Berrin Sönmez
Uygarlıkların temelini oluşturup bir yerel kültürü evrensel uygarlık düzeyine ulaştıran temel etkenin insani değerler olduğunu söyler herkes. Pek çok politikacı her ağzını açışında söz gelimi “Avrupa Değerleri” adına konuşur. Yaklaşık 20 yıllık AKP iktidarının en sık tekrarladığı hedeflerinin başında yer alır 'değerler eğitimi'. Hoş eğitim adı verilmiş olsa da ne tür bir içeriğin hangi bilimsel dayanaklarla oluşturulduğuna dair ve pedagojik formasyon kapsamına alınıp alınmadığına, alındıysa ne gibi kriterler oluşturularak sistematik bir eğitimin yürütüleceğine ilişkin bilgi paylaşımı yok ortada. Dolayısıyla belli bir zihniyetin endoktrinasyon çalışması olarak eğitim sistemini araçsallaştırdığı yönünde kuvvetli şüphe vardır. Şüpheden ötesi var hatta ama asıl değinmek istediğim değer kavramının politikadaki yapı taşı niteliğini politikacıların görmezden gelemediğine dikkat çekmek. Avrupa değerleri ile yerli ve milli değerler, ilki Avrupa Konseyi sözleşmeleriyle kodifiye edilmiş normalar, ikincisi salt retorikten ibaret kalmış söylem olsa bile benzerliklere sahip.
Katı güç ilişkileri ve çıkar örüntüleriyle donanmış ulusal veya uluslararası politika yapım usullerinin barışçıl ve sürdürülebilir toplumsal düzen oluşturmaya yetmediğini gösterir, değer kavramının politika yapıcılar tarafından bu denli sık kullanılışı. Ekonomik, askeri, siyasi güce erişmekle yetinenlerin mezarlığıdır bir bakıma insanlık tarihi. Geleceğe hatrısayılır miras bırakıp toplumların yarınlarını şekillendirme etkisine sahip toplumlar insana değer vermeyi, insani değerleri sistematize ederek politikanın temeline yerleştirip bu değerler temelinde şekillenen hukuk sistemi oluşturarak, toplumun gündelik yaşam pratiklerinde sürdürülebilir kılanlardır. Nitekim Avrupa değerleri kavramı İkinci Dünya Savaşı'ndan son yıllara gelinceye kadar Avrupa Barışı (Paxt European) denilebilecek bir zaman dilimi yaşattı toplumlara ve dünyanın geri kalanı için ciddi bir cazibe merkezine dönüştürdü coğrafyasını. Ancak 21’inci yüzyılın kavimler göçü karşısında başta Avrupa Birliği üyeleri olmak üzere kıtanın bütün ülkelerini içerecek şekilde değerlerden kolaylıkla sapıldığı görünür oldu. Politikacıların, yöneticilerin sürekli dillerine doladıkları değerleri, kendi elleriyle yok saydıkları, ekonomik, sosyolojik, kültürel, güvenlikçi ve benzeri çıkarlar uğruna değersizleştirdikleri bir süreç yaşanıyor şimdi.
Avrupalı feministlerin özellikle schengen bölgesinde yaşayanları harekete geçmeye, Avrupa Birliği karar vericileri üzerinde baskı kurmaya çağırmak için gerçekleştirdiği bir imza kampanyası, Avrupalı politikacılara Avrupa değerlerini hatırlatıyor aynı zamanda. Aynı zamanda diyorum çünkü henüz bir AB sözleşmesi halini almış olmasa bile bir AK sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesi'nin etkin uygulanması istemiyle imza toplanıyor. https://feministasylum.org/ bağlantısından bireysel imzaların eklenebileceğini, örgütlerin kurumsal imza değil ama destekçi örgüt listesine katılabileceği (EŞİK Platform aracılığıyla ulaşılabilir) çağrı metni, İstanbul Sözleşmesi’nin çekince koyan veya uygulamada gevşek davranarak görmezden gelinen hükümlerinin etkin uygulanması için AB sorumluluğunu hatırlatmak niyetiyle yazılmış. Feministler toplumlara değerleri hatırlatıyor diyebiliriz. Bu değerlerle oluşturulmuş hukuk normlarından sapan politikaları teşhir ederken politikayı insanileştiriyor da aynı zamanda. “Kadınlar ve Kız Çocukları ve LGBTİQA+ Kişilerin İltica Etmesinde Özel Gerekçelerin Etkin bir Şekilde Tanınması İçin” başlıklı çağrı metninin çevrisi yazımın sonunda okunabilir. Feminist diplomasi girişimi olarak görebileceğimiz bu uluslararası çağrının amacı sözleşmelerin etkin uygulanmasını sağlayacak kurumlar oluşturularak yapısal düzenlemelere gidilmesi yönünde. Özellikle insan ticaretine karşı ve İstanbul Sözleşmesi 60, 61’inci maddelerine dikkat çekiliyor. Uluslararası politikanın insanileştirilmesi, insani değerlerin politika yapıcılar tarafından gözardı edildiği bu süreçte uygarlığın köşe taşı konumundaki değerleri sürdürülebilir kılma girişimi olarak, feminist diplomasi açısından atılmış adımlardan birisi.
