Yıldıray OĞUR
Bir işe başlarken Allah’tan işlerini kolaylaştırması için okunan popüler bir dua olan “Rabbi Yessir”in (Allahım kolaylaştır) bazı bölgelerde “yüzdeki nur” anlamında kullanıldığını, 2021 yılında Meral Akşener’in Karar TV’de Elif Çakır ve Taha Akyol’a verdiği röportajda fark etmiştik.
Akşener, “kim cumhurbaşkanı olacak”, “kazanacak aday” tartışmaları sürerken; dindar olduğunu söylediği ablasının İmamoğlu'nun yüzünde “Rabbi Yessir” gördüğünü söylemişti.
Akşener, daha sonra iki yıl boyunca Cumhurbaşkanlığı adaylığı için çoğu kez ad vermeden, ima ederek, “kazanacak aday” diyerek İmamoğlu ve Yavaş’ı işaret etti.
İmamoğlu’na açılan davadan sonra Saraçhane’ye gitti, makamında ona sarıldı, Kılıçdaroğlu Almanya’dayken onla mitinge çıktı, Kılıçdaroğlu’nun adaylığına direndi, nihayet seçime birkaç ay kala bu yüzden masadan kalktığında da İmamoğlu ve Yavaş’ı partilerine isyan edip, Samsun’a çıkmaya çağıracak kadar ileri gitti.
Her ne kadar şimdi İmamoğlu ve Yavaş’ı aday olmayı kabul etmedikleri için cesur olmamakla suçlasa da masaya dönüş şartı olarak bu iki ismin Cumhurbaşkanı yardımcısı adayı olmasını sağladı, bunu yapmakla övündü, seçim kampanyası boyunca da bu iki isimle meydanlara çıktı.
Dışarıdan bakanlar için İYİ Parti-İmamoğlu ilişkileri, İmamoğlu-CHP ilişkisinden iyi görünüyordu.
İmamoğlu’nun da Kılıçdaroğlu’na ve CHP’lilere karşı Akşener’e ve İYİ Partililere daha yakın hissettiği açıktı.
Seçimden sonra da bu yakınlık sürdü.
İmamoğlu’na yakın medyada seçim yenilgisinin faturası Kılıçdaroğlu, CHP ve tüm altılı masa aktörlerine çıkarılırken, Sinan Oğan’ın yüzde 7’lik oyu gibi seçim sonucunu doğrudan etkilemiş bir vaka varken ve Oğan’a kayan tepki oyları İYİ Parti’den gitmişken, İYİ Parti ve Akşener eleştirilerden muaf tutuldu, hatta Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkması takdir edildi.
İYİ Parti de seçimlerden önce “Hangi CHP’li aday olmalı” tartışmalarında girdiği CHP içi kavgada, seçimlerden sonraki “CHP’nin başkanı kim olmalı” mücadelesinde de taraf odu.
Kılıçdaroğlu aleyhine açıktan konuşamayan CHP’liler yerine İYİ Partililer, onlara yakın gazeteci ve akademisyenler Kılıçdaroğlu eleştirilerinde başı çekti, onlar adına konuştu.
Hatta daha yakın zamana kadar İYİ Parti, CHP ile ittifak kurup kurmayacağına CHP Kongresi’nde Kılıçdaroğlu’nun kazanıp kazanmayacağına göre karar vereceğini bile açıkladı.
Peki ne oldu da şimdi Akşener, İmamoğlu’nu partisinin içişlerine karışmak, operasyon çekmekle suçladı ve bunu savaş ilanı olarak gördüğünü açıkladı?
İmamoğlu’nun yüzündeki “Rabbi Yessir” mi kayboldu?
Akşener ve İYİ Partililer somut olaylarla operasyondan kasıtlarını açıklıyor.
Ama esas meselenin üzerinden atlıyorlar.
Çünkü mesele kişisel değil, yapısal görünüyor.
O yapısal sorun da bu iki parti arasında birbirine operasyonu, içişlerine karışmayı mümkün kılan yakınlaşma ve mesafesizlik.
Akşener’in CHP’li iki büyükşehir belediye başkanını, CHP’nin liderine isyana çağırmasının üzerinden daha bir yıl bile geçmemişken şimdi CHP’yi kendi içişlerine karışmakla suçlaması “karma” değilse de talihin bir ironisiydi.
