Yıldıray OĞUR
Kuteybe İdlibi, Suriye Dışişleri Bakanlığı ABD Siyasi İşleri Genel Müdürü. Bu görev için birkaç ay önce 2013’den beri yaşadığı ABD’den Suriye’ye döndü.
ABD’de Atlantik Konseyi’nde Suriye konusu üzerine uzmandı. Colombia’da siyaset bilimi alanında yüksek lisans yapmış.
2011’de üniversite öğrencisi iken Şam’da Esad karşıtı gösterilere katılmış. Hakkında üç gözaltı kararı çıkınca da 2013’de Suriye’yi terk etmiş.
Muhalif olması kaçınılmazmış. Çünkü babası da baba Esad muhalifi tanınan bir entelektüel.
Babası Yusuf İdlibi, 19’uncu yüzyılın sonlarında Suriye’de yaşamış, tecdid ekolünden
Abdülhamid istibdadı karşıtı İslam alimi Kevakibi’nin yazdığı ünlü “Despotizmin Doğası” gibi istibdad karşıtı fikirlerin anlatıldığı kitapları yayınlamış bir yayıncıymış.
1965 ile 1981 arasında sekiz kez gözaltına alınmış, Hama Katliamı sırasında tutuklanmış.
Ailenin İslamcılık dışında muhalif bir kimlikleri de Kürt olmaları.
ABD’ye giden Kuteybe İdlibi de uzun süre Kürtlerin de içinde ve yönetiminde olduğu Suriye Muhafeleti’ni ABD’de temsil etmiş.
ABD ile Şam’ın koordinasyonunu sağladığı Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndaki yeni görevinin en önemli kısmı da Şam ile SDG’nin entegrasyonu.
Çünkü, Türkiye’de tam olarak anlaşılmamış olsa da ABD’nin Ankara Büyükelçisi Barrack aynı zamanda ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Suriye’de birincil gündemi ABD destekli SDG’yi Şam’a entegre etmek.
Lübnanlı bir Hristiyan eski Osmanlı vatandaşı olan Barrack, Trump’ın sponsoru zengin bir işadamı olarak, BAE, Suudiler ve Katar’la güçlü bağları yüzünden ve Lübnanlı aile bağlarının da motivasyonuyla Şam merkezli istikrarlı bir Suriye kurulmasının en güçlü destekçisi.
Arada Ankara’ya uğruyor, çoğunlukla Lübnan ve Suriye arasında turluyor. En son Hizbullah’ın tasviyesinin sürdüğü Lübnan’daydı. Ordan Paris’e geçip ılımlı bir Süveydeli Dürzi liderle buluştu. Ondan önceki hafta da Şam’daki Katar yatırım toplantısında Şara ile birlikteydi.
Barrack, Şam-SDG arasındaki 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanması için SDG’ye baskı yapıyor uzun süredir. “Size söz vermedik, bakıcınız değiliz” bile dedi.
Bu yüzden iki kesim onu hiç sevmiyor: Amerikan elçisi Osmanlı millet sistemini geri getirmek istiyor gibi komplo teorilerine teşne Türk ulusalcılar ve SDG’ye çıkıştığı için Kürt milliyetçileri ve PKK çevreleri.
İdlibi de Barrack’la koordineli olarak çalışıyor.
Sık sık Rudaw’a röportajlar vererek, Kürtlerin çıkarının Şam’la işbirliğinden geçtiğini anlatıyor.
Kürt çevrelerin hala “çete, terörist” sıfatlarıyla andığı HTŞ’nin liderliğindeki Şam yönetiminin “ her türlü ademi merkeziyetçiliğe karşı olmadığını söylüyor ve Kürtlerin temel haklarının tartışma dışı olduğunu anlatıyor:
"Çocuklarımızın okullarda anadillerini öğrenmesi, Kürt kültür merkezlerinin açılması, devlet dairelerinde Kürtçe hizmet alabilmek... Bunlar bir lütuf veya pazarlık konusu değil, zaten var olması gereken doğal haklardır."
