Ümit KIVANÇ
Babasının cenazesine bileğinde kelepçeyle gönderilen insan niye küçük düşsün, niye utansın? Utanacak olan başkaları. Fakat onlar utanmaz. Cezaevinden kelepçesiz yolladıkları kadını da annesinin cenazesini kabrinden çıkarıp başka şehre götürmek zorunda bırakmışlardı, tehditle, hakaretle, komployla. Utanamazlar artık.
Fotoğraf: MA
Artık “dört kollu” olmayan tabutla birlikte kabristanın yolunu tutacak cenaze arabası, peşinden senin hayatından da bir ince iplikçik olsun, sürükleyecektir. Ya da kopmaz dediğin ama kopmuş bir kuvvetli bağın hâlâ açık yara sızısı veren kalıntısı… Bunu sürükleyecektir. Cenazedeysen, senden de bir şey eksiliyordur.
Cenaze, bir ayrılış töreni. Uğurlama mı yoksa aksine, gideni en sağlam yere, toprağın bağrına bırakıp, yer üstündeki geçici eğreti seyyar halimizi biraz daha eksikle sürdürmemiz mi? Öyle ya da böyle, ayrılış. Her ayrılış kendi törenini ister. Özgürlüğe sıçrayış da olsa ister, eksik kalış da olsa. Herkesin gidene diyeceği, ondan işiteceği son iki laf vardır. Belki kalabalığın içinde yalnız kalabildiği an gözünü yummakla yetinecektir, berikinin de gözünü yumduğunu hissedip; belki göz göze geldiği gözü yaşarmış birine usulca baş sallayacaktır kaşlarını oynatarak, içinden haykırırken. Çaresizlik itirafı gidip gelecektir karşılıklı. Mezara yakın mı durursun? Kefenin bağı çözülüp de kabir başında bir harekettir başladığında iki adım daha geri mi gidersin? Giden belki o kadar yakının değildi. Mezar başındakilerden birinin eksiğini paylaşmaya geldin. Çekilmelisin belki biraz.
Tabuta omuz vermeden cenazeye gitmiş sayılmazsın. Tabutu taşımadan olmaz. Artık unutulmuş ritüeli sürdürmeye çalışarak, önden girip, başka girmek isteyen varsa, arkaya kayarak. Tabutu taşımadan olmaz.
Ve toprak atmadan olmaz. Artık unutulmuş ritüeli sürdürmeye çalışarak, üç kürek toprak attıktan sonra küreği yere bırakarak. Belki sayamadan, hızlanarak, hırslanarak.
Hazırlıksız yakalanmışsındır, henüz kabullenememişsindir, yüreğin dayanmaz, elin kolun tutmaz, o toprağı atmak seni kendine getirir. Sana anlatır, öğretir. Uğurlamanın gerektirdiği vakar ve huzuru kendi kaybına dövünerek bozmanı da engeller.
Hayatında, eksildiği zaman seni eksikli bırakacak kadar yeri olan insanın tabutunu taşımana ne engel olabilir? Kabrine toprak atmana ne engel olabilir?
Yanlış oldu sorular. “Kim nasıl engel olabilir?” diye sormalıyız. Biz sebepler şartlar değil failler ülkesinde yaşıyoruz.
Ulvî bir taraf yok bu sorunun cevabında. Kabir başının mistik havasından eser yok. Ritüele dair, zamanın bencil ruhuna yenik düşmüş, “dört kollu”nun artık dört kolunun olmayışı gibi kırık dökük parçalar yok. Hakikaten birtakım failler ve zalimane ihtiraslarının eseri olan yöntemleri var. Çok basit: Ellerini bağlarlarsa babanın tabutunu da taşıyamazsın, kabrine toprak da atamazsın. Tek kolunu bileğinden başka birine kelepçelerlerse yapamazsın.
Evet, birileri oturmuş, demiş ki, şunu kelepçeleyip yollayalım, hiçbir halt edemesin, gelen de görsün, ferman kimde, kudret kimde, görsünler! Bize ne, hakkında arama kararı varken yurt dışından döndüyse! Tutuklama kararı üzerine “ben kaçmıyorum” deyip beklemişse bana ne! Haklara sahip olma hakkı bulunan biri değil ki o!
