Yıldıray OĞUR
Türkiye’nin bir Kuzey Kore kadar yalnız, gururlu ve tuhaf olduğu yıllardı. Darbeyle dünyaya daha yeni rezil olmuş, karizmayı toparlamaya çalışmaktaydık. Eurovision’a Opera’yı gönderip Batı’ya kondurduğumuz french kiss anlaşılmamıştı. Başta Cumhurbaşkanı Kenan Evren olmak üzere, büyüklerimiz ülkemizin bu haksız militarist imajını değiştirmeye kararlıydılar.
1984’de resmi gazetede çıkan karar gazetelere şöyle haber oldu: Dünya çapında en büyük barış ödülü olarak nitelendirilen Nobel’e rakip bir Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilecek… Milli Barış Nobel’i. İşte harika fikir buydu. 10 milyon da ödül kondu. (O yıl Milli Piyango’nun Yılbaşı çekilişinde büyük ikramiye 60 milyon’du) Adaylarda aranan fazla bir şey değildi: “Atatürk’ün yurtta sulh cihanda sulh ilkesi doğrultusunda dünya barışına, milletlerarasında dostluk kardeşlik, anlayış ve iyi niyetin geliştirilmesine veya Atatürk’ün koyduğu bu ülkeye eserleriyle, hizmet ve faaliyetleriyle katkıda bulunmuş olmak…” Gazetelere başvurular için Türkçe (Güneş Dil Teorisi’ne aşırı güvenden herhalde) ve memur alımı ilanına benzeyen ilanlar verildi. Herhalde başvuran çıkmadığı için ilk ödül ancak iki yıl sonra 1986’da verilebildi. Bizzat Evren’in elinden ilk barış ödülü 1971-1984 arası soğuk savaşın en soğuk yıllarında NATO Genel Sekreterliği’ni yürüten Joseph Luns’a gitti. 19 yıl Hollanda Dışişleri Bakanlığı yapmış bu kurt politikacı, gençliğinde Hollanda Nazi partisi NSB saflarında yer almış, ömrünün geri kalanını da Sovyetlere karşı bir anti-komunist olarak geçirmişti. Ödülü almadan bir süre önce İngiltere’nin Falkland’a saldırısının ateşli bir destekleyicisi olmuş, ABD-Sovyetler arasındaki silahsızlanma anlaşmalarındaki aktif rolüne rağmen muhtemelen adı barış kelimesi ilk kez o ödül töreninde yan yana gelmişti. O da bu ilgiye layık olmaya çalışıp, ödülü alırken barış ödülleri tarihinin en tuhaf konuşmasını yaptı, hatta bir ara şöyle bile dedi: Nükleer caydırıcılığımızın güvenilir olması, bir savaş söz konusu olduğunda nükleer araçları kullanıp kullanmayacağımız açısından Kremlin^i kuşkuda bırakmamız zorunlu bulunmaktadır. Kuşku yeterlidir. Sovyetler Birliği galip de gelseler, ülkelerinin büyük bir kısmını tamamiyle harap edecek olan bir savaşı başlatmak istemez… Milli Barış ödülümüzün rengi belli olmuştu. Ertesi yıl da hak etiği bir adrese gitti. Federal Almanya Cumhurbaşkanı Richard Von Weizsaecker. Nazi Almanya’sının Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olan bir babanın evladıydı. Himmler’in yardımcılığından sonra, Hitler’in talimatıyla ele geçirilen topraklardaki Yahudilerin akıbetleri ona teslim edilmiş. O da Belçika, Hollanda, ve en çok Fransa’dan 90 bin yahudinin toplama kamplarına taşınmasını organize etmişti. Meşhur Eichmann’ın amiriydi. Nurnberg’de yargılandı. Bundan oğluna ne demeyin. Çünkü Nazi babanın avukatı da oğlu Richard’dıç Yıllarca babasının masum olduğunu iddia etti. Ta ki arşivler çıkana kadar. Ama onun bile Atatürk Barış Ödülü’nü almasına Alman Sosyal Demokratlar itiraz ettiler. Yahudileri toplama kampına götürmüş Nazi babasına avukatlık yapmış Alman Cumhurbaşkanı ödülünü alırken “azınlıkların hakları garanti altına alınmalı” diye Türkiye’ye ayar çekti. Durumumuz o kadar vahimdi. Evren çok sinirlendi. Ödül 15 milyona çıkmıştı. Paramızla rezil bile olmuştuk. Ertesi yıl aynı evsafta biri bulunamayınca ödül verilemedi. 