İYİ Parti, CHP içindeki adaylık tartışmaların, CHP içindeki liderlik tartışmaların doğrudan bir parçasıydı. Neredeyse CHP içinde bir hizbe dönüşmüştü.
Ama haksızlık etmemek gerek, bunu CHP’ye operasyon çekmek için yapmadılar.
Doğal olarak bu tartışmaların bir parçası haline geldiler.
Çünkü sorun iki partinin birbirine fazla benzemesi, neredeyse aynı tabana konuşması, aynı oy havuzundan oy almaya çalışması.
İYİ Parti, MHP içinde AK Parti ile ittifaka karşı olan daha seküler, Atatürkçü, İslamcılık karşıtı MHP’liler tarafından kuruldu.
Partinin cansuyu bu fikir ve kadrolardı.
Daha sonraki muhafazakar, merkez sağ, liberal, Kürt transferler, Ömer’in Yolu gibi PR faaliyetleri o yüzden eklektik durdu.
Nihayet, parti seçim kaybedince de ittifaklardan çekilirken, kendi içindeki eklektik ittifaklardan da çekildi, Durmuş Yılmaz, Bahadır Erdem, Ahad Andican gibi merkez sağ, liberal çizgideki isimler, Salim Ensarioğlu gibi Kürt merkez sağdan transferler bir vesileyle partiden ayrıldı, parti içine doğru yani bu kuruluş özüne doğru kapandı.
Bu ideolojik büzüşme de dışarıdan partinin erimesi gibi görünüyor.
Aslında parti erimiyor, parti olarak özü olan ana farkın etrafında katılaşıyor.
Her ne kadar bu tekeden süt çıkarmak için 24 saat açık siyaset bilimciler tarihi yeniden yazmak gibi acul işlere girse de “Seküler Milliyetçilik”, aynı anda hem muhafazakarları hem de Kürtleri dışlayan, bu yüzden Türkiye’de merkez siyaset olamayacak bir fikirdi.
Zaten o yüzden de olmadı.
Doğal olarak de İYİ Partililer, büyük muhafazakar kitleler, Kürtlerle değil CHP’nin tabanıyla diyalog kurabildi. CHP’nin oy havuzuna gözünü dikti.
Bunun zorunlu ittifak halini gördük, şimdi de ihtilaf halini göreceğiz.
İttifak halindeyken bile kavga etmişlerdi, şimdi ihtilaf halinde olacakların da ilk işaretleri gelmeye başladı.
Şimdiden İYİ Partililer, İmamoğlu’na ve CHP’ye karşı, PKK-DEM kartını kullanacaklarının işaretlerini vermeye başladı.
Çünkü birbirine benzeyen İYİ Parti ve CHP arasında en temel fark Kürtler ve DEM Partisi ile ilişkiler. O yüzden Şeyh Said tartışması bir anda bir krize dönebiliyor. Şeyh Said’i asmış CHP, Kürtleri kaybetmemek için ılımlı davranırken, İYİ Partililer İstiklal Mahkemesi hakimleri gibi konuşabiliyor.
Çünkü İYİ Parti, ancak CHP’nin ana çizgiden sapma olan Kürt meselesindeki bu pozisyonunu CHP tabanına şikayet ederek oy devşirebilir.
Bunu da önümüzdeki seçimlerde bol bol yapacakları anlaşılıyor.
Muhtemelen yerel seçim kampanyasında AK Parti ve MHP’nin iki seçim kazandıkları bu konu üzerinde konuşmasına bile gerek kalmayacak.
Hatta İYİ Parti’nin milliyetçi harareti karşısında Kürtler için AK Parti ehveni şer bile görünebilir.
Yani özetle İYİ Parti’nin temel meselesi evet CHP ama CHP yüzünden oy kaybetmek ya da CHP’nin içişlerine karışması değil, CHP’ye benzemek.
Ve şimdi tümüyle seküler milliyetçi çizgideki kadroların etkisine giren bir İYİ Parti’nin elinde CHP’den daha CHP’lilik, CHP’den daha Atatürkçülük, gerçek Atatürk milliyetçiliği dışında elinde bir kart kalmadı.
CHP’den ittifaktan hızla kaçan İYİ Parti, hızla daha CHP’li bir İYİ Parti oluyor.
Fakat, bu tartışmada okları şimdi CHP’ye yakın medyanın yaptığı gibi sadece İYİ Parti’ye çevirmek haksızlık olur.
Meselenin bir de İmamoğlu tarafı var.
