Gürbüz ÖZALTINLI
Şubat 2015) Murat Belge’yle gerçekleştirilen uzun röportaja bir atıf yer almasaydı, muhtemelen röportajı okumuş olmayacaktım ve bir dönem her satırını takip ettiğim bu saygın aydınla nasıl apayrı köşelerde durduğumuz üzerine yeniden düşünmeyecektim.
Kuşkusuz ki Murat Belge ne bir darbecidir; ne bir CHP’lidir; ne de –yine kendi yazısından öğrendiğim üzere- Özgür Gündem gazetesinde ileri sürüldüğü gibi latan bir ırkçıdır. Bu sözler, içinden geçtiğimiz öfkeli ağır siyasi iklimin dilimizi karşılıklı kuşatan zehrini kanıtlar ancak, başka bir şeyi değil…
Murat Belge; çoğulculuğu önemseyen, öteki ile çatışmaktan çok uzlaşmanın, kavga yerine iknanın metot olarak benimsenmesini savunan, insan haklarına saygılı normlara dayanan bir devlet ve toplum düzeni talep eden ve bunlarda da samimi olan entelektüellerdendir.
Onu okuyup üzerine yeniden düşündüğüm soruyu ilginç kılan da işte bu. Benzer değerleri savunan; benzer toplumsal düzeni özleyen bir insan olarak ben, neden Belge’nin ardından gitmiyorum? Neden yanında, kıyısında değil, tam karşısında duruyorum?
Herhalde bu söylediklerim, bir dönem severek izlediği bir aydının siyasal tutumunu cepheden reddetme konumuna gelmiş bir insanın iç konuşmaları olarak algılanmayacaktır. Çünkü ne kadar önemli bir aydın olursa olsun, konu ne Murat Belge ile ne de sıradan bir insan olarak benim hayal kırıklıklarımla ilgilidir. Aslında, ne yapacağını pek bilemeyen, iç dünyası öfke ve endişeyle karışmış, umutsuzlaşmış geniş bir mahalleden söz ediyorum. Parçalanmış, kendi içinde düşmanlaşmış bir mahalleden…
İşte Öcalan’ın PKK’ya “olağanüstü kongre toplayın silahları bırakın” çağrısı, tam da bu soruların ortasına düştü.
Soruyu daha çıplak cümlelere çevirdim: Bizim mahalle, bu ülkede 12 yeni yıl geçirdi. Kasım 2002- Şubat 2015. Alışık olduğumuz bütün yerleşik taşları yerinden oynatan, uzun, inişli çıkışlı bir tarih içinden yürüdük ve yürüyoruz. Bu gün burada, 28 Şubat 2015’de, Kürtler silah bırakmak üzereyken iki uzlaşmaz sözün sahibiyiz. Bir kısmımız Türkiye’nin bir numaralı meselesinin bu hükümetten kurtulmak olduğunu, doğru siyasetin bu hedefe kitlenmesi gerektiğini söylüyor. Bir kısmımız ise –benim gibi- en ciddi tehlikenin hükümetin düşmesi olduğunu düşünüyor. Bu tuhaflığın sırrı ne?
Bu sorunun ışığında Belge’nin hem röportajını, hem de takip eden yazılarını tekrar dönüp okudum. Evet, Murat Belge için AKP iktidarının devamı “ucunda hiçbir ışık olmayan bir tünel”e girmek anlamına geliyor. Temel fikir bu. Kalan bölümü, bir kısmından yararlanabileceğiniz, bazılarına katılabileceğiniz, kimilerine de itiraz edebileceğiniz geniş bir alana yayılan sözler… Hepsi önemli tartışmalara dokunuyor fakat bu yazının konusu değil.
Memleketin en acil sorununun AKP iktidarından kurtulması olduğunu söyleyenler,alternatifin ne olduğu ve (varsa böyle bir alternatif) neden demokrasi açısından daha tehlikeli değil de daha yararlı olacağı üzerine bir tek inandırıcı söz söyleyemiyorlar. Yani, bir politik analizleri yok. Sayfalarca konuşan Murat Belge, bu gün tanık olduğumuz en merkezi çatışma – AKP/Cemaat- üzerine bir tek küçük cümle kurmuyor. Biz ne Gülen örgütünün niteliği hakkında, ne kullandığı iktidarın meşruiyeti üzerine, ne AKP iktidar gücünü yitirirse bu Cemaat’in siyasette oynayabileceği yeni rollere dair hiç, ama hiçbir ses duymuyoruz Belge ve onun gibi düşünenlerden. AKP yerine kurulabilecek muhtemel hükümetlerin demokratik dönüştürme kapasiteleri, bürokratik müdahaleler karşısında neler yapabilecekleri, Kürt meselesinde çözüm iradeleri, bağımsız ve tarafsız bir yargı gücünün inşası, yeni Anayasanın nasıl şekilleneceği gibi temel konularda neler düşünüyorlar, bilmiyoruz. Bilemeyiz de zaten. Neden mi? Cevabı Murat Belge versin:…“Türkiye’de bir iktidar problemi var. Ama daha önemli olan, bir muhalefet problemi var. ‘Bunlar gitsin, kim gelsin’ deyince cevabı yok.”
Belge’nin bu açıklaması da bir çaresizliği itiraf ederken, aynı zamanda meselenin politik bir analize dayanmadığının; bir duygunun ardından kör bir sürükleniş yaşandığının kanıtından başka bir değer taşımıyor.