89’da ise ödül Japon Prens Mikasa’ya gitti. Yine tam isabetti. Meşhur İmparator Hirohito’nun en küçük kardeşi olan yaşlı Prens’e ödül herhalde “Türk Dostu” diye verildi. Prens 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kendini arkeolojiye ve oryantalist çalışmalara vermiş, bütün Ortadoğu’yu bu arada Anadolu’yu da karış karış gezip Kaman'daki Kamankale Höyük'deki kazılara sponsor olmuştu. Peki, prens niye savaştan sonra kendini kazı işlerine vermişti? Çünkü, kardeşinin yönettiği kendisinin de parçası olduğu savaşta çok kötü işlerin ortasında kalmıştı. Japon ordusunun Mengelesi, Shiro Ishii’nin Çin şehirlerinin üzerine attığı ve 400 bin Çinliyi öldürdüğü düşünülen biyolojik silahlar, veba mikrobu yüklü bombalarla ilgili sunum yaptığı Kraliyet ailesi üyelerinden biri de oydu. Sonra Mançurya’da Çinli sivillerin üzerinde yürütülen işkencelerin, deneylerin birebir tanığı oldu. Atatürk Barış Ödülü ona iyi gelmiş olacak ki ödülü aldıktan beş yıl sonra bir Japon gazetesine itiraflarda bulundu, tuttuğu günlüğü ve o dönem imparatora yazdığı şikayet raporlarını verdi. Ödül ertesi yıl Evren’e gitti. Kenan. Evren. Barış. Ödül…. Fazla uzatmaya gerek yok. 1991’de soğuk savaş bitti. Evren’in yerine Özal seçildi. Türkiye Kürt realitesini tanıdı. Pembe karakollar, değişim sinyalleri verildi. PKK’yla ilk temaslar başlamıştı. Ve ödül, devletten beklenmedik kadar muhalif, radikal bir isme, bir ‘teröristbaşına” gitti. Örgütü Umkhonto we Sizwe’yle epey kanlı ve sert bir silahlı mücadele veren, ardından 27 yıl hapis ve sonra örgütünü hatta düşmanın üzerine benzin döküp, kibritle yakma talimatı vermiş karısı Winnie’yi bile karşısına alıp barış için masaya oturan Mandela’ya. Ödülün açıklamasından birkaç ay önce Davos’ta Başbakan Demirel’le “iki özgürlük savaşçısı” diye kucaklaşıp, ödülü alacağı sinyali verdiği Ankara Afrika Ulusal Konseyi’nin kısa açıklamasıyla sarsıldı: “Mandela Tüm hayatını demokrasiye insan haklarına bakışların kaldırılması hizmet ederek geçirmiştir. Afrika Ulusal Konseyi Mandela’nın Atatürk Barış Ödülü’nü kabul etmediğini ve Türkiye’yi ziyaret etmeyi düşünmediğini açıkça beyan eder. Afrika Ulusal Konseyi’nin bu kararı modern Türkiye’nin kurucusu reformcu Mustafa Kemal Atatürk’e karşı hiçbir olumsuz görüşü yansıtmamaktadır.” Çirkin Afrikalı manşetleri, “zaten vermek hataydı”lar, “kendi kaybeder”ler, “Atatürk’e ayıp etti”ler, Apartheid rejimin Ankara Büyükelçisi’nden Mandela karşıtı demeçler almalar… Mandela, ilk açıklamasında “dünyadan ırkçılık karşıtı çevrelerden, hatta Türkiye’den çok tepki geldi, kayıtsız kalamazdım” dedi. Darbeci bir generale verilmiş ödülü alamazdım dediği rivayet