu gibi isimler arasında yer alıyor.
Yine bilişim teknolojisinin hızlı gelişimine bağlı olarak kod yazımlarının programa alınması da yerinde bir adım sayılıyor. Öte yandan bunlar da yeterli değil, çünkü günümüzde bilimsel ve teknolojik değişim çok hızlı akıyor.
Görsel sanatlar alanında çağdaş resim, fotoğraf, minyatür, ebru, hat, tezhip ve çini dallarında, kimi yaşayan sanatçılara ve eserlerine; müzik alanında kanto, Anadolu rock, aranjman, tango, hafif müzik, Türk pop müziği, arabesk dallarında yaratıcılık ve katkılarıyla ün yapan, aralarında halen yaşayanların da olduğu sanatçılara ve eserlerine derslerde yer verilecek. Bu adımın orta öğrenimde öğrencilerin müzik ve sanat eğitim ve öğretimine ilgilerini oldukça artırması bekleniyor.
Müfredatta ideolojik takıntı
Müfredat taslağının yukarıdaki bölümde ifade edilen olumlu yönlerini gölgeleyen unsurlara, yazının girişinde kısaca değinmiştim.
Öncelikle şunu kabul edelim; ister dindar ister laik olsunlar, yakın tarihe ister soldan ister sağdan baksınlar, bu ülke vatandaşlarının çocuklarının sonuç olarak aynı müfredat doğrultusunda eğitim almaları gerekir.
Ülkenin kurtuluş ve kuruluş iradesini ve bunu şahsında toplamış tarihi kişiliklerini, düşünce ve rollerini de öğrenmeleri icap eder. Genç nesillere bunun bir program dahilinde aktarılması ve öğretilmesi, devletin eğitim yoluyla gerçekleştirmesi gereken fonksiyonlar arasındadır.
Ancak bu fonksiyonu yaşama geçirirken, iktidar gücünü elinde tutan grubun kendi ideolojik ve politik angajmanını müfredat programı haline getirmesi, iç barışı bozacak tohumları devlet eliyle ekmek anlamına gelecektir.
Ülkenin inanç, etnik kimlik, kültür, tarih vb realiteleri dikkate alınmadığında, niyet o olmasa bile yapılan bir tür toplum mühendisliği dayatmasına dönüşecektir. Nitekim Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi bunun örnekleriyle doludur. Bu nedenle de eğitimde bir türlü dikiş tutmuyor. Galiba bu son müfredat değişik taslağında bakanlık sembol isimler ve konularda bir anlayışın etkisini göstermeye müsait adımlar atınca toplumun önemli bir kesimi böyle bir izlenim edindi.
Eğitimde reform şart!
Sansasyonel konularla uğraşmak ve ideolojik hesaplaşmalara dalmak, ciddi sorunları bulunan eğitim hayatımızı maalesef kurtarmıyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok. AP iktidara geldiğinden beri kaç milli eğitim bakanının değiştiğini unuttuk. Üstelik her biri de kendi döneminde bayağı bir hamle yaptığı iddiasındaydı.
OECD’nin her üç yılda bir yaptığı eğitim araştırmasının 2015’e ait sonuçları 2016’nın son aylarında açıklandı. Eğitim kalitesini birçok temel alanda ölçen PİSA testinden fena halde çaktık. Çocuklarımız önemli bir bölümü Türkçe okuduklarını doğru dürüst anlayamıyorlar.
Sınav sistemlerinde neredeyse her yıl yapılan değişiklikler öğrencileri şaşkına çevirdi. Öğretmen yetiştirme programlarımız bir türlü istenilen düzeyi yakalayamıyor ve bu da eğitim kalitesini doğrudan aşağı çekiyor. Ne kendi dillerimizi öğretebiliyoruz, ne de (en az) bir yabancı dili. Okuma, kitap sevgisi, merak, yaratıcılık gibi vasıflara genç nesillerimizde fazla rastlanmıyor. Dersaneler kapatıldı ama bilgi ve sınav teknikleri noktasında doğan açığın nasıl kapatılacağı halen meçhul.
OECD ülkeleri arasında Türkiye gelir adaletsizliği bakımından Avrupa’da birinci. Bu durum okul öncesinden başlayıp üniversiteye kadar bütün eğitim öğretim kademelerini derinden etkiliyor. Sosyo-ekonomik güçlükler eğitim yaşındaki çocukların çalışmasına; kızların çocuk yaşta evlendirilmeleri, evde iş yapmaları ve kendilerinden küçüklere bakmalarına; paralı ve keyfe bağlı olması nedeniyle okul öncesi eğitimden mahrum kalmalarına yol açıyor. Yaklaşık bir milyon çocuğun bu durumda bulunduğu tahmin ediliyor. Hattâ TUİK’in İstatistiklerle Çocuk 2014 başlıklı raporunda, daimi yoksulluk eşiği altında yaşayan 17 milyonluk nüfusun yarısının çocuk olduğu belirtiliyor. Bunun eğitime nasıl yansıdığını tahmin etmek zor olmasa gerek.
Eğitim Reformu Girişimi (ERG) ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın (TEGV) “Çocukların Gözünden Okulda Yaşam” başlıklı raporları, eğitimdeki durumu etraflıca incelemiş ve önerileri toparlamış. Buna göre ikili öğretimin azaltılması; sosyal etkinlik ve beslenme konusuna daha fazla önem verilmesi; ortaokullarda haftalık ders sayısının azaltılması; okulların fiziksel şartlarının düzeltilmesi, seçmeli ders seçiminin bizzat öğrencilere bırakılması ve katılımın artırılması; şiddeti önleme ve izleme mekanizmalarının iyileştirilmesi öneriliyor.
Hiç şüphesiz Milli Eğitim Bakanlığı bunların çok ötesinde bilgi ve değerlendirmelere sahiptir. İyi planlanmış bir süreçte, eğitim çalışmalarının bütün paydaşlarının demokratik katılımının sağlandığı, ideolojik ve politik angajmanlara prim vermeyen bir çalışmayla bugünü ve geleceği kucaklayacak bilgili, yetenekli, yaratıcı, vicdanlı ve başı dik nesillerin yetişmesine imkan sağlayacak bir eğitim reformu pekâlâ mümkündür.
MEB ülkenin en netameli konularını müfredat değişikliği kapsamına alarak, yapacağı olumlu değişikliklerin de tartışma konusu olmasının kapısını kendi eliyle açmıştır. Vakit varken bu konularda ısrardan vazgeçilmelidir.
Çünkü bilim ve tarihe dini ve resmi etiket vurmaya çalışmak hemen her zaman başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Charles Darwin gibi tarihe malolmuş şahsiyetleri ve onlardan kalan düşünce ve tezleri yeniden kalıba dökmek, bir süre için rahatlık sağlasa bile orta ve uzun vadede, bu işe girişenlerin umduğunun tersi sonucu verir.
Bütün bunların bize gösterdiği, eğitimde reformun şart olduğudur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları






















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.11.2023
19.08.2023
6.05.2023
28.04.2023
17.04.2023
29.03.2023
22.03.2023
9.03.2023
15.11.2022
9.09.2022