Tarık Ziya Ekinci
Kürtler, Cumhuriyetin kuruluşundan başlayarak yok sayıldı. Ancak, 1991’de varlıkları tanındı ve resmiyet kazandı. Hemen sonra da, o güne kadar hiç kullanılmayan ya da kullanılması sakıncalı görüldüğü için itibar edilmeyen, “Kürt kardeşliği” deyimi kullanıma girdi. Ve kısa zamanda yaygınlık kazandı. Bu kavramı tedavüle sokanların amacı, Türkiye’de yalnız Türklerin egemen ulus “milleti hâkime” olduklarını, vatandaşlık hakkının da onlara ait olduğunu hatırlatmak ve Kürtleri “kardeşlik” payesiyle pasifize etmek olduğu açıktır.
Türkiye’de millet ve vatandaşlık kavramlarının oluşumu ve Kürtler
Osmanlı devlet sisteminde Padişah Allahın yeryüzündeki temsilcisidir. Toplumu yönetme ve hükmetme yetkisi ona Tanrı tarafından bağışlanmış bir haktır. Padişahın egemenliği altındaki insanların tümü onun kullarıdır. Feodal değerlerin hâkim olduğu bu evrede “nation” kavramının karşılığı olan “ulus” ya da bugünkü yaygın anlamıyla “millet” deyimi henüz kullanımda değildir. O dönemde millet deyimi aynı dine mensup toplulukları tanımlayan bir sözcüktür. Vatandaşlık kavramı da bilinmiyordu. Padişahın kulları inançlarına göre ya “milleti hâkime” ya da “milleti mahkûme” olarak sınıflandırılmaktaydı. Devletin gelişme ve güçlenme yıllarında Müslüman kavimlerin tümü milleti hâkime, gayrimüslimler ise milleti mahkûmeydi. Örneğin Müslüman Türkler, Araplar ve Kürtler milleti hâkime, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Sırplar vb. gayrimüslim kavimler ise milleti mahkûme olarak tanımlanıyorlardı. Milleti hâkime konumunda olanlar Padişahın makbul kulları, milleti mahkûme olanlar ise gayri makbul olanlardı. Osmanlı İmparatorluğunun çöküş sürecinde bağımlı halkların birer birer devletten kopmaları ile birlikte milleti hâkime ve milleti mahkûme ikiciliği muhteva değiştirdi. İmparatorluğun dağılmasını önlemek için ulus kavramı öne çıkarıldı. Türkçülük önem kazandı. Tebaanın adlandırılmasında din öğesinin yerini etnik farklılıklar aldı. Ümmet karşılığındaki millet sözcüğü de anlam değiştirdi. Nation (ulus) anlamında kullanılmaya başlandı. Bu değişimde kapitalizmin gelişmesi de etkiliydi. Böylece milleti hâkime ve milleti mahkûme ayırımı egemen ulus ve etnik azınlık ikiciliğine dönüştü. Sayısal üstünlüğü olan Türkler ‘milleti hâkime’ nitelemesindeki Müslüman topluluk konumundan egemen ulus konumuna geçtiler. Türklerin dışında kalanlar ise din ayırımı gözetilmeden azınlık sayıldı. Cumhuriyet dönemine gelince ulus ve azınlık karşıtlığı daha da derinleşti. Sünni Müslüman inancından, tek dilli, tek kültürlü homojen bir Türk ulusu oluşturma politikası benimsendi. Bunun gereği olarak da gayrimüslimler ülke dışına kaçırıldı. Osmanlı döneminde milleti hâkime statüsünde olan Müslüman Kürtler ise yok sayıldı ve baskı altında asimilasyona zorlandı. Cumhuriyetin ilk yıllarında Başbakan İsmet İnönü Kürtlerin konumunu şu sözlerle açıklıyor: “Milliyet yegâne vasıta-i iltisaksımızdır. Diğer anasır Türk ekseriyeti karşısında haiz-i tesir değildir. Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları behemehâl Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.”[1] Sivas demiryolunun açılışı münasebetiyle yaptığı konuşmada ise “(…) Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur” [2] diyordu.
Kürtler var olduklarını kabul ettirmek için aralıksız biçimde ve ağır bedeller ödeyerek 70 yıl boyunca mücadele ettiler. Nihayet 1991’de Başbakan Demirel devlet adına “Kürt realitesini tanıyoruz” diyerek Türkiye’de Kürtlerin varlığı resmen kabul ve ilan edildi. Bu açıklamanın yapıldığı güne kadar, Türkiye’de Kürtlerden ve Kürt halkından söz etmek ağır cezalık bir suçtu. Resmiyette Kürt yoktu. Onlar dağlı Türklerdi. Devlet ideolojisini sürdüren aydın, yazar ve akademisyenlerin görevi Kürt diye bir kavmin olmadığını, bu adla anılan topluluğun Orta Asya kökenli bir Türk boyundan geldiklerini kanıtlayan çalışmalar yapmaktı.