Bu uluslararası çağrıyla aynı günlere denk düşen bir de ulusal çağrı var ülkemizde. Türkiyeli feministler ve hak savunucuları Aysel Tuğluk’un sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması çağrısını yükseltiyor. Var olan yasaların uygulanması ve Aysel Tuğluk ile hasta mahkumların tahliye edilmesi için yapılan bu çağrıda ideolojik, etnik ve diğer gerekçelerle yasal hakların gözardı edilmesine karşı çıkanların imzasını bekliyor. Gazete Duvar haberinden metnin tamamına ulaşılabilir. İmzalarınızla ülkenin, toplumun içinde bulunduğu tüm hukuk dışı uygulamalara mukabil tam da olması gerektiği gibi insani değerlerin yükseltilmesi, politikaya güç ilişkilerinin değil insani değerlerin yön vermesi gerektiğini düşündüren çağrılardan. İmzanızı buradan ekleyebileceğiniz metinle feminist poltika yapım yöntemlerine destek ve tüm hasta mahpuslara umut olmanız mümkün.
Sistemin demokratik bir sisteme doğru evrilmesi için herkesin gerek ekonomi gerek diplomasi ve gerekse iç politikada feminist yöntemlere doğru evrilmesi kimilerine ütopik gelebilir. Ancak iktidarın muhalefetin aynı eril zihniyetle birbirine karşı alternatif olamayacağını da açıklıkla gördüğümüz unutulmasın. Bir zamanlar kurulan hayallerin peşinden koşularak yapılan çağrılar ve uzun mücadele sonucu Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu kurulduğunu, Dünya Kadın Konferansları düzenlendiğini, konferansların 5’incisinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin 160 ülkenin imzasıyla deklare edildiğini hatırlayalım. Evet hiçbir ülke gerçekleştirmedi ama imzalar orada duruyor, hiçbir yere gitmedi. CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi başlarda çoğu kişiye feminist ütopya olarak görülen tüm bu çalışmalar, sözleşmeler feminist politikanın dünyayı dönüştüren gücüne dair örnekler. Gerek Feministasylium çağrısı gerekse Aysal Tuğluk çağrısı, bu büyük adımlara dönüşen girişimlerin benzerleri için ilk adımlar kabul edilerek benimsendiğinde eşit yurttaşlık haklarımıza doğru bir ilerleme sağlanmasına yol açabilir. Kim böylesi bir hayalin bir parçası olmak istemez ki hele de Medeni Kanun güvencesi altında olan aile hukukuna ilişkin haklarımıza yönelik her zamankinden daha tehlikeli geldiği düşünülen saldırı hazırlandığı bugünlerde iktidara verilecek en iyi cevap bu metinlere destek değil midir? Kadınlar uygarlıkların kurucusu, koruyanı, sürdürülebilir kılanı ve geliştiricisi. İçinde bulunduğumuz siyasal, sosyal ve ekonomik krizlere ilaç olacak da feminist politikaların tüm partiler tarafından benimsenip uygulanması, eşit, eşitlikçi düzen kurularak sürdürülmesi olabilir. Devletlerin, toplumların, kültürlerin, ulus aşırı kurumların kendi içlerinde ve birbirlerine karşı adeta goril naralarıyla bağırlarını yumruklayarak güç savaşı sergiledikleri dünyayı düşürdükleri çatışma ortamı ve ekolojik kriz dahil her türlü sorunu insani değerlerin temele yerleştiği, sistematik politikalarla aşılması, eşitlikçi feminist yöntemlerin benimsenmesiyle doğrudan ilişkili.
Okumak isteyenler için Feministasylium çağrı metni Türkçe çevirisi:
KADINLAR, KIZ ÇOCUKLARI VE LGBTİQA+ KİŞİLERİN İLTİCA ETMESİNDE ÖZEL GEREKÇELERİN ETKİN BİR ŞEKİLDE TANINMASI İÇİN
Cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet (aile içi şiddet, cinsel istismar, zorla evlendirme, kadın sünneti, insan ticareti, ayrımcı yasalar, tanımama, çocuklarından yoksun bırakma dahil) birçok kadını, kız çocuğunu ve LGBTIQA+ bireyi ülkelerinden kaçmaya ve Avrupa'ya sığınmaya zorlamaktadır.
Bu insanlar göç yolu boyunca neredeyse sistematik olarak şiddete ve istismara maruz kalmaktadır. Bunlar arasında, kaçakçılar tarafından veya mülteci kamplarında cinsel şiddet, cinsel istismar veya Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere transit ülkelerde zorla çalıştırılma ve insan ticareti ağlarına hapsedilme, tehdit, travma ve çocuklarına yönelik tehlikeler yer almaktadır.