Akşener’in ablasının iki yıl önce İmamoğlu’nun yüzünde gördüğü “Rabbi Yassir”e peki ne olmuş olabilir?
İmamoğlu’nun yüzünde “Rabbi Yassir” olup olmadığının Akşener’in ablası dışında bir görgü tanığı yok.
Ama bundan beş yıl önce İstanbul’da yaşayanların bile adını duymadığı, metrobüsün son duraklarından birinde bulunan bir banliyö belediye başkanı iken bir anda yıldızını parlatan, 2019’da bir kamerayla pazarları dolaşarak, büyük bir medya gücüne karşı yürüttüğü seçim kampanyasındaki güler yüzlü, rahat diyalog kuran, hoşgörülü, sade profiliydi.
Hatta bir esnafla kavga ederken ortaya çıkan hırçın Trabzonluluğu yerel seçimlerde en çok başını ağırtan görüntü olmuştu.
Fakat bugün İmamoğlu, bu profilin epey uzağında görünüyor.
Ama iktidarla verdiği mücadele yüzünden bu görüntüden uzaklaşmadı.
Tam tersine oradaki mücadelesi ilkesel, kamu için verilmiş bir mücadele olarak göründü.
Esas partisi ve ittifakı içindeki mücadelesi kişisel özelliklerini görünür kıldı.
Sırasıyla Kaftancıoğlu, Mansur Yavaş, Kılıçdaroğlu ile şimdi de Akşener ile içine girdiği ama hiç içindeymiş gibi davranmadığı güç mücadeleleri, kavgalar, polemikler siyasetin bir doğal sonucu gibi yaşanmadı.
Bu kavgalarda kullanılan yöntemler, tartışmalara içine sokulan medya gücü ve gizli-saklı yapılması; vefa, güven gibi duyguların etrafında ahlaki meselelere de dönüştü.
Üzerine artık Güldür Güldür Show’da herkesin anlayıp güldüğü espriler yapılan Cumhurbaşkanlığı adaylığı için gösterdiği hırs ve çaba, bunun için CHP’nin 25 yıl sonra aldığı İstanbul’u feda ediyor görünmesi, davetli olmadığı saraydaki baloya sihirli değneğiyle değerek onu hazırlamış Kılıçdaroğlu ile içine girdiği güç mücadelesi İmamoğlu’nun imajını dönüştürdü.
Aslında İmamoğlu, uzun yıllar sonra Türkiye’de siyaseti Erdoğan’dan sonra en profesyonel yapan isimlerden biri.
Etrafında çok güçlü bir danışmanlar ağı var, her adımı geniş bir danışmanlar çevresi tarafından tartışılıyor, metinleri yazılıyor, siyasetleri belirleniyor.
Kendisine yakın medyalar, gazeteciler, organik ve inorganik olarak ona destek veren geniş bir sosyal medya ağı var.
Karizması, siyasette tuttuğu yer ve ağırlık kendi tercihi değil, AK Parti ve Erdoğan’ı İstanbul’da iki kere yenmiş, anketlerde en popüler siyasetçilerden biri olarak çıkan bir siyasetçinin terazilerde ağır basması normal ama bu ağırlık önce CHP içinde şimdi de ittifak ortağı İYİ Parti’de güç dengelerini sarstı.
Kıyametin gelişini hızlandırmak isteyen Evanjelikler gibi, kariyerini hızlandırmaya çalışırken yaptığı siyasi hamleler İmamoğlu’nun “üzüldüğünü” söylediği ama içinde olmaktan beri durmadığı tartışmaların ortasına çekti.
Sadece kendisi değil, çevresi ve destekçileri de bu polemiklerin içinde, neredeyse herkesle kavgalara tutuştu.
Bu acelecilik beş yıl önce bir kamerayla pazarlarda dolaşarak elde edilmiş bir imaja da günün sonunda zarar verdi.
İmamoğlu, aşırı strateji, aşırı profesyonellik, aşırı kurumsallık, bir an önce menzile varmak için hızlandırılmış bir kariyerin mağduru gibi görünüyor.
Akşener’in ablasının yüzünde gördüğü “Rabbi Yessir’den savaş ilanına getiren de bu olabilir.
Akraba kavgaları her kavgadan sert olur. Fikren akraba olan İYİ Parti-CHP arasındaki de öyle olacak gibi görünüyor.
Yazarlar
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları



























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025