Demir Küçükaydın

Son yıllarda kimse sorunları açıkça ortaya koyup tartışmaz oldu. Sanki zaaflar, sorunlar ortaya koyulsa, açıkça tartışılsa karşı tarafın eline silah verilecek; ona zayıf yönler gösterilecekmiş gibi bir korku var. Bu gereksiz ve anlamsız bir korkudur. Poliste bütün bildiklerini okuyup da Cezaevinde ifadesini veya iddianameyi arkadaşlarından gizlemek gibi bir şeydir.
Aslında korkunun ardında, fosilleşmiş örgütlerin açık tartışmadan, eleştiriden ölümü görmüşçe kaçışları bulunmaktadır.
Bugün sol örgütlerin ve hatta ülkenin entelektüel hayatının tepesindekilerin hepsi demeyelim ama ezici çoğunluğu, korkunç tutucudur ve var olanı yıkma değil, onu savunma modundadırlar, daha açık ifadeyle çürüme modundadırlar.
Dinamik bir #HAYIR hareketinin oluşabilmesi ve başarıya ulaşabilmesi için, bu hareketin her şeyden önce bu yerleşik sisteme, yapılara ve geleneklere karşı da bir savaş vermesi gerekmektedir. Ancak böyle bir “iç savaşı” göze aldığı takdirde, “dış savaşı”, yani Erdoğan’ın diktatörlüğüne karşı savaşı da kazanabilir. Her iç savaş aynı zamanda bir dış savaşla birlikte yürür. Hazreti Muhammet, savaşların en kutsalı insanın kendine karşı savaşıdır diye boşuna dememiştir. Neredeyse bütün peygamberler ve devrimciler esas mücadelelerini kendileri ile aynı safta görünenlere karşı vermişlerdir. İster İsa, İster Paulus, ister Musa, ister Lut, ister Muhammet, ister Lenin olsun bu kural değişmez.
Bu nedenle, sorunlarımızı, zaaflarımızı, bunların nedenlerine ilişkin görüşlerimizi; bunları aşabilmek için önerdiğimiz yolları açık açık ortaya koyup tartışmalıyız.
Bu eylemin kendisi bizzat var olan yapılara, yerleşik kültüre karşı fiili bir itiraz ve savaş anlamına gelir zaten nesnel olarak.
Bir seri yazıda, #HAYIR cephesinin handikaplarını, sorunlarını, zayıflıklarını ele almaya çalışalım.
*
#HAYIR cephesi, bugün çok özgül nitelikleri olan bir politikleşme, radikalleşme, enerji biriktirme eğilimi gösteriyor.
Ama önce olgu olarak böyle bir eğilim gerçekten var mı ona bakalım.
Önce aşağıya Bekir Ağırdır’ın Cumhuriyet’te yayınlanmış söyleşisinden bir gözlemi aktaralım.
“Bunu başarıp başarmayacağını da göreceğiz. Burada şöyle bir dinamik olduğunu da gözlüyorum ben. Hani o laik kesimler, seküler hayat tarzsına sahip kesimler, illa CHP’li, HDP’li de olmayabilir, hayat tarzı olarak seküler kesimlerin, 12 yıldır bütün seçimlerde, referandumlardaki mağlubiyetten ve özellikle 1 Kasım’dan sonraki çaresizlik duyguları, benim gözlediğim, kırılıyor artık, tersine dönüyor. Bundan daha dibi yok çünkü. Şimdi herkes ‘ben de bu ülkede olduğuma göre bu ülke için daha aktif, etkin olmalıyım’ arayışında. Dolayısıyla bütün bu arayışlar doğru bir enerjiye, stratejiye dönüşebilirse o zaman referandumda hayır çıkma ihtimali de vardır yani.” (Cumhuriyet, Konda Genel müdürü Bekir Ağırdır: HAYIR başarabilir)
*
İlginç bir şekilde epeydir benzer bir gözlemi biz de yapıyoruz. Ama daha çarpıcı bir grafik ile bunu göstermeyi deneyelim.
