Münir AKTOLGA
Evet, Lozan „zafer“mi, yoksa „hezimet“mi?..
Bu konuda „Devlet kurucu“ Kemalistlerin-„beyaz Türklerin“- görüşünü biliyoruz: „Lozan bir zaferdir, Cumhuriyet’in tapu belgesidir“… Aşağıdaki yazı ise, kendilerini Osmanlı’nın gerçek mirasçısı olarak gören, bugüne ilişkin çözüm yolunu da, intikamcı bir „restorasyon“ anlayışıyla yüz yıl geriye dönerek tarihi sil baştan yeniden yaşamakta bulan „siyahların“- öteki Türkiyeli aydınlarının görüşü!..
E, madem ki, herkes kendi görüşünü ifade ediyor, biz de „yeni Türkiye’nin“ konuya nasıl baktığını-bakması gerektiğini- ortaya koymaya çalışalım!..
„Devlet kurucu“ „beyaz Türkleri“ çok dinledik. Hatta hepimiz, onların söylemleriyle, onların yazdıkları „tarihi“ „tarihimiz“ diye kabul ederek büyüdük!.. Bu nedenle, ben şimdi „ötekilerin“- „siyahların“ görüşlerini öne çıkararak yola devam etmek istiyorum!
Şöyle diyor sayın Armağan:
„Özetle, Osmanlı Devleti'ni biz bir kanun çıkararak yıktık (karar no: 307)...
...Velhasıl Lozan'daki konferans Osmanlı topraklarının bölüşülmesi için toplandı ve Osmanlı topraklarının beşte dördünün tapusu orada el değiştirdi. Mesela madde 17 Mısır ve Sudan'ı verir İngilizlere, madde 20 Kıbrıs'ı. Bunu söyleyince gençlerin gözü açılıyor, “Vay canına, Lozan'a kadar Mısır ve Sudan bizim miymiş?" diyorlar. Evet evladım bizimdi ve daha neler ve nereler bizimdi bilseniz!..
Bütün bunlardan çıkardığım sonuç şudur: Lozan hezimettir... Gelin bunu tartışalım…”
Ama bitmedi, aynı yazıda bakın başka neler de var:
”... Biz Lozan'a giderken devletsizdik ve 6 asırlık büyük devletimiz, İngiliz işgali altındaki İstanbul'da tarihe veda ettirildi (Toynbee'nin dediği gibi 'etmedi', 'durduruldu'). Yani bir devletin hükümeti olarak değil, sadece 'hükümet' olarak gittik Lozan'a.
Devleti olmayan bir hükümet! Garabeti düşünebiliyor musunuz? Öte yandan karşımızdakilerin hepsi tanınmış devletlerdi, bir tek biz hükümettik ve henüz tanınmamıştık ve rakiplerimizden devlet olma icazeti alabilmek için oturuyorduk masaya!..”
Sayın Armağan devam ediyor: “Soruyorum: Bu durumda herhangi bir pazarlık şansımız olabilir miydi? (Dikkat edin bu soruyu “beyaz Türkler” değil, sayın Armağan soruyor!) Bu pozisyonda Lozan'da bir zafer kazanılabilir miydi? (Ve gene kendisi cevap veriyor!..) Kazanılamazdı ve kazanılamadı da. Ankara TBMM hükümeti, Türkiye Cumhuriyeti kurma iznini veya icazetini alabilmek için önüne sürülen bütün tavizleri vermek zorundaydı ve verdi de. Lozan onaylanmazsa tanınmamış bir 'hükümet' olarak kalacak ve 'yeni hükümet' gelip de müzakereleri yürütene kadar öyle kalacaktı.
Peki Lozan kabul edilmez ve onaylanmazsa İngilizler veya Fransızlar ne kaybederdi? Hemen hiçbir şey. Biz ne kaybederdik? Devletsiz bir hükümet olarak ortada kalırdık! Oyun bu kadar açık...”