Kürtler büyük acılar çekerek varlıklarını kabul ettirdikten sonra da başlattıkları vatandaşlık mücadelesi devam etti. Bu kez, ayrı bir halk olarak statülerinin belirlenmesini, evrensel nitelikli temel haklarının tanınmasını ve eşit haklı yurttaş olarak benimsenmeyi istiyorlardı. Bu mücadele bugün de devam ediyor.
Kürt Kardeşliği Pasifleştirici bir İdeolojidir.
Kürtler ayrı bir halk olarak tanındıktan sonra artık ret ve inkâr edilmeleri mümkün değildi. Onları mücadele etmekten alıkoyacak yeni bir ideolojik araca ihtiyaç vardı. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla bir “üst aklın” önerdiği “Kürt kardeşliği” kavramı geliştirildi. Özü itibariyle duygusallığı ağır basan Kürt kardeşliği kavram yaygınlaştı ve giderek karşı çıkılması imkânsız bir toplumsal değer haline geldi. Bu yeni soyut kavramla telkin edilmek istenen şuydu: artık Kürtler geçmişi unutmalı, kardeşlik bir milat olmalıdır. Kürtler başka haklar istemekten vazgeçmeli “kardeşlik şefkatinin” manevi hazzıyla yetinmelidirler. Oysa yaşam sanıldığı gibi tekdüze değil. Geçmişi, bugünü ve geleceğiyle bir bütündür. Geçmişi sorgulamadan bugünde yaşamak hayatın gerçeğiyle bağdaşmaz. Kürtler, bugün, Kardeşlik edebiyatı yapan ‘Türk kardeşlerinden’ yok sayıldıkları, sürgünlerde açlık ve sefalet çektikleri, köylerinin yakılıp yıkıldığı, faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırıldıkları yıllarda neden kardeş sayılmadıklarının yanıtını istiyorlar. Kardeşlik hayatın herhangi bir evresinde rastgele benimsenen geçici bir ilişki değil. Yaşamla beraber oluşan ve yaşam boyu devam eden insani bir değerdir. Oysa beklenmeyen bir anda ortaya çıkan “Türk-Kürt kardeşliği” bu gerçekle çelişmekte.
Kardeşlik edebiyatı yapanlar ya ‘üst aklın’ tuzağına düşenlerdir. Ya da bilinçli olarak ‘üst aklın’ hizmetindedirler. Her iki durumda da sonuç değişmiyor: Kürtleri pasifize etmek ve onları temel vatandaşlık hakları için mücadele etmekten alıkoymak.
Kardeşlik Hukuku kardeşin meşru haklarını savunmayı gerektirir
Kürtlerin bir halk olarak tanınması onların temel vatandaşlık haklarından yararlanmalarını kaçınılmaz yapar. Bu hakların tanınması bağlamında Kürt aktivistleriyle “Türk kardeşleri” arasında aşılmaz bir duvar oluşmuş. Kürtler evrensel nitelikli temel vatandaşlık haklarından yararlanmak istemekte… Kardeşlik edebiyatı yapanlar ise başka bir hak istemekten vazgeçmelerini ve “kardeşliğin manevi hazzıyla” avunmayı tavsiye etmekteler. Bu karşıtlığı aşmanın tek bir yolu vardır: Türkiye’de özgürlükçü, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne bağlı ileri bir demokrasiyi kurup işletmek ve eşit haklı anayasal vatandaşlığı yaşama geçirmektir. Ancak böyle bir düzende Türk-Kürt kardeşliği bir anlam kazanır.
Gelişmiş demokrasileri, Türkiye’deki biçimsel demokrasiden ayıran hukukun üstünlüğü, özgür basın, şeffaflık, insan haklarına saygı, kuvvetler ayırımı vb. evrensel değerler olarak bilinir. Ama günümüzde belirleyici olan asıl ayıraç anayasal vatandaşlıktır. Bu kavram, Nazizmin kökleri üzerinde araştırma yapan Avrupalı düşünürler tarafından geliştirildi. Ve Alman düşünür Habermas tarafından formüle edildi. Ayasal vatandaşlık çok kültürlü bir toplumda her türlü etnik, kültürel ve dilsel tekelciliği reddeden, farklı dil, inanç ve kültürlerden herhangi birinin diğerleri üzerinde egemenlik kurmasını yasaklayan bir kavramdır. Bir ülkede anayasal vatandaşlık kavramının toplumsal bir değer haline gelmesi, ancak, demokratik kurumların güvencesi altında, anayasal yurtseverlik kültürünün oluşması ile mümkündür. Bu çağdaş yurttaşlık anlayışı Batı’da 1980’den itibaren uygulanmaktadır.