Yazılarımı yayınladığım “Demir’den Kapılar” adlı bir bloğum var.
Bloğun kendi sayaçları girenlerin sayılarını, hangi yazıların ne kadar okunduğunu, nereden girdiklerini, hangi işletim sistemi kullandıklarını vs. akla gelebilecek her şeyi kaydediyor ve özet olarak gösteriyor.
(Yani İnternette her hangi bir yazıyı okuyan, bir yere tıklayan herkes müthiş bir veri yığınını da ardında bırakıyor aynı zamanda. Yani aslında gizlilik artık anlamını da yitirmiş durumda. Ve bu bırakılan veri yığınları çok büyük olduğunda çok gerçekçi profiller çıkarma, çok isabetli öngörüler yapma oranı korkunç yükselmektedir. Buna “Big Data” (Büyük Veri) deniyor ve önümüzdeki dönemin belki de Petrolden bile daha kıymetli madeni bu. Bu konuyu nicedir ele almayı düşünüyoruz ama önce şu Erdoğan işini halletmek için tüm enerjiyi oraya yoğunlaştırmak gerekiyor. Bu nedenle bu geçer ayak dokunuştan sonra yine konumuza dönelim.)
Benzer blokları, siteleri olanlar bilirler. Toplumun adeta tansiyonunu ölçebilirsiniz. Kritik anlarda, toplumun birden bire gerildiği, politize olduğu, arayışa yöneldiği anlarda sitelere girişler adeta patlama yapar. Geçenlerde Medyaskop’un birinci yılı vesilesiyle bir yayında Ruşen Çakır da bu olguya ve gözlemine dikkati çekmişti.
Ama sadece anlık ve günlük toplumdaki titreşimleri algılamazsınız. Aynı zamanda okuyucunun ne kadar yüzeysel şeylere meraklı olduğun da görürsünüz. En kaliteli, en üzerine düşünülmüş, en temel sorunlara yönelik yazılar en az okunanlardır; en yüzeysel, olgulara yönelik; hatta kişisel tartışmalara giren yazılar ise her zaman çok okuyucu bulur. Bu gibi sonuçlar uzatılabilir. Biz bu yazının konusu bakımında genel bir eğilime ve bu bağlamda #HAYIR için toplumun nasıl bir psikolojide bulunduğuna ilişkin verilere bakalım.
Yanda bir grafik yer alıyor. Grafikte Demir’den Kapılar bloğunda yazmaya başladığım günden beri bloğa aylık girişler yer alıyor. Bu girişlere bakınca ne görüyoruz?
Toplumdaki en önemli olaylar aynen girişlerde de görülebiliyor.
Bloğu açtığım 2011’den 2013’e kadar hafif bir yükseliş varken, tam Gezi sürecinde ani bir yükseliş görülüyor.
İkinci ani yükseliş Kobani savaşı esnasında oluyor ve Gezi sırasındaki girişin iki katı aşılıyor.
Üçüncüsü 7 Haziran seçimleri ile tam anlamıyla bir zirve. 7 Haziran aslında seçim kampanyası biçiminde bir Gezi sayılabilirdi.
Yani 2013 Mart’ında Öcalan’ın mesajı ve “Barış süreci” denen ateşkesle birlikte bir “Devrimci Yükseliş Fazı” diyebileceğimiz bir dönem var. Politize olma oranı giderek artan oranlarda yükseliyor.
Ancak Haziran zaferini hızlı bir düşüş izliyor ve sadece Kasım seçimlerinde son bir gayretle bir yükseliş görülüyor ondan sonra düşüş eğilimi devam ediyor.
Ancak Aralık 2016’dan beri yavaş bir yükseliş başlıyor ama önce Aralıkta yavaşça başlayan, Ocak ayında ortada hiçbir şey yokken. Aksine tam bir yılgınlık, korku ve umutsuzluk ortalığa egemen iken bütün diğer yükselişleri bile aşan bir yükseliş görülüyor.
