Halil BERKTAY
9-10 Haziran 2018] Yale’deki 1968 Sınıfı 50. Mezuniyet Yıldönümü’müzde, bana en çok sorulan iki sorudan biri bu oldu. Kahvaltı, öğlen veya akşam yemeklerimizden herhangi birinde, diyelim üç beş eski arkadaş aynı masadayız. Ya da ben tek başımayken, hiç tanımadığım biri gelip yanıma oturmuş, kendisini (ve eşini) tanıtmış; oradan başlamışız sohbete: Sen kimsin? Ben kimim? 64-68’de ne yapıyordun? 64-68’de ne yapıyordum? Hangi kolejdeydin? Hangi kolejdeydim? Ne okudun? Ne okudum? Spor yapar mıydın? Spor yapar mıydım? Sonraki hayatın? Sonraki hayatım? Kaç çocuğun var? Kaç çocuğum var? Ve kritik dönüm noktası: Şimdi neredesin? Şimdi neredeyim? Aktif öğretim üyeliğimi İstanbul’da bir üniversitede (misafir öğretim üyeliklerimi saymazsak, SBF, ODTÜ, Boğaziçi, Sabancı ve İbn Haldun -- sanırım beşinci üniversitemde) sürdürüyorum... dediğim anda, değişiyor ve genişliyor konu: [Evvelden tanışmıyorsak] Eyvah, kişisel durumun/uz güvenli mi? Yani, bu kadar çok gazeteci, öğretim üyesi vb tutuklanırken? [Geçmiş samimiyet derecemize bağlı olarak] Halil, her an seni düşündük, düşünüyoruz. [Sonra] Anlatsan(ız)a, danışıklı mıydı, değil miydi 15 Temmuz darbesi? Peki şimdi Türkiye nereye gidiyor? Ya Erdoğan?
Bu da pek kısa olmayan açıklamalar gerektiriyor kuşkusuz. Neredeyse yeni bir kitap planı, ya da muhtemel bir İçindekiler sayfası.
Satırbaşlarıyla (1) Tarihsel arkaplan: Kemalist “demokrasisiz modernizasyon”un eleştirisi. (1.1) Özel olarak dini ve İslâmiyeti bizatihî “gericilik” sayıp bastırması, kamusal alandan ve politikadan dışlaması. (1.2) İçeride, alla turca’ya karşı alla franca bir enclave, bir tür yarı-kapalı ve ayrıcalıklı “yerleşim” veya “mahalle” yaratıp ordunun modernist koruması altına alması. (1.3) Böylece, modernist, alafranga “Beyaz Türk” azınlığın hegemonyasında, Müslüman çoğunluğun (ve sosyalist solun ve başka azınlıkların) ise temsil edilmediği, dar ve çarpık bir siyaset sahnesinin oluşması. (1.4) Lâkin bu otoriter laisizmin Batı elitleri tarafından “İslâmi karanlığa” karşı zorunlu bir barikat olarak, dolayısıyla Kemalist Türkiye’nin de Batı medeniyetinin Ortadoğu’daki ileri karakolu olarak algılanması. Ve (1.5) sürdürülebilir (28 Şubatçılara göre bin yıl sürdürülebilir) sanılması.
Oysa (2) “istenmeyen ve öngörülmeyen sonuçlar yasası”nın (law of unintended consequences) işleyişi sonucu, doğrudan doğruya o devletçi, tepeden inmeci, hızlandırılmış modernizasyonun beraberinde getirdiği ekonomik büyüme ve kapitalist çeşitlenmenin, eninde sonunda Tek Parti kabuğunu çatlatması ve daha çoğul bir temsiliyeti zorunlu kılması. (3) Demokrasinin genişlemesiyle birlikte, Müslümanların da önce popülist merkez-sağ partiler (DP, AP, ANAP), bir yerden sonra o klasik ana mecradan ayrılan kendi partileri (MNP, MSP, RP, FP, SP) aracılığıyla, gitgide daha fazla siyaset sahnesine çıkmaları. (4) 2000’lerin başında, her iki patikayı mezceden AKP’nin, askerî-bürokratik vesayet rejimine karşı hem dışarıda Batıya (Avrupa’ya) yaslanan, hem içeride çok geniş kesimleri birleştirmeyi başaran bir demokrasi mücadelesi açması. (5) AK Parti’nin 2002’den 2011’e ve hattâ bugüne uzanan tarihî başarısı: Türkiye siyaset sahnesinin çarpıklığını gidermesi; Müslümanlar (ve Kürtler) dahil çok daha temsilî, çok daha demokratik bir politik hayat olanağı yaratması.