Anayasal Vatandaşlık farklı toplulukların haklarını koruyan uluslararası hukuktan güç alır.
Anayasal vatandaşlık kavramı, farklı etnik, dinsel ve kültürel toplulukların temel insani haklarını tanımlayan uluslararası hukuksal belgelerden güç alır. Batı demokrasilerinde bu hakları tanımlayan sözleşme ve anlaşmalardan oluşan son derece kapsamlı bir azınlık hukuku[3] oluşmuş. Bu belgelerde yer alan azınlık haklarının tanınarak uygulanması demokratik hukuk devleti olmanın vazgeçilmez koşuludur. Örneğin AB ülkelerinde Avrupa Konseyi, BM, UNESCO, AGİT, Avrupa Birliği (Kopenhag Kriterleri) vb. kurumlar içinde oluşan yirmiyi aşkın sözleşme ve anlaşmadan oluşan bir azınlık hukuku uygulanmakta.Bu belgelerin içerdikleri kuralların tümü birden azınlık hukukunu oluşturur. Anayasal vatandaşlık bağlamında azınlık hukukuna saygı gösterilmesi demokrasiyle yönetilmenin ölçütüdür. Örneğin Avrupa Birliği’ne aday bir ülkenin üyeliğe alınması için azınlık hukukunu oluşturan uluslararası belgelerin tümünü benimseyip onaylamış olması şarttır. Türkiye bu sözleşmelerin bir bölümünü onaylamış olup çoğunda taraf konumundadır. Ama uygulamadan imtina etmekte…
Azınlık hukukunu oluşturan ortak hükümler şunlardır:
· Ulusal kimliğinin ve ulusal kültürün tanınması,
· Anadilde eğitim görme hakkı,
· Kendi dillerinde bilgilendirilme hakkı,
· Etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerinin korunması hakkı,
· Anadillerin resmi mercilerde kullanılması hakkı,
· Azınlıkların tarih ve kültürlerinin okutulması hakkı,
· Tarihsel ve bölgesel veriler dikkate alınarak bölgesel ya da özerk idareler kurma hakkı,
· Kendi aralarında örgütlenmeleri ve yönetime özgürce katılmalarını sağlayacak düzenlemenin yapılmasını talep etme ve gerçekleştirme hakkı,
· Demokratik hiçbir devlet azınlıkların asimile olmalarını kolaylaştıracak düzenlemeler ve idari bölünmeler yapma hakkına sahip değildir.
· Azınlıkların dil, din ve kültürlerini asimile edecek uygulamalar kültür soykırımı sayılır ve insanlık suçudur.
Kardeşlik deyimi Neden İticidir?
Yukarıdan beri yapılan açıklamaların ortaya koyduğu gerçek şudur: Çağımızın yükselen değeri, hukukun üstünlüğüne bağlı özgürlükçü bir demokrasi ve anayasal vatandaşlıktır. Toplumsal sorunların çözümünde ve insanlığın gelişip ilerlemesinde de belirleyici olan gelişmiş bir demokrasi ve evrensel nitelikli hukuk sistemidir. “Kardeşlik”, “akrabalık”, “ırksal yakınlık” vb. kavramlar içeriksiz soyut feodal değerlerdir. Bunların toplumsal gelişmeye ve barışa katkıları yoktur. Aksine, pasifleştirici ve frenleyici etkileri vardır.
Tüm bu nedenlerle Kürtler pasifleştirici soyut ve içi boş “kardeşliği” değil, Türkiye’de ileri bir demokrasinin kurulmasını ve eşit haklı anayasal vatandaşlığın uygulanmasını istemekte ve bu hedeflere ulaşmak için hukuk içinde mücadele etmeyi yeğlemektedirler.
Kardeşlik sözcüğünün büyüsüne kapılarak “Kürt kardeşliği” deyimini kullanmakta keramet arayan iyi niyetli vatandaşlarımızın da içtenliklerini kanıtlamanın yolu bu deyimi yinelemek değil, Kürtlerle birlikte ileri bir demokrasinin kurulması ve eşit haklı anayasal vatandaşlık için mücadele etmektir.
Yazarlar
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
12.01.2021
2.09.2020
8.07.2020
18.06.2020
1.05.2020
3.01.2020
2.02.2019
25.09.2019
2.05.2019
3.02.2019