Bu çok ilginç bir durum olduğunun göstergesidir. Üstelik henüz daha ayın 25’i muhtemelen ay sonuna kadar Diğer yükselişin yarısı kadar aşması bile mümkündür.
Bu nicel veriler nasıl yorumlanmalıdır?
*
Ancak sadece bu kadar değil. Bir de bu okuyucuların profili hakkında verilere bakalım.
Bilenler bilir. Benim esas okuyucularım Kürtlerdir.
Ben kendim Marksist olmama rağmen Türk sosyalistlerinin genellikle pek okumadığı bir insanım.
Eleştirel bir Marksist olduğumdan, neredeyse bütün Stalinist sosyalistler okumaz. Troçkistler beni Doktorcu görür okumaz. Doktorcular Troçkist olup Doktor’a ihanet etti diye okumaz. Ama aydınlar da okumaz. Çünkü onlar Marksizm’in hiçbir değerinin olmadığı, ölü köpek muamelesi gördüğü post-modern bir dünyada ve ideolojik iklimde büyüdüklerinden onlara benim dilim, kavramlarım, yaklaşımlarım arkaik nesli tükenmeye yüz tutmuş bir dinozorunki gibi gelir. O nedenle bu görünüşe aldanıp, onlar da okumazlar.
Kürtler okur ama aslında sadece politik durumlara ilişkin tavırlarımdan dolayı, Kürt hareketini destekleyen bir Türk diye okurlar. Böyle okudukları için de aslında tartıştıklarımı anlamazlar. Çünkü benim en politik yazılarımın bile konusu aslında politika değil, Marksist metodolojidir. Politik tavır ve analizler sadece temel metodolojik ve teorik sorunların ele alınışında bir örnek işlevi görürler.
Yazılarımı birazcık da İslamcılar okur. İslam'ı çok takdir eden, Hazreti Muhammet’i çok devrimci bulan bir laik ve Marksist bulmak zordur. Onlar da biraz Kürtler gibi, karşı taraftan bir destekçi diye okurlar, kendi konumlarının doğru olduğuna karşı taraftan gelen bir kanıt diye okurlar. Zaten he iki kesim de Marksist kavram sistemine kapalıdırlar.
Kültürel olarak kotlarım çoğu laik şehirli olan Kemalistlerinkine yakınsa da, Kürtler ve Müslümanlar karşısında onlarınkine tamamen zıt politik tutumum nedeniyle o kesimler açısından da lanetli ve okunmayan bir insanımdır.
Bu genel bilgiden sonra o yükselişlerde siteye girenlerin politik ve kültürel ağırlıklarının değişimi hakkında bir şeyler söylenebilir.
Gezi sırasındaki yükselişi sağlayanların büyük bölümü muhtemelen şehirli ve genç insanlardır. Ortalama gezi tipleridir büyük olasılıkla.
Kobani’deki yükselişteki artışı ise yüzde yüzünün Kürt okuyucuların girişinden kaynaklandığı kanısındayım.
Ancak 2015 Haziran yükselişinde her iki kesimin de yer aldığını düşünüyorum.
Son bir aylık yükselişi sağlayanların profili ise kanımca bütün diğerlerinden farklı bir özellik sunuyor.
Birincisi ortada bir “devrimci Kabarış” diyebileceğimiz Gezi, Kobani savaşı ve zaferi, 7 Haziran zaferi ve bu zafer öncesi coşkunluk gibi bir durum yok. Aksine morallerin bozuk olduğu bir dönemdeyiz.
Peki, bu yükselişi sağlayan okuyucu profilinin özelliği ne? Ben bunun büyük ölçüde laik kesimlerden, şehirli kesimlerden, şimdiye kadar yazılarıma soğuk durmuş kesimlerden kaynaklandığı izlenimine sahibim.