“Ben bir Kürt olarak, Suriye'deki Kürt deneyimi yeni bir şey değil diyorum. Yüz binlerce Kürt, yüzyıllardır bu ülkede yaşadı. Suriye tarihinde üç Kürt kökenli cumhurbaşkanı bile oldu. Bu da Kürtlerin Suriye toplumunda kabul gördüğünü ve etkili olduklarını gösteriyor. Hem kimliğimizi koruyalım, hem de Suriye kimliğine tam anlamıyla entegre olalım."
Şam yönetimi bazı adımlar da atmaya başladı.
Suriye’nin yeni Milli Eğitimi Bakanı Kürt. Son olarak Suriye resmi ajansı SANA ilk kez Kürtçe yayın yapmaya başladı.
Ama İdlibi SDG’nin ayrı bir orduyla Suriye’de varolma talebine karşı:
“10 Mart Anlaşması bu konuda çok açık. Entegrasyon, gerçekten devlet kurumlarına tam katılım anlamına gelir. Ordu içinde ordu olmaz. Bu modeli Lübnan ve Irak'ta gördük ve bunun getirdiği istikrarsızlığı biliyoruz.”
10 Mart deklarasyonunun uygulanması için ilk uygulamanın SDG kontrolündeki Arap şehri
Deyrizor’da yapılabileceğini anlatıyor. Ama SDG içinde görüş ayrılıkları olduğunu söylüyor:
"Görünen o ki liderlik içinde farklı görüşler mevcut. Kimileri anlaşmanın uygulanmasını ciddi şekilde istiyor, kimileri ise uygulamayı geciktirmek için bahaneler arıyor. Görünüşe göre bazıları, zaman geçtikçe siyasi atmosferin değişeceğini, üzerlerindeki baskının azalacağını ve böylece bu süreci sürüncemede bırakabileceklerini düşünüyor. Ancak gerçekten aklıselimle hareket edenler bu fırsatı kaçırırsa, yalnızca Suriye değil, Kürt toplumu da tarihi bir imkanı yitirmiş olur."
Suriye Kürtleri ve SDG içindeki bu görüş farklılıkları uzun süredir gözle görünür.
Son olarak Şam yönetiminin Paris’teki zirveden çekilmesine neden olan, şu anda Suriye’de en sevilmeyen insan olan İsrail destekli Dürzi lideri Hicri’nin videoyla katıldığı Haseke’deki Konferans’ta gözler Mazlum Abdi’yi aradı ama Abdi o toplantıya katılmadı.
Abdi, genelde ortalık kızıştığında ılımlı mesajlar veriyor. Suudi televizyonlarına çıkıyor ve fasih Arapçasıyla 10 Mart Deklarasyonu’nun arkasında olduklarını söylüyor. “ Tek devlet, tek ordu, tek ülke sloganına sadığız” bile dedi, Türkiye ile diyalog içinde oldukları mesajını da tekrarlıyor.
Rojava bölgesinin dışişlerinden sorumlu İlham Ahmed’in de mesajları genelde pozitif. En son Paris’te yine mutabakata sahip çıkan konuşmalar yaptı.
Ama daha uzlaşmaya kapalı ve maksimalist bir kanat da var. Bu kanat özellikle Abdi’yi fazla Amerikancı ve güçlü bularak etrafına komiserler atayan Kandil’e yakın isimler. SDG’nin sözcüsü, İTÜ mezunu olduğu için iyi Türkçe konuşan eski PYD başkanı ve hala yönetimindeki Salih Müslim hala sert ve hala mutabakat imzalanmış Şam’dan “HTŞ, IŞİD, çete” diye bahsetmekte ısrarlı.
Özellikle SDG içinde bir kesimin Türkiye ve Şam’ı İsrail’le dengeleme gibi fikirlere yakın oldukları biliniyor. İsrail’in Dürzilere yaptığı ve bunun için Şam’da Genelkurmay binasını bile vurduğu hamilik bu fikirleri savunanların elini güçlendirdi.
Tabii Dürziler, İsrail’e karadan komşu, İsrail’de 100 bin Dürzi yaşıyor ve bu Dürziler İsrail’de orduda da etkili bir grup. Bu şartların hiçbiri Kürtlere uymuyor.