Selçuk Kozağaçlı, Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Çağdaş Hukukçular Derneği’nin başkanıydı. Kasım 2017’den beri cezaevinde. Üstelik arada, artık bir Türk-İslâm kudret fantezisi olarak kurumlaşan salıverip tekrar tutuklama işkencesine de maruz bırakıldı. Selçuk Kozağaçlı, 26 Ocak’ta babasını kaybetti. Konya Merkez Musalla Halkabi Köşk Camii’ndeki cenazeye katılması ve taziyede yer alması için ona yalnız beş saat izin verdiler. Getirildi, götürüldü.
Tek bileğini bir sivil jandarmanın bileğine kelepçelemişlerdi. Demişler ki, babasının cenazesini kendi gösterimize dönüştürelim. Ferman kimde, kudret kimde, anlasınlar.
Oysa biz biliyoruz, ne kimde. Ve nasıl hileyle elde edildi, nasıl kötüye kullanılıyor, biliyoruz. Övünülecek, onurlu bir hal yok orada. Bunu idrak edemeyecekleri anlaşılıyor. Cennet tapusu satmanın eşiğine gelmiş, hepten zıvanadan çıkmış düzenbaz muktedirler.
Çıldırmışlar belli ki: “Adamı babasının cenazesine göndereceğiz; fakat nasıl göndeririz! Nasıl hak sahibi, hürmet gösterilecek yurttaş olarak cenaze sahnesine çıkarırız onu! Bizim için her yer sahne, her şey vesile. Bitmek bilmez bir tatmin arayışı bizimki; susamışlığımız öylesine ki, cenazeymiş bilmem neymiş görecek halimiz yok. Düştüğümüz çukuru bilecek halimiz yok. Yorulduk olmadığımız şeyi olmaya çalışmaktan. Perişan olduk mış gibi yapmaktan. Tükendik, halimiz yok. Yalnız o arzu ayakta tutuyor bizi; eylem halinde tutuyor. Arzuladığımız, keyfince zulümdür. Zulmetmek korkunun mahsûlü veya arzunun neticesidir, derler; varsın desinler, onları içeri atar, bırakır, yeniden tutuklar, babalarının cenazelerine kelepçeleyip göndeririz.” Bu haleti ruhiyeden her türlü maraz çıkar. Nitekim çıkıyor.
Bekâ diye önümüze sürdükleri, güven arayışı veya tatmin arzusudur. Hiçbir keyfî zulmün doyuramadığı tutku, gideremediği ihtirastır. Selçuk Kozağaçlı’nın bileği değil, kelepçeyi taktıkları. Hükmedemedikleri her şey, herkes, bütün canlılar. Kabristan’ın kuşları, karıncaları, kelebekleri… İçteki, derindeki endişeyi giderecek kudret gösterisi henüz tasarlanamadı.
O kuşlarla karıncalar ne ayıplamıştır bunları.
Babasının cenazesine bileğinde kelepçeyle gönderilen insan niye küçük düşsün, niye utansın? Utanacak olan başkaları. Fakat onlar utanmaz. Cezaevinden kelepçesiz yolladıkları kadını da annesinin cenazesini kabrinden çıkarıp başka şehre götürmek zorunda bırakmışlardı, tehditle, hakaretle, komployla. Utanamazlar artık. Dünyevî tatmin ve tahakküm şehvetinin baş döndürdüğü iktidar âlemine girerken bu hassâyı dışarıda, kapıda bıraktılar. Ve her türlü hile, hurda, hırsızlık da dizginlerinden boşandığından birileri gelip çaldı, götürüp uzağa attı. Orada martılarla köpekler yedi. Hepsi hastalanıp öldü.
O kelepçeleri taktıranların yerine utanmaktan yine de vazgeçmeyelim, muhterem okurlar. Keyfî zulmün zalimlere en büyük tatmini sağlarken en kudretlilerin yüreklerine en derin korkuları saldığı bu tekinsiz sarhoşluk, bu istismar ve zorbalık devri geçtiğinde insan gibi yaşanabilsin diye vazgeçmeyelim. Utanması kalmamış topluma insan toplumu denmez. Birilerimizin bunu taşıması şart. Kelepçeli de olsak tabuta omuz vermemiz, küreği alıp toprak atmamız gerekecek.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları






























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024