Bu sonucu şuradan çıkarıyorum. Yazılarıma özelden yazılan yankı, soru, eleştiri veya övgülerin neredeyse hepsi bu kesimden. Ayrıca gelen arkadaşlık teklifleri, Facebook’taki yine izleyicilerin profilleri vs. de bunu doğruluyor. Eskiden bana neredeyse sadece Kürtlerden arkadaşlık teklifleri gelirdi. Şimdi ise Kürtler mutlak rakam olarak azalmış olmasa bile, oran olarak, şehirli ve laik kesimler o kadar artmış durumda ki çok küçülmüş durumdalar.
Kanımca bu veriler Bekir Ağırdır’ın gözlemleriyle tam bir uyum halindedir. Laik ve şehirliler bir şey yapmaya hazır durumda, ölümden öte köy yok diyerek hızla politize ve radikalize olmuş durumdalar.
*
Ancak bu radikalize olma, bloğu her gün binlerce kişinin ziyaret edip o yazıları okuması ile tam bir zıtlık içinde başka bir olgu daha var.
Ben yazılarımı Bloğumda yayınladıktan sonra Facebook ve Twitter’de de paylaşırım. Çünkü orada başkalarını da paylaşımı aracılığıyla sürekli yeni okuyucular da gelir. Hemen hemen her yazımı paylaşan beş on arkadaşımı bir yana bırakırsak, genellikle paylaşanlar yazıya göre değişirler ve Facebook’ta paylaşım arttığında Bloktaki okuyucular da artardı. Oranın ortalama bire yirmi ile yüz arasında oynadığı yönünde bir izlenimim var. Yani Facebook’ta yeni bir kişi paylaştığında genellikle o paylaşımdan bloğuma gelip yazımı okuyan ortalama yirmi ile yüz arası artar. Bu kesin bir rakam değil, ama pek de yanlış olmadığını sandığım bir tahmin.
Ama son bir ayda ne görüyoruz? Sadece paylaşımlar sıfırlanmış değil, beğenmeler de azalmış durumda, yorumlar da. Bunlar da yine genellikle yurt dışında yaşayanlar.
Bloğa girenlerin sayısına bakılırsa, özellikle Facebook’ta yazılarımı paylaşımların yüzlerle, hatta binlerle olması gerekir. Önceki bütün yükselişlerdeki oranlar böyle olması gerektiğini gösteriyor.
Ancak paylaşımlar tümüyle düşmüş durumda. Birkaç eski arkadaşım ve yurt dışında yaşayan okurlar dışında yazılarımı paylaşanlar neredeyse sıfırlanmış bulunuyor. Hele Twitter’de en kötü zamanlarda bile bir iki kişi beğenen veya rt eden çıkardı. Şimdi günlerdir hiçbir şey yok.
Öte yandan istatistikler siteye gelenlerin hangi kanallardan geldiğin de gösteriyor. Bakıyorum neredeyse hepsi Facebook’tan geliyor. Google arama ile gelenler falan çok az.
O halde buradan çıkacak tek sonuç var, yine Bekir Ağırdır’ın da değindiği gibi, müthiş bir korku iklimi egemen durumda.
Yani bir yanda ortalıkta görünen bir korku var. Bu korku paylaşmama, beğenmeme biçiminde ortaya çıkıyor. Herkes sanki ilgisizce ıslak çalarak geçiyormuş gibi yapıyor.
Ama aynı zamanda korkunç bir politizasyon, radikalleşme ve enerji birikimi var.
Bu biriken enerji, bu radikalleşme, bu politizasyon eğer kendini ifade edeceği, dışa vuracağı bir imkân bulursa, Tüm Türkiye’nin hatta bölgenin kaderini değiştirebilir.
*
Ancak bu dışa vurumun klasik laikçi tepkilerle ve ulusalcı bir renkle gerçekleşmesi halinde hızla tecrit olup bir yenilgiye uğraması ve oradan da tam bir yılgınlığın yerleşmesi tehlikesi bulunmaktadır.
Bu nedenle şehirli, aydın ve laik kesimlerdeki bu radikalleşmenin kendi egemen kültürel ve politik renklerinin damgasını vurmadan bu dışa vurumun gerçekleşmesinin hayati önemi bulunmaktadır.