Ayrıca Şam-SDG-Türkiye arasındaki bir askeri çatışmaya İsrail, Dürziler için yaptığı gibi havadan müdahale ederse bunun sonu Türkiye-İsrail savaşına kadar varır.
Ama görev gelir gelmez Kürtler bizim doğal müttefiğimizdir diyor İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın başını çektiği gibi İsrail sürekli olarak Kürtlere bir göz kırpma halinde. Diasporadaki PKK’lılar ve Kürt milliyetçileri bu göz kırpmaya çok büyük anlamlar yüklüyor. Salih Müslim, birkaç kez İsrail medyasına da röportajlar verip, İsrail’in Kürtlere desteği için teşekkür de etmişti. DEM Parti’nin ABD Temsilcisi olan Giran Özcan, İsrail’e gidip görüşmeler yapmıştı.
Halbuki İsrail’in Suriye’deki tek gündemi Suriye’yi istikrarsızlaştırmak. Zayıf bir Suriye istiyor Suriye. Dürziler ve Kürtlere desteğin motivasyonu da bu. Yoksa İsrail’in Suriye’de pozitif bir gündemi yok, bir şey yapmak istemiyor, birşeyi yıkmak istiyor sadece.
Bu negatif projenin peşine takılmak büyük bir macera Kürtler için.
Bunu da net biçimde Öcalan söyledi. Öcalan, neredeyse bir milli görüşçü kadar net bir İsrail karşıtı mesajla bu kafa karışıklığına cevap verdi.
Hakan Fidan’ın son çıkışında da bu İsrail vurgusu vardı:
“YPG-SDG tarafından çok fazla açıklama yapılıyor. 10 Mart Mutabakatı’nın kendilerini çok fazla bağlamadığını düşünüyorlar. Türkiye’deki ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin de kendilerini ilgilendirmediklerini söylüyorlar. Sizi ne ilgilendiriyor? İsrail’in maşası olmak mı?
“Biz tolere etmekte zorlandığımız gelişmeler görüyoruz. Avrupa’dan, dünyanın dört bir yanından gelen örgüt üyelerinin Suriye’yi terk etmediğini görüyoruz. Örgütün 10 Mart’tan sonra Suriye’de olumlu manada güven telkin edici bir adımını da görmüyoruz. Bir bekleyiş içindeler. Bunu görüyoruz. SDG tarihi iradeye saygı duymalı. Bekledikleri karışıklık çıkmayacak. Çıksa bile onların lehine bir durum olmayacak.”
Fidan’ın Suriye Dışişleri Bakanı’nın yanında SDG’yi azarlamasını ve İsrail’in maşası mı olmak istiyorsunuz diye sormasını Kürtler rencide edici buldu.
Konuşmanın tonu sertti mesleki bir bıkkınlık hissi öfkeli bir dile dönüşmüştü. SDG’yi azarlarke, bundan bütün Kürtlerin rencide olabileceğini düşünmeyecek biri değil Fidan.
Geçen hafta bir gazeteci grubuna konuşan Ahmed eş-Şara ise çok daha ılımlı ve pozitif bir dille 10 Mart Mutabakatı lehine açıklamalar yaptı.
Şam, Türkiye, ABD ve SDG bir konuda mutabıksa o mesele hallolur dedi. SDG’yi toplantılarda farklı konuşup, uygulamada farklı adımlar atmakla suçladı ama bunu yaparken nazikti, pozitifti:
"Suriye ve SDG, Türkiye'nin de ilgili olduğu ve Amerikalıların da bulunduğu bir anlaşma taslağı üzerinde mutabık kalındı. Bu dört taraf bir şey üzerinde anlaşırlarsa, o gerçekleşir. Anlaşmanın uygulama mekanizmaları tartışılıyor. SDG bu anlaşmayı uygulamaya hazır olduklarını ifade ediyorlar. Ancak bazen sahada, müzakerelerde ve medyada söylediklerine ters düşen işaretler veriyorlar. Suriye'de bölünme talep edenler siyasi cehalet" içinde ve hayalperest.”
