Fehim TAŞTEKİN
Nahel. Paris'in Nanterre banliyösünde yaşayan Cezayir ve Fas asıllı bir ailenin çocuğuydu. 17 yaşındaydı. Üç yıldır Nanterre’in Korsanları adlı rugbi kulübünde oynuyordu. Ovale Citoyen’in okulda zorluk çekenler için yürüttüğü entegrasyon programındaydı; elektrikçilik öğreniyordu. Geçen salı ‘dur’ ihtarına uymadığı gerekçesiyle polis tarafından öldürüldü. İsyan çıktı. Tetiği çeken polisin "Aracı üzerime sürdü" diyerek attığı yalan ateşi daha da körükledi. Ölümün kaydı vardı. Nahel 'dur' ihtarına uymadığı için öldürülen ilk kişi değildi. Olaylar Fransa’yı 2005’teki isyan günlerine geri götürdü. Araçlar ve otobüsler ateşe verildi, iş yerleri yağmalandı, belediye binaları, karakollar ve okullar hedef alındı.
Sokak ve medya baskısı olmadığında polisin ayrımcılık ve şiddeti cezasız kalıyor. Fransa bundan istisna değil. Sistem orantısız ya da nedensiz güç kullanan polisleri kayırıyor. Ailenin avukatlarından Yassine Bouzrou "Polis memurlarını koruyan bir yasa ve yargı sistemimiz var ve bu, bir cezasızlık kültürü yaratıyor" diyerek asıl soruna dikkat çekiyor.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 2005’te göstericilere "pislik" diyen dönemin İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’nin düştüğü hataya düşmemek için dikkatli davransa da İçişleri Bakanı Gerald Darmanin polislere tam siper oluyor. 2016’da Nice’te İslamcıların düzenlediği saldırının ardından terörle mücadele adı altında bir sürücünün insanlara zarar verme olasılığı varsa polise ateş etme izni verildi. 2017’de yürürlüğe giren bu düzenlemeyle birlikte polis kontrolü sırasında öldürülenlerin sayısı 5 kat arttı. Son 18 ayda 16 kişi Nahel ile aynı hazin sonu paylaştı.
Fransız sağı ve polis sendikası "Kaçmasaydı bunlar yaşanmazdı" demeye getiriyor. Peki gençler neden ‘dur’ denilince durmuyor? Hepsi mi suçla bağlantılı? Arkasında kötü muamele, hırpalanma hatta öldürülme korkusu gibi psikolojik faktörler yok mu?
Nahel'in, 2021'den bu yana durma emrine uymayı reddettiği için 5 kez polisle başı belaya girmiş. Ehliyetsiz araç kullanmaktan, tutuklama emrine karşı gelmekten vs. Eric Zemmour gibi ırkçı zevat "O da bir melek değildi" diyerek kurşunu haklı çıkarmaya çalışıyor. Ama arkadaşlarının tanıklıkları bir suçluyu tarif etmiyor. Şiddet geçmişi ya da suç şebekeleriyle bağlantısı yok. Polisten kaçan bir banliyö çocuğu; binlerce gence uyan sıradan bir profil.
Ailenin avukatlarından Jennifer Campla, CNEWS ve BFMTV gibi kanallarda sabıka kaydı çıkarmaya çalışan karakter suikastçılarına şu yanıtı veriyor: "Bu tür bir mahallede, genç bir insanın hiç durdurulmamış ya da gözaltına alınmamış olması oldukça nadirdir."
Bu gerçeği uzun atlamak için bir kurbanın ardından sicil diziyorlar. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Ravina Shamdasani, "Fransa'nın, kolluk kuvvetlerindeki derin ırkçılık ve ayrımcılık sorunlarını ciddi şekilde ele almasının zamanıdır" diyerek bam teline dokundu. Fransız hükümeti kızdı. Macron güvenlik güçleri içerisinde sistematik ırkçılık ve ayrımcılık olduğu suçlamasını ısrarla reddediyor. Fakat insanların yaşadıkları ve hissettikleri ortada.
Evet ırkçılık Fransa’da yasak ve cezaya tabi. Ayrımcılığa uğradığını belgeleyen herhangi biri yasal yollardan sonuç alır. Örnekleri çok. Liberté, Egalité ve Fraternité (Hürriyet, Eşitlik ve Kardeşlik) bütün kamu binalarına nakşedilmiş bir amentüdür. Yaygın paylaşılan ilkelere rağmen açık ya da gizli ayrımcılığa karşı fiilen mücadele gerekiyor. Muhatap polis ise adalet gerçekten zora giriyor.
