Mustafa ARMAGAN
Endülüs’e geldim ya, artık Madrid demiyorum, benim için o Mecrit; Toledo, Tuleytula oldu, Granada ise Gırnata; Sevilla mı, ben ona İşbiliye diyorum; Cordoba hafızamdan silindi silinecek, o artık Kurtuba.
Müslüman hâkimiyetinde 87 yıl kalmış olan Barcelona’ya bile Berşeluna der oldum.
İspanya’da eğrilen dilimi doğrulmaya adadım kendimi; “dil”imi, yani medeniyetimizin en gümrah dallarından olan ama ne yazık ki Lethe’nin suyundan içenler gibi hafızasını unutanlardan olduğumuz Endülüs’ün gök kubbemizdeki izlerini belirginleştirmeye daha doğrusu. Endülüs, yalnız Müslümanlar için değil, hatta Avrupa için de değil, insanlığın tamamı için de kaybedilmiş bir kıta… Özellikle de İspanya için.
Amerika kıtasına 1452’de ayak basan İspanyollar, orada Sansalvador altınlarını yelkenlilerine yüklerken, üç beş ay önce içlerindeki som altın külçesi olan Gırnata’yı kendi elleriyle boğmuşlardı. Sonunda o kadar feci katliamlar ve yağmalarla çıktıkları Yeni Dünya’yı keşif serüveni kursaklarında kaldı, altınlar belli ailelerin kucağına aktı ve sonuçta Endülüs gibi bir altın madenini işleyemedikleri için çöktüler. Büyük hoşgörü medeniyetinin izinde gidebilecekken fanatizme kapılan İspanya’nın kralları büyük bir fırsatı harcadılar.
İşte tam da zorla Hıristiyanlaştırılmış Müslümanların var kalma mücadelesi verdiği bir ortamda basılan ‘Don Kişot’ (‘Kihote’ okunur) ile Cervantes’in gözümüze sokmak istediği dram Endülüs’ün harabeye yüz tutan derin kimliğidir. Son sayfasına kadar “kayıp cennet” addettiği Endülüs’ün nabız vuruşları ve kısık sesi duyulur. Dünyaya ‘Altın Çağ’da değil de Demir Çağı’nda geldiğini söylerken kastı Endülüs’ün bu ülkeye yaşattığı altın çağdan sonra içine yuvarlanılan ahlakî, sosyal, iktisadî ve kültürel sefalettir. Aynı zamanda da bu çağda yaşadığından duyduğu utanç sızar satırlarından.
Her nasılsa Kurtuba Ulu Camii’ndeyiz. Her nasılsa İşbiliye ve Gırnata’daki Tuleytula ve Mecrit’teki kardeşlerimiz gibi yok edilmemiş olduğuna sevindiğimiz bu muhteşem mabette namaz kılmak, hatta elini kaldırıp dua etmek bile yasak! Katoliklerin her gün âyin yapabildiği bir mekânda güvenlik güçleri dua bile etseniz harekete geçiyor. (Ayasofya’yı hatırlatacak akl-ı evvellere burasının katedral olduğunu hatırlatalım.)
Asırlarca secde edilmiş zeminine ayakkabımla basamadım. Camiye hakaret olurdu bu. Bu ihtişamın zarafet ve tevazu ile kucaklaştığı ve asırlarca Kur’an seslerine ev sahipliği yapan “Ulu Mabed”i anlatacak bir Yahyâ Kemâl’imiz yok. Sezai Karakoç’un kaleminden damlayan usâre de olmasa Endülüs, edebiyatımızdan ve en mühimi de hafızamızdan sökülüp atılacak gibi.

ENDÜLÜS NEDEN ÖNEMLİ PEKİ?
Endülüs’e bu adı, ‘Vandalus’ yani Vandalların ülkesi anlamında Araplar vermiş. Bu “çorak ülke”yi medeniyetin zirvesine taşıyan Endülüs aydınlanması, barbar Vizigotların yozlaşmış iktidarının yerine halkın daveti üzerine gemileri yakarak gelen Tarık b. Ziyâd’ın askerlerine, asıl parlayışını ise Şam’daki katliamdan her nasılsa kurtulmuş ve yıllar sonra Endülüs’te ortaya çıkan Şehzade Abdurrahman’ın zuhuruna borçludur. (Garip bir “Anastasia” masalı gibi, değil mi?)
711-1492... Tam 781 yıl süren Endülüs’e Hroswitha adlı yazarın ifadesiyle “Dünyanın Ziyneti” denilmesi bir iltifat değil, hakkın teslimi… Eğer son Hıristiyanlığa “dönmüş” (gerçekte Müslümanlığını koruyan) Müslümanların ülkeden kovulduğu 1615 yılını esas alırsak tam 9 asır, 4 yıl süren Müslüman varlığı karşısında bizim Anadolu’ya gelmemizin üzerinden 9 asır 44 yıl geçtiğini hatırlamak önemli. Yani neredeyse Anadolu’nun İslamlaşması macerası kadar süren bir âlemden bahsediyoruz. Endülüs denilince İspanya adına Küba’ya giden Kolomb’un orada “camiye benzer bir yapı” görmesi bu bakımdan manidar. Küba ve California’daki beyaz avlulu evlerin Kurtuba’dan transfer edildiğini yazan Kübalı Prof. Menocal’a teşekkür etmemek kabil mi?
Müslümanların İber yarım adasına gelişiyle muazzam bir iktisadi canlanma yaşandı. Nüfus arttı; sulu tarım yeniden başladı; Akdeniz ticaret ve seyahat yolları yeniden açıldı. İbn Rüşd gibi filozoflar, Zehrabî gibi ilim adamları, İbn Arabî gibi sufiler, İbnu’l-Hatîb gibi şairler, İbn Hazm gibi hukukçu-edibler, kuyruklu yıldızlar gibi semasını boş bırakmadı. O kadar ki Hıristiyan ve Yahudi gençleri kendilerini Arapça şiirin cezibesine kaptırmıştı. Kurtubalı Alvarus, Hıristiyan gençlerin Latince mektup bile yazamazken Arapça kaside yarışına girdiklerinden şikâyet ediyordu.

