Serdar KAYA
Eğitimsiz insanların, mantık hatalarını tespit etmekte zorlanmaları doğal. Ancak, Türkiye’ye baktığımızda, hatalı argümanlarla konuşmanın ülkenin en eğitimli insanları arasında dahi son derece yaygın olduğunu görüyoruz. Peki, temel eksiklerimiz neler? Ya da, daha çok neleri anlamakta, fark etmekte zorlanıyoruz?
Geleneksel ve sosyal medyada yaşanan tartışmalardan, siyasetçilerin söylemlerinden, hatta akademisyenlerin argümanlarından hareketle, Türkiye’de (kabaca) üç hatanın yaygın olduğunu söylemek mümkün: (1) Bir fikir öne sürmek ile bir nedensellik iddia etmek arasındaki farkı görememe, (2) analitik düşünceye yabancılık, ve (3) incelenen konuya mesafe almayı başaramama.
İhtimal ve Hüküm
Yerde yatan adam örneğine geri dönelim… Böyle bir manzara ile karşılaşan bir insanın, yanındaki kişiye, “Adam yerde yatıyor; hemen bir bakalım, kalp krizi geçirmiş olabilir” demesi elbette hatalı olmaz. Zira, ilgili cümle, sadece bir ihtimale işaret eder ve bir kanaati yansıtır. Buna karşılık, “Adam yerde yatıyor; demek ki kalp krizi geçirmiş” gibi bir ifade ise, temelsiz bir hüküm içerir. Çünkü, ilgili kişinin yerde yatması bambaşka bir nedenden ileri geliyor da olabilir.
Bu iki cümle arasındaki fark, her ne kadar küçük gibi görünse de, aslında son derece önemli. Zira, mantık dizilerindeki hataları fark ederek “Buradan o sonuç çıkmaz” diyebilmek, sağlıklı düşünebilmenin/konuşabilmenin ilk şartlarından biri durumundadır. Bu gibi prensipleri önemsiz addetmek ise, savruk bir düşünce dünyası içinde yaşıyor olmayı ve problemli argümanlara karşı kısmi körlüğü ima eder. Zira, hayatın içinde karşılaştığımız argümanlar, yerde yatan adam örneğinde olduğu gibi bilhassa basite indirgenmiş değildir. Dahası, bu gibi hata örnekleri, nedenselliğin A, B, C’si durumundadır. Bu nedenle de, bu en düşük seviyede dahi sistemli düşünmeye alışkın olmayan (ve hatta bunu gereksiz gören) insanların, (dünyanın en iyi sosyal bilimcilerinin dahi kimi zaman açıklamakta zorlandıkları) gerçek hayatın karmaşık süreçleri ile başa çıkabilmeleri elbette söz konusu dahi olamaz.
Ejderha’nın Varlığı
Eyüp Can’ın 10 Kasım ve Anıtkabir ziyaretleri konulu (bu dizinin ilk bölümündedeğerlendirdiğim) yazısı üzerinden bu durumu tekrar düşünelim… Eyüp Can’ın argümanı, yerde yatan adam örneği çerçevesinde bir hata ile başlıyor, ancak yazısındaki diğer problemler, bu hatayı çok daha ileri noktalara taşıyordu.
Özetle, Can, bu sene 10 Kasım’da Anıtkabir’e rekor sayıda ziyaretçinin gelmiş olmasından hareketle, “Atatürk’ün artık devletin değil ‘halkın sevgilisi’ olduğu” gibi izaha muhtaç ve gerçekliği çok su görürür bir iddia ortaya atıyordu. Ancak, asıl problem bundan sonra başlıyor ve Can, iddiasına konu olan gerçekliğin kendisine değil, neden ortaya çıktığınaodaklanıyordu. Daha basit bir ifadeyle, Can, “Adam yerde yatıyor; demek ki kalp krizi geçirmiş” gibi bir argüman ortaya attıktan sonra, bu argümanı bir yana bırakıyor ve varlığı dahi şüpheli bu kalp krizini neyin tetiklemiş olabileceği sorusuna cevaplar arıyordu: “Eskiden de vardı bu sevgi … ama hem bu oranda değildi hem de bu şekilde değildi. … Ne oldu? Ne değişti?”
Halbuki, (sözgelimi) “Bir ejderha gördüm” diyen bir insandan öncelikli olarak beklenen, ilgili ejderhanın varlığına dair bazı deliller sunmasıdır; ejderhanın neden ortaya çıkmış olabileceğini tartışması değil. Ya da, Can’ın yazısı üzerinden konuşacak olursak, Türkiye’deki Atatürk sevgisi konusunda son birkaç sene içinde hem nicel hem de nitel manada geniş çaplı bir değişimin yaşandığı gibi büyük bir iddia ortaya atan bir insandan beklenen, herşeyden önce bu değişime dair bazı göstergeler sunmasıdır; bu varlığı meçhul değişimin neden ortaya çıkmış olabileceği sorusuna cevaplar araması değil.