Kendi ifadesiyle “durum bu kadar açık” olmasına rağmen (yani o dönemde yapacak başka birşey olmamasına rağmen m.a) gene de çıkardığı sonucu şöyle ifade ediyor sayın Armağan:
“Velhasıl Lozan'daki konferans Osmanlı topraklarının bölüşülmesi için toplandı ve Osmanlı topraklarının beşte dördünün tapusu orada el değiştirdi. Mesela madde 17 Mısır ve Sudan'ı verir İngilizlere, madde 20 Kıbrıs'ı. Bunu söyleyince gençlerin gözü açılıyor, “Vay canına, Lozan'a kadar Mısır ve Sudan bizim miymiş?" diyorlar. Evet evladım bizimdi ve daha neler ve nereler bizimdi bilseniz!.. Bütün bunlardan çıkardığım sonuç şudur: Lozan hezimettir de kaç sıfır? Gelin bunu tartışalım…”
Nedir bütün bunlar şimdi?
Bir yanda, sanki Cumhuriyet’le birlikte Osmanlı Devleti tarihe karışmış da onun yerine burjuva anlamda “yeni” bir Devlet kurulmuş gibi bir “zafer” ve bu “yeni Devletin” “tapu senedi” anlayışı!.. Öte yanda ise, hani bugün biraz etimiz budumuz kanlandı ya, buna güvenerek (kendi içinde çelişkili bir duruşla da olsa) eski Osmanlı kimliğini cilalayıp yeni bir ruhla yeniden yaratma , her alanda büyük bir “restorasyon” hamlesiyle yüz yıl geriye dönüp sil baştan tarihi yeniden yaşayarak yazmaya kalkma çabası!.. Niye mi?
1789’ da Fransız İhtilalinden sonra, jakoben-burjuva devrimci ruhun hakim olduğu dönemi düşünün, sonra bir de buna, devrimin sonuçlarını bütün dünyaya yaymak için (tabi bunun altında, burjuva anlamda emperyal bir egemenlik yaratma anlayışı yatıyordu) bir Napolyon yaratarak çıkılan o fetihçilik anlayışını ilave edin!.. Kimbilir, belki de yukardaki sorunun cevabını buralarda aramak gerekiyor!.. Yoksa, “başka bir çözüm yolu yoktu” derken, hemen bunun ardından, olaya bugünün gözüyle bakarak,
...“velhasıl Lozan'daki konferans Osmanlı topraklarının bölüşülmesi için toplandı ve Osmanlı topraklarının beşte dördünün tapusu orada el değiştirdi. Mesela, madde 17 Mısır ve Sudan'ı verir İngilizlere, madde 20 Kıbrıs'ı...” diyerek, buradan bugüne ilişkin olarak, Osmanlı mülkü olan bu topraklar üzerinde bir nevi hak talebinde bulunmanın anlamı nedir?..
Milliyetçiliği Osmanlıcı bir ruhla harmanlayarak buradan yeniden emperyal hayaller üretmeye çalışan 20.yy kalıntısı bir aydınlar dünyasının ruh halini yansıtmıyor mu bütün bunlar...
Peki, Lozan ne midir? Ne bir „zaferdir“ o, ne de bir „hezimet“!
Bana sorarsanız bu kavramların ikisi de buram buram Osmanlı kokuyor! Birisi Osmanlı’nın İttihatçılarının görüşü iken, diğeri de geleneksel İslamcı Devletçilerinin!
Lozan bir sonuçtur... Antika yapının kaçınılmaz olarak vardığı sonuçtur. Buna ilişkin tarihi bir belgedir, o kadar... “Mısır, Libya... bunlar bizimdi, Kemalistler bunları götürdü başkalarına verdi" deniyor!.. Bu nedir şimdi? 1. Dünya Savaşı'nın galipleri olan İngiliz, Fransız (ve Amerikan) emperyalistlerinin karşısına, antika Osmanlı emperyal kimliğine sahip çıkarak bugüne ilişkin politika oluşturmaya çalışanların ağlamaklı feryadı değil midir bu?.. Savaşın galiplerinin emperyalistler oluşu, onların haksız oluşu, bir zamanlar fetih yoluyla “kazandığımız” antika yapıyı “kaybettik” diye yakınanların haklı oldukları anlamına mı gelecektir!?...
