Murat Sevinç
1982 Anayasası dönemindeki bitip tükenmez anayasa tartışmalarının, en bitip tükenmeyen başlıklarından biri ‘ilk üç madde’ meselesidir. Anayasa’nın dördüncü maddesine göre ‘değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ maddeler. 12 Eylül ‘asli’ kurucu iktidarı tarafından devletin-cumhuriyetin temel ilkeleri olarak benimsenmiştir.
Maddedeki ‘değiştirilemezlik’ sınırlaması ile anlatılmak istenen nedir, tek bir sözcüğün mü yoksa ‘temel’ ilkelerin değişmezliği mi kabul edilmelidir, ilk üç maddeye karşın ‘türev’ iktidar ‘yeni’ bir anayasa yapabilir mi; gibi soruları ve konuya ilişkin anayasacılar arasındaki tartışmaları bir yana bırakalım.
Bıkkınlık veren yeni anayasa sohbetleri her gündeme geldiğinde, başta CHP olmak üzere çoğu muhalefet partisi ve partiler dışı muhalefet, ilk üç maddenin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu söyler yıllardır. Bu söylem, yağmur gibi, kar gibi, güneşin ısıtması gibi, HDP’lilerin tutuklanması gibi doğal, eşyanın tabiatına uygun kabul edilir.
Bu satırların yazarı, ‘sözde’ akademisyenlik yaptığı dönemlerden bugüne, bir yandan değişmezlik kuralının ‘muhafazakâr’ yorumunu anayasal bakımdan eleştirip diğer yandan asıl önemli olanın ‘uygulama’ olduğuna dikkat çekmeye çalıştı. O ilk üç madde orada olduğu gibi durur ama öyle şeyler yapılır, öyle idari ve yargısal kararlar alınır ki, Cumhuriyet’in ilkeleri üstü kapalı olarak ortadan kaldırılmış olur. Son zamanlarda sık işittiğiniz ‘anayasanın askıya alınması’ denilen de böyle bir durum aslında. Bir anayasa var mı, var! Peki ilkeler olması gerektiği gibi uygulanıyor mu? Hayır.
Anayasa’nın halihazırdaki ikinci maddesinde (Cumhuriyet’in nitelikleri), bir ‘hukuk devleti’ olan Cumhuriyet’in, ‘insan haklarına saygılı, demokratik, sosyal ve laik’ olduğu hükme bağlanmıştır. Oysa Türkiye’de şu anda söz konusu niteliklerin hiçbiri uygulanır halde değil. Anlayacağınız, o meşhur kırmızı çizgilerin turşusu kurulalı çok oldu!
Çünkü Türkiye toplumu ve siyasal muhalefeti, anayasasına sahip çıkmadı. Okumuşlarının bir kısmı da, ‘aşağılamaktan’ fırsat bulamadı. Şimdi o küçük görülen anayasanın temel ilkelerinin, ‘asgari’ ölçüde uygulanmasına muhtaç haldeyiz.
İkinci maddede sayılan ilkelerin her biri temel nitelikte, buna mukabil en can alıcısı hiç kuşkusuz, laiklik (her seferinde tekrar etmeyeyim, isteyen sekülerlik deyiversin!) ilkesi. Laik olmayan tek bir demokrasi yok yeryüzünde. Bu kadar açık, bu denli somut bir olgu. Hukuk geleneklerinde farklı uygulamalar, yorumlar mevcut tabii. Ancak her birinde ortak nitelikler de var. Laik bir devletin yönetenleri kararlarında dine yaslanamaz, devlet güçleri referansını herhangi bir inançtan alamaz.
Türkiye siyasal İslamcı bir iktidar tarafından yönetiliyor. Muhalif Müslüman kesim içinde, yönetim ilkesini ‘abdestli kapitalizm’ ifadesiyle tanımlayanlar var, malum. Kapitalistin ağzı dualı ile diğeri arasında farklar var. Bunlar hem ‘cennet’ hem ‘arsa’ vaat ediyor.
Peki, bir nihai amaçları var mı ve varsa ne? Herhalde, meşru bir sorudur.
Örneğin, yarın “Biz aslında Katolik’mişiz” deseler, önümüzdeki Pazar günü bütün müteahhitler ve dalkavuk basın kiliseye koşabilir. Doğru doğru olmasına da, inancın yalnızca iktidar ve maddi güç için kullanmadığı da açık. Hakikaten ‘sofular’ ve bu durum, içinde ‘laik ahlak’ ile ‘birlikte yaşam’ ilkeleri barındırmayan bir yönetim anlayışı inşa edilmesine neden oldu, oluyor. Toplumsal yansıması da ortada.
Diğer ülkelere cami yaptırma, kıt kaynakları böyle işlere harcama, Diyanet’e ayrılan akıl almaz bütçeler, Türkiye şehirlerinin büyük çoğunluğunun merkezinde içki içilebilecek tek bir lokanta olmaması ve örneğin KKTC yönetimi üzerinde dahi kurmaya çalıştıkları dini baskı (külliyeler, yeni camiler, imam hatipler vs. açma konularında uygulanan), olup bitenin yalnızca müteahhit faaliyetiyle açıklamasına izin vermiyor. Evet, kapitalizmin en süfli versiyonu ve evet, abdestli! İkisi bir arada.