(6) Öte yandan bu popüler gücün, Soğuk Savaş sonrasının giderek dağılan ve parçalanan, çok-odaklı dünyasında, dış siyasette de bağımsızlaşma eğilimlerini beraberinde getirmesi. (6.1) Bu çerçevede AKP’nin, Ortadoğu ve İsrail konusunda ABD ile ters düşmeyi göze alması. (6.2) Keza AKP’nin, Kürt sorunu ve Kuzey Suriye konusunda da ABD ile ters düşmeyi, hattâ giderek daha sert zıtlaşma ve çatışmayı göze alması. (6.3) Uluslararası siyasetteki bu ve benzer ayrışmaların, özellikle ABD tarafından kabul edilmez sayılması, haddini bilmezlik olarak yorumlanması. Dolayısıyla (7) AK Parti’ye, Erdoğan’a ve “Türkiye modeli”ne açılan ilk kredilerin silinmesi; eski askerî-bürokratik vesayetin ve Beyaz Türk temsilcilerinin tekrar yeğlenir olması.
(8) Bu noktada, Batı siyasetinde yüzyıllardır hiç bilinmeyen ve tanınmayan (deyim yerindeyse Ortaçağdan kalma), dolayısıyla anlaması ve inanması zor bir faktör olarak Gülen cemaati. (8.1) 1960’lar ve 70’lerde, siyasal İslâmın demokrasi içinde gelişmeyi öngören kitlesel ana mecrası değil, devleti gizlice ve içeriden ele geçirmeyi amaçlayan ikincil, marjinal ve konspiratoryal alt-akımı olarak şekillenmesi. (8.2) Tüzüksüz, programsız, dolayısıyla ele gelmeyen ve suçlanamayan bir illegal örgüt karakteri. (8.3) Uzun süre, hiç açık vermeksizin sadece kendi kendini koruyup kollayarak büyümeyi öncelemesi. Bir yandan (8.4) hemen bütün klasik merkez-sağ partilerden, herhangi bir tarikat veya cemaatmiş gibi himaye görmesi. Diğer yandan (8.5) 12 Eylül 1980 darbesi ve Kenan Evren diktatörlüğünde dahi, gelecekte özerk İslâmın tekrar yükselmesi tehlikesine karşı bir savunma barikatı, daha elverişli ve kullanılabilir bir Müslümanlık misyonu izafe edilip “en ziyade müsaadeye mazhar” sayılması. (8.6) Bu algıda, İsrail’e ve Batıya yakın (daha yakın veya en yakın) bir profil çizmesinin de rolü. (8.7) Hattâ yıllar öncesinden, TSK’nın NATO, ABD ve Avrupa ile bütün kritik temas noktalarında mevzilenmeye çok dikkatli ve özenli bir yatırım yapmaları. (9) Başarı da sağlamaları, zira Batının bir yandan belirli bir Erdoğan fobisi peydahlarken, diğer yandan “ılımlı İslâm” veya “daha ılımlı İslâm” veya “asıl ılımlı İslâm” diye Güleni ve Gülencileri yeğlemeye başlaması.
(10) Türkiye siyasetinin merkezinden değil çeperinden gelip de 2002 seçimlerini kazandığında (ve sonra uzun süre) sadece halkın oyu ve desteğin, arkasına alan, buna karşılık ordu, yargı ve bürokraside hemen hiçbir varlığı olmayan AKP’nin, bir dönem devlet aygıtı içinde Gülencilere yaslanmaktan başka çare bulamaması. Buna karşılık (11) Gülen cemaatinin bu ittifaktan habire kendi gücünü arttırmak ve kontrol ettiği alanı daha da genişletmek için yararlanması. (12) Bu bencil, tırmanıcı, çıkarcı ihtiras yüzünden iplerin koptuğu noktadan (kabaca 2011-2012’den) itibaren, cemaatin tamamen kendi adına ve kendi iktidarı uğruna harekete geçmesi. (12.1) Çözüm sürecinin sistematik biçimde sabote edilmesi. (12.2) Bu meyanda, ne olduğu şimdiye kadar açıklanamamış Uludere/Roboski katliamı (28 Aralık 2011) ve örtbas edilmesi. (12.3) Oslo tutanaklarının basına sızdırılması. (12.4) bir terör örgütüyle gizli temas kurarak suç işlediği gerekçesiyle, 7 Şubat 2012’de MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı tutuklama (ve onun üzerinden, zamanın başbakanı Erdoğan’a vurma) girişimi. (12.5) 17-25 Aralık 2013 “yolsuzluk tutuklamaları” yoluyla hükümeti devirme girişimi (ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın doğrudan, cebrî müdahalesiyle, zorlukla durdurulması). (12.6) 1 Ocak 2014'te Hatay'da, 19 Ocak 2014'te Adana'da MİT tırlarının durdurulup aranması; IŞİD’e silâh götürdükleri iddiasıyla, dünya kamuoyu önünde AKP’yi suçlama çabası. (12.7) Bütün bunların, Gülencilerin nasıl ve ne ölçüde “devlet içinde devlet” haline gelmiş olduğu açısından anlamı.