Çünkü Şam için bu anlaşmanın bir alternatifi yok. SDG’nin elinde tuttuğu Suriye’nin üçte biri ve petrol sahaları Şam’ın denetimine geçmedikçe, Suriye eski Suriye olamaz. Ayrıca Şam’ın kendisine denk bir kuvvete sahio SDG ile savaş istemez. Zaten Suriye’de herkesin en az istediği şey savaş. Ayrıca Kürtlerin katıldığı bir Şam yönetimi, Şam’ın dünyadaki meşruiyet sorunlarına ilaç gibi gelecektir. Şam yönetimi Suriye tek ordu ve tek devlet istiyor ama bu Suriye’de Türkiye gibi üniter devlet istiyor demek değil. Şam, özerkliğin faklı uygulamalarına açık olduğunu belli etti.
Rojava için de bu mutabakatın alternatifi Şam ve Türkiye ile savaşa tutuşup, şu anki kazanımlarını bile kaybedeceği bir yıkım olabilir.
Çünkü artık SDG’yi koruyacak bir ABD’de yok. En azından ABD bu yüzden Türkiye ile karşı karşıya gelmeyecektir.
Türkiye’ye karşı destek verecek bir Esad yönetimi, İran ya da Rusya da yok. İsrail’in Dürzilere verdiği gibi desteği SDG’ye vermesi için Türkiye ve İsrail’i kimsenin istemediği bir savaş pozisyonuna getirebilir. İsrail- Şam yönetimiyle de diyalogda. Oradan beklentiler içine girmek de hayalicilik. ABD’nin SDG’yi İsrail’in göz kırpmalarına fazla ümit bağlamamak konusunda uyardığı söyleniyor.
SDG’nin askerlerinin en az yarısı Arap ve şu anda SDG kontrolünde olan Deyrezzor, Rakka’da yaşayan Araplar, Şam-SDG çatışmasını istemezler, öyle bir çatışmada nerede duracakları da çok açıktır.
Ve Türkiye. Zannedildiği gibi Türkiye her an sınırda askeri operasyona hazır değil. Bir kere bunun sonucu çözüm sürecinin bitmesi olur. Ve bu bitişin siyasi maliyeti iktidarın üzerine yıkılır. Bu iktidarın taşıyamayacağı bir siyasi maliyete dönüşür.
Ayrıca Türkiye de Suriye için tam bir üniter devlet modeli olsun diye ısrar etmiyor. Bunun gerçekçi olmadığının Ankara da farkında. İkincisi Türkiye, zaten Suriye’deki meseleyi çözmek motivasyonuyla PKK ile çözüm sürecine oturdu. Esas amacını riske atması için hiçbir sebep yok.
Şu anda mesele SDG’nin Suriye ordusuna nasıl entegre olacağında düğümlenmiş durumda.
Bir askeri birlik olarak katılması masada. Burada şüpheler ve tedirginlikler olması çok doğal. Ama “Şam’da daha bir yönetim oluşmadı, biz niye katılalım ki” diye bir gerekçe kısırdöngüye neden olur. Çünkü sen katılmazsan o yönetim hiçbir zaman oluşmayabilir. Katılmayacaksan o zaman neden mutabakat imzaladın sorularına SDG’nin bir cevap vermesi gerekir.
O yüzden de biraz yavaş olsa da mutabakat ilerleyecektir. Kürtlerin Ankara’da, Bağdat’ta olduğu gibi, Şam’da da güçlü olması, Haseke’yi, Kamışlı’yı yönetmekten daha büyük bir kazanım.
Yüzde 10 nüfusa sahip oldukları Suriye yeniden kurulurken, dünya Şam yönetimine destek verirken ve yaptırımların kalkmasının ardından Körfez’den Suriye’ye fon akmaya başlamışken Şam yönetimine kurucu olarak girmek, Haseke’de konferans salonlarında demokratik ulus projesini hayata geçirmekten daha ayakları yere basan bir perspektif.
Yani özetle bütün bu açıklamalar ve gelişmeler Türkiye’de tvlerde hemen ellerine çubukları alıp, Suriye’ye askeri operasyon yayınlarına başlayan TV kanallarındaki gibi bir kopuşa işaret etmiyor.
Suriye’de Şam-SDG uzlaşısının bir alternatifi hala yok.
Yazarlar
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları


























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025