Bunu CHP yapmaz ve yapamaz. HDP yapamaz çünkü bu kesim onu Kürt partisi olarak görüyor. Bu kesimin dışından.
Sosyalist örgütler de aslında bu kesimden sayılır kültürel kotlarıyla. Onlar ise hiç yapamaz çünkü gerçeklik duygularını yitirmişlerdir bütün küçük örgütlerde olduğu gibi. Kaldı ki ne teorik hazırlıkları ve birikimleri vardır; ne de kültürel kotları, dilleri buna uygundur.
Ama yine de bir umut olduğu söylenebilir.
Gezi’nin Taksim’den sürüldükten ve Parklara çekildikten sonra gösterdiği radikalleşme çizgisi, burada bir deney ve umut olarak ortaya çıkmaktadır.
Bilindiği gibi, Gezi, İhsan Eliaçık ve arkadaşlarının Gezi’de namaz kılmalarına koruma sağlayarak, birlikte yeryüzü sofraları ve sokak iftarları yaparak, klasik laikçi duruş, kültür ve politikayla arasına sınır çekmiş ve böylece Erdoğan’ın oyununu bozmuştu.
Gezi aynı şekilde, Kürtlerin bir siyasi hareket olarak uzak, sembolik olarak orada halay çekmekle yetinmelerine rağmen, Türk Milliyetçilerinin Kürt düşmanı tavrına da sınır çekmiş, özellikle Lice’deki olayın ardından Yoğurtçu’daki Geziciler protesto için Kadıköy sokaklarını doldurmuş, yaşlı Kemalist teyzeler bile “Biji Apo” diye Kürtçe sloganlar atar hale gelmişti.
Elbette bu tüm Türkiye'de böyle olmadı. Alevilerin yoğun olduğu semtlerde veya İzmir ve Ege’de Gezi bu kadar net ve hızlı bir evrim geçirmedi ama bu yönde bir evrime de kapalı olmadı. Hatta bu evrimin devam ettiğini ve meyvelerinin 7 Haziran’da görüldüğünü bile söyleyebiliriz.
O halde, istatistiklere yansıyan bu radikalleşme ve enerji toplamanın Gezi’nin ileriki dönemindeki “Laikçi” ve Türkçü politik çizgiye mesafe koymuş çizgisi ile ortaya çıkması halinde; en zıt kesimlerin birliğini sağlayabilir; sadece Kürtleri kazanmakla kalmaz; aynı zamanda Müslüman ve muhafazakâr Sünni kesimden de çok ciddi bir destek alabilir. Erdoğan’ın bütünüyle Kürt – Türk; Sünni Müslüman – Alevi ve Laik bölünmesine ve gerilimine dayanan stratejisini başarısızlığa uğratabilir ve 7 Haziran seçimleri öncesinde olduğu gibi belli bir coşku ve seferberlik yaratabilir.
Evet, hızla radikalleşen veya harekete geçmek için enerji toplayan “laik yaşam tarzındaki” şehirli ve de Alevi kesimde duruma uygun bir örgüt ve önderlik belki ama bir şekilde yazılmamış hafızaya geçmiş bir deney de var. Buna Gezi’nin Ruhu diyelim. Bu ruh egemen direnişe damgasını vurursa başarı mümkündür.
Ama Gezinin başarısızlığının ve adeta buharlaşmasının en önemli nedeni adeta örgütlenmenin gereğini reddetmesiydi. Bu nedenle Örgütlenme konusunda ciddi bir handikap olduğu düşünülebilir ama bunun bir eksiklik ve yanlış olduğu fikrinin de epeyce yerleştiğini kişisel gözlem ve konuşmalardan çıkarabiliyorum.
Ama bu örgütlenme konusuna daha sonra ayrıca girmek gerekecek. Dünkü “Kritik Kütle” başlıklı yazıda kısmen değindik; daha da ele almak gerekiyor. Burada geçelim.
*
Peki, bu nasıl olacak?