Biz bu ülkede 12 yılda, önce askerî vesayetin tasfiyesine tanık olduk mu? Olduk.
Olağanüstü halin kaldırıldığını, Kürt kimliğini inkâr ve asimilasyon politikalarına son verildiğini gördük mü? Gördük.
Tam bir devlet rutini olan sistematik işkenceyle mücadele edildiğini ve çok ciddi sonuçlar alındığını biliyor muyuz? Evet biliyoruz.
Siyasi cinayetler, karanlık sabotajlar, faili meçhuller bitti mi? Bitti.
Ve nihayet kalıcı barışın eşiğinde miyiz? Evet, öyle gözüküyor…
Peki, bütün bunlar olurken, “şimdi hükümetten kurtulmamız için yan yana durmamız lazım” denilen güçler ne yapıyorlardı?
Bu ülkede herkesin kendi bulunduğu yere uygun bir olgular listesi çıkartıp karşısındakinin burnuna dayadığının farkındayım. Hemen şu köşeden bir arkadaşın ortaya atılıvermesi an meselesi… Göz çıkartan gaz fişekleri, polis kurşunuyla ölen göstericiler, işini kaybeden gazeteciler, alo Fatih’ler, kadının fıtratı, maden kazaları, “hain” Merkez Bankası… Ve liste uzar gider…
Fakat bu tartışmanın kazanmaya kitlenmiş bir demagoji hafifliğinden kurtulmasının; gerçekten kendini karşısındakine dinletebilen samimi bir iletişime dönüşebilmesinin temel koşulu, liste yarıştırmak değil, bu listelerle politik alternatifleri ilişkilendirmektir. Her kim elinde iktidarın anti-demokratik tutumlarının listesiyle karşımda dikilmekle yetinmeyip, bu hükümetten kurtulduğumuzda hangi iktidarın kurulacağını ve elindeki listenin nasıl çöpe atılacağını, yukarıda benim saydığım listenin daha da iyileşerek, derinleşerek ilerleyeceğini inandırıcı bir çerçeve içinden anlatacaksa sonuna kadar dinlemeye hazırım.
Oysa tartışmalar böyle ilerlemiyor.
“Bu güçlerle yan yana durup AKP’yi iktidardan indirmenin demokrasi açısından çok hayırlı olacağına” inanabilmemiz için Erdoğan’ın hoyrat, çatışmacı üslubu ve siyasal gücünü arttırma çabası dışında bir gerekçeye rastlayamıyoruz? Niçin bütün politik okuma ve iddialı analizler bir liderin üslubundan ibaret kalıyor? Neden, bu ülkede mevcut güç dengeleri, iktidara talip yapıların özellikleri, olası alternatiflerin vadettiği siyasi atmosfer üzerine, güçlü, inandırıcı tartışmalar yerine, hep ajitasyona yüklenen duygusal propagandalarla karşılaşıyoruz?
Murat Belge’nin röportajından başladım yine ondan bitireyim. Belge muhalif aydınlar içinde hamasete başvurmamaya en çok özen gösterenlerden, ajitasyon ucuzluğuna düşmeyenlerden. O, çok sık olarak Erdoğan’ın tahakkümcü, otoriter, sert üslubundan şikâyet ediyor.
Açık söyleyeyim; Anayasa tartışmaları sırasında AKP’nin oluşturduğu Türk Usulü Başkanlık taslağının temel mantığına da, Erdoğan’ın kimi söylemleri ve gerilimi tırmandırmaktan kaçınmayan tutumuna da yapılan itirazları ben haksız bulmuyorum. Fakat bu değerlendirmeler beni asla AKP hükümetinden kurtulma siyasetine ikna etmiyor. Tersine bu hükümetin varlığının devamını çok önemsiyorum. Erdoğan’ı tasfiye hedefinin de esasen AKP’yi çökertme projesi olduğunun çok farkındayım. Bu iktidarın başarısız olması halinde, Türkiye’nin, şiddet enstrümanlarını işletmekten çekinmeyen, son derece kirli, hileci küresel odakların vesayetinin kucağına itileceğine; sandığın önemini yitireceğine, azınlığın çoğunluğa tahakkümü yönünde çok acımasız bir kavganın tırmanacağına, bu kavganın da hiç kimseye hayrı olmayacağına inanıyorum.
Üsluba ve siyasi gücü tek elde yoğunlaştırma isteğine karşı çıkmak, AKP hükümetinden kurtulmanın en iyi yol olduğu düşüncesini haklı çıkartmaz. Eğer öyle olsaydı, bu düşüncenin sahipleri muhtemelen Bülent Arınç, Abdullah Gül gibi kült AKP’lileri de yanlarında bulurlardı.
Oysa yanlarında; sızmacı yöntemlerle çalışan, her türlü kirli istihbarat tekniğini kullanarak güç alanı yaratan, küresel uzantılı darbeci örgütleri; 12 yıl boyunca statüko için kılıktan kılığa girerek direnen iki yüzlü ahlaksız medya aktörlerini; “Kürt” diyemeyen, kendi memleketini kavurup atmış katliamların adını anamayan, kasetlerle yetkilendirilmiş, uzaktan kumandalı ikinci sınıf siyasetçileri buluyorlar.
Ve tam da Kürtlerle kalıcı barışı sağlamak üzereyken, Türkiye’ye dönüp hep bir ağızdan“Bu hükümetten kurtulmak ülkenin en acil hedefidir” diye sesleniyorlar.
Bu mudur doğru bir “yan yana geliş”?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023