Türkiye ahalisi, devlet tarafından giderek koyulaştırılan bir dini kuşatmada. İşini yürütmek isteyen herkes hiç olmazsa dindar görünme derdinde! Bizim alanımızda, sosyal bilim ve hukuk tezlerinde dini-muhafazakâr terminoloji giderek daha görünür oluyor. Tıp alanı başka âlem. Anayasa hukukçusu Kemal Gözler bir süredir dert anlatmak için çırpınıyor yazılarında. Türkiye’de ilahiyat fakültesi sayısı, hukuk fakültesinden çok. Öğretim üyesi, ha keza. Kemal Gözler’in çarpıcı ve hayli can sıkıcı tespitlerini buraya (ilk yazı) bırakıyorum, okumanızı öneririm.
Söz konusu kuşatmanın, gençlerde ve ortalama yurttaşta gözle görülür biçimde ters tepmeye başlaması ise başka mesele. ‘Olanın’ adını doğru koymayı engellememeli.
Hal böyleyken muhalefetin, bir dereceye kadar anlaşılabilir olan ‘muhafazakâr’ kesimden oy alma kaygısının hiçbir anormalliğe tepki göstermemeye dönüşmesi, çoktan makul sınırları aşmış gibi.
Türkiye’de laiklik ilkesi uzun yıllar son derece katı (anti demokratik) yorumlandı ve özellikle belli kamusal alanlarda kılık kıyafet konusunda idare ve yargının vahim kararlar almasına neden oldu. Bu, laiklik ilkesinin değil, siyasi mücadelenin taraflarından hâkim konumda olanın (ya da öyle olduğunu düşünenin!) hatasıydı. AKP’li yıllar içindeyse, özellikle 2010 sonrasında, laiklik ilkesi bu kez ters yöne öyle bükülmeye başladı ki, çubuk kırılmak üzere!
Halihazırdaki Türkiye ne laik ne seküler. İdare, inançlar karşısındaki yansızlık ilkesini tümüyle terk etmiş durumda. Doğrusu bazen Papa’nın kendi cemaatine yapmaya lüzum görmeyeceği türde konuşmalar yapabiliyorlar.
Yazının asıl nedeni ise, evlere şenlik bir kurul kararı. İlhamını ve sözcüklerini açıkça dini hukuktan almış görünen, hakikaten pes dedirten bir karar.
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun 12.12.2019 tarihli kararı. (Resmi Gazete, 14.12.2019- 30978). RG’nin bağlantısını buraya bırakıyorum, isteyen tümünü okuyabilir.
Bu kurul, bir ‘kamu tüzel kişiliği’. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun Ek-3 cetvelinde sayılan, Düzenleyici Denetleyici Kurullardan biri. Tekrar ediyorum: Bir, kamu tüzel kişiliği.
Metnin başında, bu kararların amacının uluslararası standartlara (Code of Ethics for Accountans and Auditors of Islamic Financial Institutions) uyum sağlamak olduğu belirtilmiş. Fakat sağlanmak istenen uyum, Türkiye hukuk sistemine ve anayasasına yabancı!
Söz konusu idari kararın konusu ne? Şu: Faizsiz Finans Kuruluşlarının Bağımsız Denetimini Yürüten Denetçiler İçin Etik Kurallar’ın yayımlanması. Karar şöyle başlıyor:
“Muhasebe, İslam dininin Farz-ı Kifaye olarak gerekli kıldığı mesleklerden biridir… Adil olma kavramı Kuran-ı Kerim’de birçok ayette geçmektedir.”
Ardından ilgili ayetten örnek veriliyor ve karar, böylece devam ediyor. Denetçilerin uymaları gereken yasal düzenlemeler haricinde, etik kuralların İslam inancının ve Fıkhın ilke ve kurallarına dayanacağı; bunun, söz konusu kurallara dini kaynaklı potansiyel bir yaptırım gücü sağlayacağı; toplumun değerlerine uygun olması gereken muhasebecilik mesleğinin Müslüman ahlak ve değerleri tarafından etkilenmesi gerekliliğini; İslam ahlakının denetçinin davranışlarına yansıması gerektiğini; etik ilkelerin başlıca dini kaynaklarının nasıl yorumlanması gerektiği, gibi konular maddeler halinde sıralanıyor.
Türkiye’de bir kamu tüzel kişiliği böyle bir karar alamaz. Eğer alabiliyorsa, diğer kamu tüzel kişilerinin ilke ve kurallarının kaynağını herhangi bir dinden alamayacağını iddia etmenin, nesnel temeli kalmaz.
Muhalefetin bir kaygısı var mı sizce? CHP’nin? İçtenlikle merak ediyorum, bir sınır mevcut mu CHP’lilerin zihninde? Dillerinden düşürmedikleri demokrasiyi, laiklik/sekülerlik olmadan mı inşa edecekler? Vallahi kusura bakmasınlar ama bu ‘Erke Dönergeci’ gibi bir şey olur! Örneği yok dünyada.
Anladık, iyi tanıdıklarını varsaydıkları AKP seçmenini ürkütmemek için kabullenmeyecekleri acayiplik yok. Hiç olmazsa, yolsuzluğa ‘israf’ adını taktıkları gibi, şu olup biten için de bir ‘uf oldu’ deseler. Hiç olmazsa…
Yazı önerisi: Tanıl Bora’nın, unutturulan ‘süreç’le ilgili yazısını buraya bırakıyorum.
Yazarlar
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları


















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025