Can’ın, The Guardian‘da yayınlanan 17 fotoğraflık bir galeriyi, iddiasını destekleyen bir diğer veri olarak sunuş şekli de aynı derecede problemliydi. Zira, Can’a göre, “bu yeni durum dünya basınının da dikkatini çekmiş”ti. Peki, ilgili galeriyi açtığımızda The Guardian‘ın gerçekten de böyle bir yorumda bulunduğunu görüyor muyduk? Görmüyorduk… Gördüğümüz, Türkiye’de kasaba kahvelerinde, eczanelerde, şirketlerde ve genel olarak kamusal alanda, neredeyse Cumhuriyet tarihi boyunca varolagelen Atatürk portreleriydi. Gazete, bu portreleri içeren fotoğrafları Elif Şafak’ın yorumlarıyla sunuyordu. Metnin içeriğinde ise, ne “yeni [bir] durum”a, ne de “Atatürk’ün artık devletin değil ‘halkın sevgilisi’ olduğu”na dair herhangi bir ima dahi yoktu.
O halde, “bu yeni durum[un] dünya basınının da dikkatini çekmiş” olduğu iddiası neye dayanıyordu? Ya da, ilgili fotoğrafların “Atatürk’ün artık devletin değil ‘halkın sevgilisi’ olduğunu açıkça göster”diğini iddia edebilmek için elimizde böylesine büyük bir değişimi ima eden bir tane olsun delil bulunması gerekmez miydi?
Türkiye’nin Rasyonalite Açığı
Türkiye’de ciddi bir rasyonalite açığı var. Bu, Türkiye’nin belki de en büyük sorunu – zira gerek bireyler, gerekse genel manada bir ülkenin beşeri sermayesi için bundan daha ciddi olan çok az sayıda sorundan söz edilebilir. Ne var ki, böyle bir sorun (yapısı gereği) büyüklüğü ölçüsünde görünmezleşiyor. Çünkü, hatalı argüman ile hatasız olanı ayırt edemeyen insanlar, bunu yapamadıkları ölçüde kendi hatalarına karşı kör kalıyorlar.
Örneğin, bazı insanlar, Eyüp Can’ın yazısını okuduklarında, yazının içerdiği hataların çoğunu görmediler. (Bu kişiler arasında Boğaziçi Üniversitesi’nden bir doçentin dahi bulunduğunu hatırlayalım.) Okumakta olduğunuz yazının birinci bölümü, Can’ın yazısındaki başlıca hataları tek tek ele alan bir değerlendirmeydi. Ne var ki, bazı insanlar, bu değerlendirmeyi okuduktan sonra dahi Can’ın hatalarının tam olarak neden ileri geldiğini anlamakta zorlandılar. Daha da kaygı verici olan ise, (1) bu değerlendirmeye gelen olumlu-olumsuz tepkilerin önemli bir kısmının da mantık hatası içeriyor olması, ve (2) bu hatalı itirazları öne sürenlerin bir kısmının akademik bir jargonla konuşuyor olmaları idi.
Bu noktada, söz konusu tepkilerden (içeriklerini özetlediğim) üç örnek sunacağım. Herbiri birden fazla kişiden gelen (ve yapıları itibariyle istisnadan ziyade kural durumunda olan) bu üç itiraz, içinde bulunduğumuz durumun vahameti hakkında bir fikir verecek mahiyette.
İtiraz 1
“Yazar acaba neden bir başka yazıyı değil de, özellikle Eyüp Can’ın yazısını seçmiş? Neden bu yazıyı eleştirme gereksinimi duymuş? Bence ilginç!”
Aslında hiç “ilginç” değil… Bu tepkiyi verenler, bir başka yazı da seçilse, yine aynı sorunun sorulabileceğini, dolayısıyla böyle bir sorunun aslında hiçbir mana ifade etmediğini fark edebilmekten uzak gibiler. (Siyasi gelişmeler karşısında sıklıkla yapılan, “Zamanlaması manidar” yorumu da aynı çerçevede değerlendirilebilir.)
İtiraz 2
“Köşe yazarları bir fikir öne sürmek için ampirik testler yapmak zorunda değil. Dolayısıyla, ‘Anıtkabir’dekilerin samimi olduklarını ölçmüş mü Eyüp Can?’ diye sormak anlamsız. Köşe yazarı ampirik sosyal bilimci değil.”
Bu yaygın itiraz, yazının eleştirdiği tavrı ıskalıyor. Yazı, bu noktada – sadece ve sadece – yerde yatan bir adam görünce hemen “Kalp krizi!” hükmü vermemek gerektiğini ifade ediyor. Yukarıdaki itiraz ise, yazının, yerde yatan bir adam görünce bizzat gidip adamı muayene etmeyi önerdiğini zannediyor. Halbuki, bir fikir öne sürmek (ve bunu düzgün bir şekilde yapmak) için, sahaya inerek kamuoyu araştırması yapmak gerekmiyor.