Yani Erdoğan’ın stratejisinin dayanacağı; birbirini iten; genellikle “Fay hatları” denen kültürel ve politik ayrımlar nasıl bir arada bulunabilir?
Bunun iki yolu vardır. Biri Hazreti Nuh’un yoludur, diğeri Hazreti Muhammet’in yoludur.
Ama tek mümkün yol, Hazreti Muhammet’in yoludur.
Hazreti Muhammet, her biri diğeriyle rekabet halendeki, her birinin ayrı putu olan kabileleri bir araya getirmeyi denemedi. Putları yıktı ve hepsini bir Allah’ın kulluğunda eşitledi. İnsanların kabileleri onların ilişkilerini düzenleme işlevini yitirdi, adeta kişisel sorunları haline geldi; yani gerçekten laik bir düzende dinin kişilerin özel sorunu olması gibi oldu kabile ilişkileri. Veya gerçekten dil körü bir demokratik cumhuriyette dilin bir politik sorun olmaması herkesin ana dilinde eğitimin bir hak olması gibi oldu.
İşte bunun benzeri, #HAYIR direnişinde de yapılabilir.
Yani örgütler, sloganlar, bayraklar, hepsi en temel haklarına dayanan Yurttaşlar olarak bir tek politik #HAYIR bayrağı ve parolası altında bir araya gelirler. Bir araya gelişin dışında elbette herkes kendi rengiyle, sözüyle yine isterse bildiğini okuyabilir.
Böyle bir tek bayrak, parola, somut hedef etrafında bir ağ gibi birleşme, bir denenmiş önderlik yokluğunun zaafını giderebilir.
Ayrıca somut bir tek #HAYIR etrafında birleşilen eylem, eylemin dışında herkesin olabildiğince renkli ve kendi gerekçeleriyle istediği gibi propaganda çalışması yapmasıyla çelişmez.
Çünkü herkes bilir ki, evet farklıyız ama somut eyleme gelirken bir tek somut talepten ibaret bir tek politik hedefi ifade etmekte ve yığınsallaşmakta yoğunlaşacağız.
Bunun biçimini diğer yazılarımızda ayrıntısıyla anlattık. Tekrar edelim.
Tamamen temel haklar alanında; toplantı ve gösteri yürüyüşleri alanına girmeyecek biçimde kalarak; yani sessiz, bayraksız, pankartsız ve göğsünde, basit pankart sayılamayacak bir #Hayır yazısıyla, her gün aynı yerde aynı saatlerde buluşmak.
Bir tek bu biçim altında milyonlar her gün meydanları fiilen doldurup, sessizliği ile çok şey söyleyen; renksizliği ile tüm renkleri toplayan mitingler ülkedeki bütün dengeleri değiştirip; kim bilir belki oradan aldığı hızla, bu orta doğuya yüzlerce yıl sonra demokrasiyi tekrar getirebilir.
Bu bir hayal değildir.
Bir kere başlanırsa hızla büyüyecektir. Grafiklerin gösterdiği budur. Yeter ki insanlar bu biçimin mümkün ve gerekli biricik biçim olduğunu görsünler ve kabullensinler.
Bu nedenle bıkmadan bu öneriyi ve konuyu; bu biçimi sürekli gündeme alarak tartışmak; duyurmak, insanların aklına düşürmek gerekiyor.
Gelecek yazılarda Erdoğan’ın stratejini dayandırdığı iten kuvvetlere karşı birleştiren kuvvetlerin üstünlüğü nasıl sağlanabilir ve örgütlenmenin sorunlarına girelim.
@demiraltona
https://demirden-kapilar.blogspot.de/
https://www.youtube.com/user/demiraltona
https://drive.google.com/open?id=0BxCB_Gtx8VYAcDREeTJVLW93MjA
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları





























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.04.2020
30.03.2020
19.03.2020
18.03.2020
17.03.2020
10.03.2020
2.03.2020
1.03.2020
2.02.2020
3.01.2020