Avrupa topraklarında halifeler yaşadığını biliyor muydunuz?
Emevilerden III. Abdurrahman 928 yılında hilafeti ilan eder, Kurtuba’da. Kurtuba başkenttir gerçi, Gırnata ise ‘son kale’ olacaktır. Ve Nasrî hanedanının yönetiminde Elhamra Sarayı inşa edilir. Her köşesinde “Lâ gâlibe illâllâh” yazılarıyla karşılaşmamak imkânsız. Duvar ve kemerleri bir dantela gibi işlenen bu zarafetin zirvesi eserde “Allah’tan başka kazanan yoktur” uyarısının göze sokulurcasına tekrarındaki hikmeti idrak etmek yeni kapılar açar ufkumuza.
Velhasıl Endülüs sessiz bir çığlık…
Portakal ağaçları gerçekten de İşbiliye’deki Alkazar’dan (el-Kasr) Elhamra Sarayı’na kadar diriltici rayihası ve zekâyı kışkırtan renkleriyle sizi yalnız bırakmaz. Aralarından bir sis gibi süzülürken İbn Haldun’un portakal ağacı teorisinin hafızamın hapishanesinden firarıyla cıva düşmüş gibi oluyor avucuma.
İbn Haldun, portakal ağaçlarının peyzaj unsuru olarak kullanılmasını bir yozlaşma alâmeti olarak görür. Eğer bir şehirde çok fazla portakal ağacı varsa orası kendi sonunu hazırlıyor demektir. Üstadın kastı elbette ağaç değil, anlamı? Portakal ağacı lükse kaymanın ve enerjiyi kaybetmenin alarm zili ona göre. Hükümdarlar iktidarı ele geçirdiler mi rahata düşkünlük başlar. Üç nesil içinde bir hanedan enerjisini (asabiye) kaybedip lükse ve rahatın kucağına düşer Üstad’a göre. Tabii ki Mağrip kartalımız Gırnata’nın düşüşünü göremedi. Endülüs’ün son kalesi 90 yıl önce yazdığı akıbete düçar oldu.
Kraliçe İzabel ve kral
Ferdinand’a teslim edilen şehrin anahtarları, Endülüs’ün de artık açmaz olmuş anahtarlarının tesliminden ibaretti. Yalnız Müslümanların değil, dünyanın da onun diriltici soluğuna ihtiyaç duyduğu bir zamanda söndü bu fener. Işığını onu söndüren İspanya’ya değil, İtalya’ya göndermesi Rönesans’ı tetikleyecekti.
Hanan eş-Şeyh (Hanan al-Shaykh), “Elhamra Sarayı’nın Aslanlı Avlusu’nda oturup ağladım.” başlıklı yazısında bir zamanlar ilim, irfan kalp ve teknikle harikalara imza atmış olan Müslümanların haline dikkat çeker: Biz gerçekten de onların torunları mıyız? Neremiz onlara benziyor?
Derken sorular boşalıyor: İspanyolları Endülüs’ü yok ettikleri için suçlamak, açık kapıyı omuzlamak değil de nedir? Ecdadımıza, bu benzersiz eserleri verdirecek kudret bizden neden el çekmiştir? Onlara Elhamralar’ı ilham eden dinin güneşi bizim dünyamızdan güneşini neden esirgiyor? Endülüs’e gitmenin anlamı boğa güreşi, flamenko ve Barcelona’nın maçlarından ötede yatıyor. O, paslanmış kapılarımızdan birini zorlamıyorsa öldüğümüzün resmidir.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- 10 dakikada referandum tarihimiz
16.04.2017 - Ayak öptüren cumhurbaşkanından alın öptüren cumhurbaşkanına
9.02.2017 - Osmanlı hanedanının malları haraç mezat nasıl satıldı?
26.03.2017 - Çanakkale’de Kemalist mitolojinin örttüğü bir yenilgi
19.03.2017 - Sultan Abdülhamid Harf İnkılabı mı yapacaktı?
12.03.2017 - Eğitimde altın fırsat önümüzde duruyor
26.02.2017 - İskilipli Atıf Hoca’yı neden idam ettiler?
5.02.2017 - Kazım Karabekir harf inkılabına nasıl karşı çıkmıştı?
29.01.2017 - “Yeni tarih müfredatı”nda eski hamam eski tas
22.01.2017 - İnönü gazilerimize değil, Yunan harp malullerine 300 lira yardım etmiş!
15.01.2017
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları


















































































f guner
öyle tehditle olmaz. varsa bir bildiğin senin de söylediğin gibi . adam gibi şimdi paylaş.hani hz ali demiş ya haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır. belki de senin gibiler için söylemiştir.