Avrupa'ya vardıklarında yetersiz sığınma prosedürleri ve hak etmedikleri bir muameleyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Sığınma prosedürleri, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet veya insan ticareti mağdurlarını tespit etmekte başarısız olmakta, barınma tesisleri yetersiz, destek önlemleri eksik kalmaktadır. Ve birçok AB yönergesinde belirtilen ilkelere ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti uluslararası koruma gerektiren bir işkence biçimi olarak tanıyan İstanbul Sözleşmesi hükümlerine rağmen, sığınma için özel gerekçeler çoğu zamanda tanınmamaktadır.
Biz, Avrupa ve dünya toplumu olarak Avrupa Komisyonu'nu, Avrupa Parlamentosu'nu, Avrupa Konseyi'ni ve Schengen bölgesindeki ulusal hükümetleri aşağıdaki aksiyonları almaya çağırıyoruz:
1) Kadınlar, kız çocukları ve LGBTIQA+ bireylerin herhangi bir özel sığınma gerekçesinin etkin bir şekilde tanınması yoluyla uluslararası koruma hakkını garanti altına alın.
Bu tanınmanın, sığınma prosedürü ve kabulünün tüm aşamalarında, bu kişilerin ve gerekirse onlara eşlik eden çocukların özel ihtiyaçlarını dahil ederek, cinsiyete dayalı şiddet mağduru kadın, kız çocuğu veya LGBTIQA+ bireyler için garanti altına alınmasını istiyoruz.
Bu, toplumsal cinsiyete ve heteroseksüel olmayan cinsel yönelime dayalı insan ticareti ve şiddet mağdurlarının belirlenmesi ve desteklenmesine yönelik yapılara sistematik erişimi ve sığınma başvurularının incelenmesi için uygun koşulların oluşturulmasını içerir.
2) İstanbul Sözleşmesi'nin 60. ve 61. maddelerinin ve İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi'nin 10-16. maddelerinin etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak için bir Avrupa İzleme Organı oluşturun.
İstanbul Sözleşmesi'nin 60. maddesi, imzacı devletlerin toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağdurlarına uluslararası koruma hakkı tanıma yükümlülüğünü resmen belirlemekte, cinsiyete duyarlı kabul ve sığınma prosedürlerinin işletilmesi ve destek hizmetlerinin sağlanması çağrısında bulunmaktadır. Ulusal mevzuatın bu Sözleşme ile uyumlu olmasını ve imzalayan tüm ülkelerde etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak önemlidir. Benzer şekilde, LGBTIQA+ kadınları, kız çocukları ve kişilerin yeniden bu tür bir şiddetle karşılaşma riski altında oldukları ülkelere geri gönderilmelerini önlemek için İstanbul Sözleşmesi'nin 61. maddesinde belirtilen geri göndermeme ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınmalı ve etkin bir şekilde izlenmelidir.
Ayrıca, İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi'ne (özellikle 10-16. maddelere) uyulması, adil ve etkin sığınma prosedürlerine ve destek mekanizmalarına erişim, insan ticareti mağdurlarının korunması ve tazminin karşılanması elzemdir.
Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağdurlarının tanınması, desteklenmesi ve uluslararası koruma sağlanması için İstanbul Sözleşmesi ve İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi'nin etkin bir şekilde uygulanması çağrısında bulunuyoruz.
3) Kadınlar, kız çocukları ve LGBTIQA+ bireylerin Avrupa ülkelerinde sığınma haklarına erişimini sağlayın.
Avrupa Komisyonu tarafından 2020’nin Eylül ayında sunulan göç ve sığınma meselesinin ele alındığı yeni bir Avrupa anlaşması projesi, her şeyden önce Avrupa’ya erişimi sınırlamayı amaçlıyor. Korumaya ihtiyacı olan göçmenlerin haklarını değil, AB’nin çıkarlarını savunan bu anlaşmayı kınıyoruz. Daha sert bir sınır rejimi, Avrupa'nın dış sınırlarındaki hızlandırılmış prosedürler ve filtreleme, Türkiye gibi AB üyesi olmayan ülkelere kabul ve iltica prosedürlerinin kaldırılması ve sınır dışı edilmelerin kolaylaştırılması bu kabul edilemez anlaşmanın bel kemiğini oluşturuyor.
Avrupa ülkelerinin büyükelçiliklerine sığınma başvurularının yapılamaması Akdeniz'i dev bir mezarlığa dönüştürürken, hızlandırılmış sınır işlemleri başvuruların incelenmesini çabuklaştırmakta, kadınların ve beraberindeki çocukların, kız çocuklarının ve LGBTIQA+ bireylerin özel sığınma gerekçelerini ve kırılganlıklarını göz ardı etmektedir.
Kadınlar, kızlar ve LGBTIQA+ bireylerin Avrupa'da sığınma başvurusunda bulunmalarına yönelik kolaylaştırılmış yasal yolların açılması için çağrıda bulunuyoruz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları





















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025