Bir başka deyişle, yazı, “Her gördüğün sakallıyı deden zannetme” diyor. “Sakallı bir adam görünce, hemen gidip gen testi yaptır, bakalım deden miymiş” demiyor. Yani, temel bir akıl yürütme prensibine işaret ediyor. Zira, adam sakallı olabilir, ama deden değildir. Yahut, yerde yatıyordur, ama kalp krizi geçirmemiştir. Yahut, Anıtkabir’e gelmiştir, amayeni bir tür Atatürkçü değildir. Özetle, sakallı bir adam görünce, “Demek ki, bu adam benim dedem!” dememek ve hele hele, daha da ileri giderek, “Acaba dedem buraya nereden geldi?” gibi sorular sorup cevap aramamak gerekir.

Yukarıdaki itirazın (Türkiye’de maalesef aynı derecede yaygın olan) iki ciddi problemi daha var. Birinci problem, insanların söylemedikleri şeyleri tırnak içine alma konusundaki keyfilik. Tırnak içleri kutsaldır. Bir insanın söylemediği tek bir kelimeyi bile (köşeli paranteze almadan) tırnak içine dahil etmek, en hafif tabiriyle yalancılıktır. Bu çirkin tavır, Türkiye’de ne yazık ki köşe yazarları arasında dahi yaygın. Hatta, Türkiye basınındaki kimi köşe yazarları, muhaliflerinin argümanlarını kolay alt edilebilir hale getirmek için çöp adam (straw man) haline getirerek alıntılamayıalışkanlık haline getirmiş durumdalar. Bu gibi ucuz davranışların yaygınlığı ve gazete yönetimlerinin halen bu konuda ciddi bir editoryal denetimde bulunmaması, içinde bulunduğumuz durumun vahametinin bir diğer göstergesi olarak düşünülebilir.
İtirazdaki ikinci problem ise, kamuoyu araştırmalarının samimiyet testinde kullanıldığını, kullanılabileceğini varsaymak! Böyle bir şey (elbette) söz konusu değil. Gerçi psikologlar kimi zaman gerek beyin aktivitelerini gözleyerek, gerekse daha geleneksel yöntemler kullanarak böyle şeyler yapmıyor değiller; ama bu gibi testler sadece bazı yarı-deneyselçalışmalar için geçerli, kamuoyu araştırmaları için değil.
Dahası, insanların saiklerinden hareketle argüman üretmek, ad hominem başlığı altına giren bir diğer mantık hatasına karşılık gelir. (Bkz: appeal to motive.) Her ne kadar Türkiye’de son derece yaygın olsa da, (sözgelimi) “Bu yazar köşesinde iktidar partisini savunmuş, demek ki milletvekili olmak istiyor” gibi argümanlar da temel bir mantık hatası ise maluldur. Dolayısıyla, böyle bir argüman – buraya dikkat! – gerçekten doğru olsa bile geçersizdir.
İtiraz 3
“Can’ın bu akıl yürütmesine katılmazsınız, çünkü sizin algı dünyanız, dünya görüşünüz, zihniyetiniz farklıdır. O zaman da ‘Can’a katılmıyorum, bence bunun nedeni budur’ dersiniz.”
Bu itiraz şu manaya geliyor: Her algı dünyasının, her dünya görüşünün ve her zihniyetin farklı bir rasyonalitesi olabilir. Bu nedenle, farklı yazarlar, farklı düşüncelerde olabilirler. Neticede bu da onların düşüncesidir. Katılırsınız ya da katılmazsınız; sizin bileceğiniz iştir… (Bu itiraz hakkında hiçbir yorum yapmayacağım. Bu kadar sözden sonra böyle bir itiraza cevap vermek, insan zekasına hakarettir diye düşünüyorum.)
Sonsöz
Son olarak, Türkiye’de bu gibi itirazların ve daha genel anlamda mantık hatalarının yaygın olmasında başka saiklerin de önemli olduğu, örneğin insanların siyasi tavırlarının algılarını etkilediği söylenebilir – ki doğrudur. Ne var ki, bir insan, tamamen ideolojik ya da partizan saiklere de sahip olsa, kendi subjektif pozisyonun içinden de gayet makul ve hatasız argümanlar üretebilir. (Türkiye’de maalesef buna da pek alışık değiliz.) Bir başka deyişle, taraflılık, zaman zaman gerçekten de irrasyonelliğe ve hatta düpedüz aptallığa neden olabilir; ancak, hiçbir durumda bunlara bir mazeret olamaz.
–––––
Fotoğraf: Ankara (25 Nisan 2008, Serdar Kaya)
http://serbestiyet.com/bir-anitkabir-masali-2-ejderhanin-varligina-iman/
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.06.2019
17.06.2018
6.04.2015
23.03.2015
16.03.2015
20.01.2015
15.01.2015
17.11.2014
1.10.2014
12.08.2014