Ama buradan „Lozan bir zaferdi“ sonucu da çıkmaz!!.. Lozan, Osmanlı dünyasının yıkıntıları içinden çıkıp gelmeye çalışan modern Türkiye için bir milattır o kadar (dikkat edin zaferdir demiyorum!..) Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna da damgasını vuran Tarihsel Devrim geleneğimizin, Devleti “modernleştirerek kurtarma" dinamiği halinde sürece damgasını vurması, bu şekilde ölüyü mezardan çıkarma-diriltme- hamlesidir... Bu anlamda da Cumhuriyetin tapu belgesidir...
Ne yani, Lozan’ı kabul etmeyerek savaşa devam mı edilseydi?.. “İttihatçılar” falan denilip geçiliyor, ama o Kemalistler Cumhuriyet’i kurmasalar mıydı?.. Bazılarının iddia ettikleri gibi bu Cumhuriyet “yanlış bir Cumhuriyet” olarak mı kurulmuştur?.. Bu görüşlere katılmadığımı daha önce çok yazdım. Bu konuda daha geniş açıklamalar için, s.41 “Kendi karşıtını yaratarak varolmak” http://www.aktolga.de/m40.pdf
Bundan sonra yapılması gereken, artık antika bir "restorasyon" ruhuyla yüz yıl geriye dönerek tarihi sil baştan yeniden yaşamaya çalışmak olmayıp (bu zaten mümkün değildir!!), 21.yy paradigmasına uygun bir şekilde bilgi üreten bir toplum haline gelerek adem-i merkeziyetçi bir yeniden yapılanmayla, geçmişte yaşanılan travmaların etkisinden kurtularak, tıpkı o ipek böceği kurtçuğu gibi kelebek haline gelip yeni ufuklara doğru kanat açabilmektir... Yoksa, antika yapının parçalanmasını “zafer” veya “hezimet” olarak değerlendirerek, tarihin-ölü kuşakların- bize miras olarak bıraktığı ruh dünyamızı saran o travmatik bataklıktan çıkamayız... Unutmayalım, tarihte olan herşey daha başka türlüsü olamadığı için olmuştur. Bugün bize düşen tarihi yargılamak değil, neyin neden öyle olduğunu anlamaya çalışarak, bunlardan bugüne ilişkin sonuçlar çıkarabilmektir...
Bugüne ilişkin sonuçlardan bahsederken bir nokta daha: Siz hem tutun, doğru olarak, “Suriye’nin ve hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz yoktur” diye açıklamalar yapın, ama hem, de bunun arkasındasn, tam da şu ara, askerlerimiz Suriye ve Irak topraklarında savaş halindeyken, Lozan’ı tartışmaya açarak, Mısır, Suriye, Kıbrıs ve de Ege adaları aslında bize aittir diye nutuklar atıp, durduk yerde kaşınır gibi sanki yeni düşmanlar yaratma çabasına girin!.. Ve sonra da, “ah o üst akıl yok mu” diyerek kendinizden kaynaklanan birçok sorunu (aynen 70’lerde bizim yaptığımız gibi bir “emperyalizm” hayaleti yaratarak) dış düşmana havale edip hayalet taşlamakla vakit geçirin!.. Pes doğrusu!.. Biz de tutup, 21.yy dan, bilgi üretmekten falan bahsediyoruz!.. Bu kafa yapısıyla ne köy olur, ne de kasaba!..
Ama bütün bunlara bakarak sakın enseyi karartmayın ha, Türkiye, yeni bir Türkiye’yi doğuruyor!.. Bunlar, geçmişle-tarihimizle olan hesaplaşmalar doğum sancıları... Bu süreçte siz, eskiyi temsil eden kabuklara değil, çıkıp gelmekte olan o “yeni”ye bakın!.. Peki, kim mi, nerede mi o “yeni”? Belki de size sizden daha yakındır, bir düşünün!..
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları




















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023