(13) Bu tablo karşısında, 2013-2016 arasındaki FETÖ temizlik girişimleri (hem meşruluğu, hem zaafları). (14) 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin neden “sahte” veya “danışıklı” olmadığı (ama hangi özellikleriyle, bu izlenimi kolaylaştırdığı). (15.1) Darbenin zaaf ve panikten, Gülenciler açısından “son fırsat” hissinden kaynaklanması. (15.2) Özgücü yeterli olmayan cemaatin, (ya saf Kemalist ve/ya Kemalist-MHP tandanslı) üst komuta heyetinin kendilerine katılacağını ummuş olması. (15.3) Esasen bu yüzden, o kadar “27 Mayıs (1960) karikatürü” denebilecek düzeyde bir “Yurtta Sulh Konseyi” kurmaları ve güya Atatürkçü bir bildiri kaleme alıp, hem bütün orduyu, hem İslâmofobik Batıyı kendilerine çekmeye çalışmaları. (15.4) Ama TSK’nın üst kademesini “ikna” edemeyince, darbe girişiminin çökmesi ve dağılması. (15.5) Zira, biraz da Gülen’in kendi control-freak’liği nedeniyle, her şeyin “imam” denilen siyasî komiserlerin yatay denetimine verilmiş ve tek bir dikey, hiyerarşik, B-planı olan, kriz ânında ne yapacağını bilebilecek bir cuntanın aslında oluşturulmamış bulunması. (16) O gece ve ertesi gün, başta ABD, çeşitli Batı ülkelerinin en büyük hatâsı: ne pahasına olursa olsun “Erdoğan’dan kurtulma” saplantıları yüzünden ilkesizliğe ve ucuz oportünizme düşmeleri; askerî müdahale karşısında demokrasiyi savunmayı unutmaları. (17) Sonuçta, 15 Temmuz darbe girişimi (17.1) ordu içinde, Gülenci olmayan (Kemalist ve/ya MHP’li) komutanların ve (17.2) geniş halk kitlelerinin direnişiyle püskürtülürken, (17.3) Türkiye ve AKP iktidarı ile Batı arasında benzersiz bir güvensizlik uçurumunun açılması.
(18) Öyle veya böyle; AK Parti liderliğinin 15-16 Temmuz girişiminden hem bir zaferle, hem sürekli bir düşmanlık, tehdit ve kuşatma algısıyla çıkması. Ya da başka bir deyişle, (19) AKP’nin daha 2002’den beri maruz kaldığı devirmeci muhalefet biçimlerinin; ezcümle (19.1) Cumhuriyet ve Bayrak mitinglerinin; (19.2) “ordu göreve” çağrılarının; (19.3) Deniz Baykal dönemindeki CHP’nin, her yasa denemesini Anayasa Mahkemesi’ne götürmesinin; (19.4) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Vural Savaş ve Sabih Kanadoğlu’ların, YÖK Başkanlığı’nda Kemal Gürüz ve Erdoğan Teziç’lerin bitmek bilmez tâciz ve tehditlerinin; (19.5) Kanadoğlu’nun hiç yoktan icat ettiği “Meclisin toplanması koşulu olarak nitelikli çoğunluk” tezine AYM’nin de destek vermesiyle çıkan 2007 cumhurbaşkanlığı seçimi krizinin; (19.6) Teziç’in Abdullah Gül hakkındaki “seçilirse bakalım Çankaya’ya varabilir mi?” mırıldanmalarının; (19.7) HDP adına Selâhattin Demirtaş’ın “Seni başkan seçtirmeyeceğiz” diye doğrudan Erdoğan’ı hedef alması ve baş düşman bellemesinin; ardından (19.8) PKK’nin Kuzey Suriye’de “yeni bir tarihî fırsat” yakaladığını düşünüp tekrar “devrimci halk savaşı” ilân etmesi ve hendekli-barikatlı kent işgallerine girmesinin; ilâveten (19.9) Gülencilerden gelen, yukarıda anlattığım bütün sabotajların ve nihayet (19.10) 15-16 Temmuz 2016 darbe girişiminin... sonunda zehirli meyvalarını verip, (19.11) AKP’yi aşırı defansif bir mantaliteye ve bir “beka” dâvâsına kapandırması.
(Tarih burada bitmediğine göre, devam edeceğim.)
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları


























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024