***
Toprak alttan kaynamasa bir kıvılcımla patlamaz. Sosyolojik zemin akkor. Nedenine gidilmediği sürece alevler seyirlik olarak kalıyor.
2005’teki banliyö isyanı Fransız devletini sorunla yüzleşmek zorunda bırakmıştı. O vakit Zyed Benna ve Bouna Traoré adlı iki genç futbol maçından sonra Clichy-sous-Bois’da polisten kaçarken elektrik trafosuna çarparak can vermişti. 3 hafta süren olaylar ancak OHAL ilanıyla durdurulabilmişti. Otoyolla çevrelenen tarihi Paris’in etrafındaki çemberin dışında kalan bölgelere onlarca yıl boyunca çöplük muamelesi yapıldı. Bu siyaset duvara çarpınca gettolaşmayı geriletecek projeler geliştirildi. Maliyeti 40 milyar euroyu aşan Grand Paris Express projesiyle ulaşım hatları geliştirildi. Eğitim imkanları genişletildi, sosyal tesisler çoğaltıldı. Gösterişli binalar dikildi. Daha fazla genç üniversiteye adım attı. Siyah ve Araplar sevmedikleri polis teşkilatına alındı. Onların dilinden ve halinden anlayanlar olsun diye. Bunun yeterli olmadığı ortaya çıktı. Devlet tarafından görülen şeyin en fazla polis olması da psikolojik bir yük getiriyor.
Biriken öfkeyi patlatan şey polisin giderek profesyonellikten uzaklaşması. Sarı Yelekliler'den bu yana polis şirazesini tamamen kaybetti. İktidarlar milyar eurolarla banliyölerin görüntüsünü değiştirirken polise çekidüzen veremedi. Reform girişimleri “Saldırı altındayız” argümanını kullanan polis sendikasını aşamıyor. Banliyölerde bir sorun çıktığında devlet olmuyor, olduğunda da şiddet üretiyor.
***
Sorunun temelindeki faktörlere dair otoritenin çözüm üretme kapasitesinde sorunlar devam ediyor.
Kuraldışı ve daha kaotik bir yaşamın parçası olarak kalmak ne denli kültürel kodlar ve sömürgecilik döneminin tortularıyla, ne denli eşitsizlik ve imkansızlıklarla ilgili. İçinden çıkılması zor bir mesele. Fransızlar bunu yıllardır tartışıyor. Sistemi eleştirenler kadar kamusal hizmetlerdeki verimliliği önleyen dirence değinenler de var. Bu durum son zamanlarda çekilen film ve dizilere de konu oluyor.
Fakat bu cendereden çıkmak için çaba sarf edenlerin eli çoğu zaman tutulmuyor. Göçmen çocukları için sosyal merdivenlerde ilerlemek daha fazla savaş vermeyi gerektiriyor. Daha düşük kalitede eğitim ve donanımsızlık, eşitliği bozan diğer pratiklerle birlikte göçmen çocuklarını vasıfsız işlere ya da işsizliğe mahkum ediyor. Hakim sınıfların ayrıcalıklı yaşamları için ucuz 'ayak takımı' bir sosyal statü olarak devrimin eşitlik ve kardeşlik ilkesini yırtıyor. Bunun yanı sıra evine dönerken ikide bir kimlik kontrolüne maruz kalmak, en ufak olayda kalabalık içinde potansiyel suçlu muamelesi görmek, güvensiz bakışları üzerinde hissetmek ve trafikte polis kontrolünde öldürülme korkusu yaşamak öfke birikimine neden oluyor. Alevler basitçe sömürülmüş atalarının intikamı olarak görülemez. Evde geçmişin küllerine sarmalanmış konuşmalar ile sokaktaki muamele birbirini tamamlıyor olabilir ama tekerrür eden isyanda ideolojik motivasyondan çok günlük yaşamdaki çelişkiler etkili. İnsanların ne hissettikleri önemli: "Öldürülen kişi ben ya da kardeşim de olabilirdi." Polisin işlediği her cinayette artık bu ifadeyi duyuyoruz.
"Polisin gözünde ben neyim?" Bu duygudan kaçarak otoritenin karşısında durabilen kaç kişi çıkar?
***
Statista’nın yayımladığı ve 15-16 Şubat’ta 1032 kişiyle yapılmış anketin sonuçları bize “Irkçılık var” dedirtiyor. “Köken ya da ırksal aidiyet nedeniyle ayrımcılığın olduğunu düşünüyor musunuz” sorusuna yanıt verenlerin yüzde 38’i “Evet, çok”, yüzde 48’i “Evet, biraz”, yüzde 13’ü “Hayır” diyor. Aynı soru dinsel aidiyet için sorulduğunda yüzde 38 “Evet, çok”, yüzde 43 “Evet, biraz”, yüzde 18 “Hayır” yanıtı geliyor.