edildi. Hürriyet’e “Afrika’da milyonlarca kişi sadece derilerinin renginden ötürü köle muamelesi görüyor. Bu nedenle Kürtlerin çektikleri eziyeti görmezden gelmemiz mümkün değildir’ diye açıklama yaptı. Partisinin sözcüsü Afrika’da görev yapmış ırkçılık karşıtı sosyalist diplomat Mahmut Dikerdem’e Barış Derneği davasından verilen 12 yıllık hapis cezasını da listeye ekliyordu. Başka bir iddiaya göre Mandela’nın ödülü reddetmesinin sebebi Afrika’daki iç savaşlara İsrail yapımı silahların Türkiye üzerinden satılmasına hükümetin göz yummasıydı. Hatta partinin iki numaralı ismi Mbeki’yi buna dur demek için Ankara’ya göndermiş, ama sonra Güney Afrika lideri olacak olan Mbeki, havalimanından ülkesine geri gönderilmişti. Halbuki ödülü red için sadece önceki kazananlar listesine bakması yeterliydi. Mandela 99’da fikrini değiştirip ödülü almak istediğini söyledi. Çünkü Türkiye artık değişmişti. Ama bu kez de bizimkiler vermedi… Mandela şoku iki yıl atlatılamadı. Daha sonra ödüller Kızılay, UNICEF gibi reddetmemesi garanti adreslere, bir barış ödülü alan ilk askeri birlik olması muhtemel Bosna Türk Barış Gücü’ne, 28 Şubat’ın şaşalı günlerinde, Neo-conların akıl hocası Bernard Lewis’e, Kafkasya’nın “barış” güvercini Haydar Aliyev’e, barış görüşmelerine barışçıl yollarla direnmesi yüzünden olacak Rauf Denktaş’a gitti. Dünyada başka ödül verilecek barış insanı kalmayınca da ödül ortadan kayboldu. Ama barış ödülü bir süre daha huzur kaçırmaya devam etti. 1992’de Mandela Atatürk ödülünü reddedince ona "İnsanlık tarihinin sayılı diktatörlerinden olan Mustafa Kemal adına konulan barış ödülünü reddetmemiz sebebiyle sizi tebrik ediyorum" diye kutlama telgrafı çeken Hasan Mezarcı 2002’de bu yüzden hapse girdi. Ödülün 2015’ten itibaren yeniden verilmeye başlanacağı söyleniyor. Uygun bir adayı olan?
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Furkan günleri ve fitne zamanları
17.01.2026 - Rojava hayali ve hayalkırıklığı
13.01.2026 - Halep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi?
10.01.2026 - Halep’te çatışma, Paris’te görüşme ve Almanya’da çıkan bir gazete…
7.01.2026 - Neden ‘Saraydan Kız Kaçırma’dan daha kolay oldu?
5.01.2026 - Mahmur ve performatif aktivizm
3.01.2026 - Havf ve reca arasında yeni bir yıla...
31.12.2025 - Bizi esas ilgilendiren çarpık ilişkiler…
24.12.2025 - Halkı kin ve nefrete Murat Övüç mü tahrik ediyor?
23.12.2025 - Belki de çürüyen toplum değildir?
17.12.2025
Yazarlar
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları



























































































Ad Soyad Giriniz...
Sayın Uslu,bu topraklar lanetli... Bu topraklara en az bir kaç kuşak daha barışı görmek hayal olur
Kürtsavar
Emre,işin gücün üfürmek
muharrem
sizin bugünkü yazınızın ana temasını ben daha önce ki sizin yazılarınıza yapılan yorumlar köşesinde yazmıştım.pkk kış gelince inine çekilir sonra ilkbaharda aynı hamam aynı tas diyerek.bizim yöneticilerde pkk yı şöyle yok ettik böyle yok ettik diye demeç verirler.