Mümtazer TÜRKÖNE
Anayasal sistemimiz tek cümleden ibaret:
“Cumhurbaşkanı ne derse o olur!”
Bu yüzden “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ile “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” arasında anayasal sitem tercihine dair hatta anayasaya dair gerçek bir tartışma yürümüyor.
Ölçüyü koymak için bakacağınız tek yer devletin üç erkinden biri olan Yargı’nın durumu. Hüküm 233 yıl önce ilan edilen Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi’nde yer alıyor:
“Yargının bağımsız olmadığı bir ülkede anayasadan söz edilemez.”
Yargının bağımsız olması sadece bir meşrûiyet, bir adalet sorunu değil. Yargı bağımsız olmazsa, yasaları ihtilaflı durumlarda uygulayıp, haklıyı haksızdan, suçluyu suçsuzdan ayıran bir güç devrede bulunmazsa, ortaya sadece zulüm değil; akla ve mantığa uymayan, güven duyulmayan, öngörülemeyen ve düzensizlik içinde herkesin kendi başının çaresine bakmak zorunda kaldığı bir kargaşa ortamı çıkar. Yargı bağımsız değilse hukuka ve akla uyan ve çalışıp iş gören bir sistemden söz edilemez.
Demokratik bir düzenden değil, en basit haliyle bir “düzen”den bahsediyoruz. Ekonomik krizin sebeplerini, basit bir anayasal düzenin sınırları içinde açıklayabilir misiniz?
Daha ötesi öngörülemez, bu yüzden güvenilmez bir düzenin içinde ekonomik sorunları çözebilir misiniz?
Eskilerin “tefrik-i kuvva” dediği ifta, kaza ve tenfiz diye ayırdığı ve birbirine karşı özerk kıldığı temel prensibin, demokratik uygulamalardan önce de benimsendiğini hatırlatalım.
Müftü fetva verir, kadı yargılar ve vali infaz ederdi. Üçü de birbirine müdahale edemezdi. Padişah yasa çıkartır ve bu yasayı uygular ve pek çok tekrarlanan Fatih ve Kanunî örneklerinde olduğu gibi Kadı karşısında, sıradan bir insanla eşit haklara sahip olarak yargılanır.
İşte bu yüzden cari olduğu varsayılan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ile Muhalefetin vadettiği “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” arasında, varsayıldığı şekilde bir sistem tartışması yürümüyor.
Çünkü denge ve fren mekanizmaları ile karşılaştırılacak ve tartışılacak bir “anayasal sistem” elimizin altında bulunmuyor.
Yargı bağımsızlığını, hakimlik teminatını, temel hakların güvenceye alınmasını, devlet iktidarının hukuk ile kayıt ve şarta bağlanmasını içeren Hukukun Üstünlüğü prensibi işlemiyor.
Kimse hukukun üstünde olmayacak, kimin ne dediği değil, son kertede hukukun sözü geçerli olacak. Güç, kendi başına buyruk bırakılmayacak, dengelenecek, denetlenecek. Ha başkanlık sistemi olmuş, ha parlamenter sistem yargı bağımsızlığı başta olmak üzere devletin bütün eylem ve işlemleri hukukun denetimi altında ise ikisi arasında fazla fark yok ve bizim tartıştığımız konu her ikisinin faziletleri ve sakıncaları değil.
Demokratik sistemler iktidarı sınırlamak için tasarlanır ve her demokratik sistemin sakıncaları vardır; hangisinin işinize yarayacağına akıl ve tecrübe ile siz karar verirsiniz.
Anayasal düzeyde sorun bu kadar basit.
Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın bireysel başvuruların çokluğundan, Yargıtay başkanının hakimlerin-savcıların yetersizliklerinden, Avrupa Konseyi’nin temel hak ihlallerinden yaygın olarak şikâyet ettiği, kamuoyu araştırmalarında yargıya güvensizliğin tescil edildiği bir ülkede başkanlık-parlamenter sistem tartışması çok lükse kaçan bir fanteziden ibaret.
Sistem tartışması dediğimiz zaman Türkiye’de gerçekte başkanlık ve parlamenter sistemin sakıncalarını, faydalarını tartışmıyoruz. Biz doğrudan yargı bağımsızlığının ve hukukun üstün kılınmasının yolunu-yöntemini araştırıyoruz.
Muhalefetin “güçlendirilmiş parlamenter sistem” önerisini mevcut sisteme bir alternatif değil, yargı bağımsızlığını sağlama teşebbüsü olarak yorumlarsak durum değişir.
Geri kalanı boşverin, önemli olan sadece yargının bağımsız iş görmesi.
Anayasal düzen tartışmasının ilk adımı budur.
Anayasal sistemler, hukuku üstün kılma, temel hakları güvence altına alma ve iktidarları denetleme amacıyla devletin egemen erkleri olan yürütme, yasama ve yargı arasındaki ilişkiyi düzenler. Aralarında fren ve denge mekanizmaları oluşturarak gücün suiistimalini önler.
Böyle bir maksat yoksa anayasa niye var?
Yakın zamanlarda gelişen ve Ecevit’in son başbakanlığı döneminde AB’den alınıp bizim anayasal düzenimize dahil edilen “bağımsız idari otoriteler”in (KİK, Rekabet Kurulu, BDDK, TMSF vs.) ekonomik istikrar için taşıdığı önem, bugün yeterince anlaşılmış olmalı.
Merkez Bankası’nın bağımsızlığı bir anayasal sistem sorunudur. Bu banka iktidar karşısında bir nebze bağımsız olabilseydi, düşük gösterge faizi-enflasyon sarmalına Türkiye girer miydi?
Dünyada yaklaşık olarak elli yıldan beri ekonomik konularda iktidarın karar ve tasarruflarını anayasal kurum ve kurallarla dengeleyen, sınırlayan ve denetleyen anayasal iktisat anlayışı geçerli.
İktidarlar kamu kaynaklarını kendilerine ve oy aldıkları kesimlerin çıkarlarına göre tasarruf edemezler, ülke çıkarına uygun ve genel bir uzlaşma ile politika belirlemek zorundadırlar.
Kamu kaynaklarının ve vergi ve sosyal yardım politikalarıyla servetin yeniden dağıtımının anayasal sınırları olmalıdır.
Anayasal sistem tartışması yürütürken aslında “anayasal iktisat” kurumları ve kuralları tam merkezde yer alıyor. Ekonomik kriz bir sistem krizi ve devletin ekonomik iktidarının kullanımıyla ilgili dehşet verici bir dağınıklık var.
Devletin iktisadi yetkilerini kullanan iktidarları anayasal denetime tabi tutmak, bunun için de anayasal iktisat kurumlarını etkin hale getirecek bir sistem oluşturmak zorundayız.
Sadece adaleti hâkim kılmak için değil, akla uygun, etkili, çözüm üreten ve işleyen bir siyasi düzene sahip olabilmek ve tabii ekonomik krizin üstesinden gelebilmek adına, hukukun üstünlüğü prensibine dayanan, yargıyı bağımsız kılan kuvvetli bir anayasa bilincinin devreye girmesi lâzım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları



















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
13.01.2026
9.01.2026
31.12.2025
30.12.2025
28.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
21.12.2025
21.12.2025