Siyah Dernekleri Temsilciler Konseyi’nin (CRAN) Ipsos’a yaptırdığı ankete göre de metropoldeki siyahların yüzde 91'i sıklıkla ya da zaman zaman ayrımcılığın kurbanı olduklarını söylüyor. Siyah soyundan veya karışık ırktan gelen 807 kişiyle yapılmış anketin sonuçlarına göre ayrımcılığın yüzde 41’i kamusal alanda, yüzde 31’i işte gerçekleşiyor. Katılanların yarıdan fazlası ten renklerinden dolayı iş görüşmesi yapmanın zor olduğunu düşünüyor. Birçoğu ev kiralarken ya da satın alırken istenmediğini hissediyor. Buna karşın mağdurların sadece dörtte biri polise veya jandarmaya şikayette bulunmuş. Bu oran denizaşırı topraklarda yüzde 9’a düşüyor. Bu bölgelerde yaşayanların yüzde 49’u son 12 ayda en az bir kez polis kontrolüne maruz kalmış. Bu durumda kim kimi lanetliyor?
Nahel’in onuru için gösterilere katılan bir genç "Eğer yanlış ten rengine sahipseniz, polis sizin için çok daha tehlikelidir" diyor.
Sarı Yelekliler (Gilets Jaunes) aşırı sağın taban bulduğu kırsaldan yükselen orta hallilerin ateşiydi. Fakat finans kapitalin buyruklarına karşı genişleyen daha büyük bir itiraz cephesine dönüştü. Araya pandemi girdi, talepler karşılık bulmadan isyan sönümlendi. Bu sene emeklilik yaşının yükseltilmesine karşı 13 kez genel greve gidildi. Öfke yine karşılıksız kaldı. Bunlar alttakilerde "karşılıksızlık" ve "umursanmazlık" duygusunu pekiştiriyor.
***
Şiddet dozu yüksek gösterilere Türkiye’den bakanlar Fransızlardan daha fazla dehşete kapılarak izliyor. Bir de Suriyeli sığınmacılarla paralellik kurulup geleceğe dair korku senaryoları üretiliyor. Kuşkusuz Fransa’da da iktidar alevlere odaklanılmasını istiyor. Ana akım medya bu beklentiye uygun yayın yapıyor. Şiddetin kınanması ve polise destek çağrıları birer vatanseverlik testine dönüşüyor. Sol buradan dayak diyor. Aşırı sağ kanatlanıyor. Şiddet kaçınılmaz olarak gündemin ana öznesine dönüşse de öfkenin temelinde yatan faktörlere dair dinamik tartışmalar var. 2005’teki gibi OHAL talep eden aşırı sağın klasik refleksi bir kenara meseleyi anında ülkenin bekasına bağlayıp göstericileri şeytanlaştırma çabaları istenilen sonucu vermiyor. Sarı Yelekliler isyanında da bütün şeytanlıklara rağmen halk desteği istenildiği ölçüde düşürülemedi. Ve isyan Fransız Devrimi'nin bir diğer şiarını da çağrıştırıyor: “Özgür yaşa ya da öl! (Vivre libre ou mourir)
Nahel için sokaklara saçılan öfkede üçüncü-dördüncü kuşak olan göçmen çocukları yalnız değil. Geniş bir yelpazede Fransızlar bu öfkede paydaş. Bu şekilde sokakta ırkçı bir karşıtlık oluşmuyor. Türkiye’de Suriyeli sığınmacılarla paralellik kurulup korku senaryoları üretilse de olayların sığınmacılarla ilgisi yok. Bu bir siyah kalkışması olarak da kategorize edilemez. Kurban Fransa’da doğup büyümüş bir Fransız vatandaşı, öfkeye ortak olanlar siyahıyla beyazıyla Fransız! Eğer Türkiye için çıkarılacak bir ders varsa ırkçılık ve nefret siyasetinin toprağa mayınlar ekmekten başka bir şeye yaramadığıdır.
Kelamı bağlarsak; bir gösterici "Biz pislik değiliz" diye isyan ediyor. İyice anlaşılması gereken tek cümle bu!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları



























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.01.2026
20.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
30.12.2025
26.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
26.11.2025
11.11.2025