Yıldıray OĞUR
İçişleri Bakanlığı, bundan sadece 141 gün önce yapılan seçimlerde Diyarbakır’da yüzde 62.93, Mardin’de yüzde 56,24, Van’da yüzde 53.83 oyla belediye başkanlıklarını kazanmış üç HDP’li başkanı görevden alıp, yerlerine illerin valilerini kayyım olarak atadı.
Çok tanıdık. Hatta dejavu gibi. Ama sadece üç yıl önce yine kayyımlar atandığı için değil.
Biraz daha eski günleri hatırlamak için hafızalarımızı zorlarken, son kararın hukuki gerekçelerine daha yakından bakalım.
Aslında mesele HDP’liler olunca hukuki gerekçeler pek kimsenin umurunda değil, mevcut kanaatlerle hükümler veriliyor.
Dünkü bazı gazete manşetleri de “kesin böyle yapmışlardır” kanaat notlarıyla atılmıştı: “Millete değil, Kandil’e hizmet ediyorlardı”, “Üç belediyede terör temizliği”, “Teröre desteğe geçit yok”, “Kandil’in belediyeleri kayyıma emanet”, “Bayrağa dokunana, devlet dokundu”.
Ama bu manşetlerin altındaki birbirinin tıpatıp aynısı haberler bu büyük iddiaları desteklemekten uzaktı.
Hepsinin aynı olmasının sebebi; haberlerin kaynağının İçişleri Bakanlığı’nın kayyım kararını meşrulaştırmak için hazırladığı bilgi ve görseller olması.
Ama şu şekilde kaleme alınmış propaganda metinleriyle bu kararları meşrulaştırmak pek kolay değil:
“Diyarbakır halkının isteği üzerine ve yine Diyarbakır halkının parasıyla yapımına başlanan bu camilerin yıkılmasıyla hedeflenen, kamu yararı değil, inançları özgürce yaşamak isteyen vatandaşlarımızın ayrıştırılması ve yıkım anında ortaya çıkacak çatışma ortamından her zamanki gibi bölücü terör örgütünün yararlanmasıdır.”
Diyarbakır’da belediye tarafından yıkılmış ya da hakkında yıkım kararı verilmiş bir camii yok.
Ama yine de karşımızda İçişleri Bakanlığı’nın “neden kayyım atadık” gerekçeleri var.
Van’dan başlayalım.
141 gün önce yüzde 54’e yakın oyla Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen HDP’li Bedia Özgökçe Ertan 44 yaşında üç çocuk annesi bir avukat. Van Barosu ve İHD’de çalışmış. 2004 yerel seçimlerinde Van İl Meclisi’ne seçilen ilk kadın üye olmuş. 2018 seçimlerinde Van Milletvekili seçilmiş. İşin tuhafı terörle suçlanan başkan, Meclis’te NATO Parlamentosu grubu üyeliği yapmış. Sonra da 31 Mart’ta vekilliği bırakıp belediye başkanı seçilmiş.
İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı, Anadolu Ajansı’nın servis ettiği bilgilere göre yerine kayyım atanmasının sebebi; “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan hakkındaki bir kovuşturma ve yine çoğunluğu aynı suçtan (bir adet suçluyu övmek ve terör örgütü üyeliği) hakkında açılmış altı adli soruşturma. Üç adet de İçişleri Bakanlığı idari soruşturması var.
AK Partili İçişleri Bakanlığı’nın HDP’li başkanlar için kendi açtığı soruşturmayı, kendi verdiği kayyım kararına gerekçe yapması durumun vahametini yeterince gösteriyor.
Ama buna takılmayıp, kovuşturma ve soruşturma dosyalarının ayrıntılarına bakalım.
Kovuşturma mahkemeye taşınmış soruşturma demek. Yani Ertan hakkında biri mahkemede, diğerleri soruşturma aşamasında altı suçlama var. Herhangi bir yargı kararı yok. Yani bu soruşturmalardaki hiçbir suçu işlemiş kabul edilemez.
Yine bu kovuşturma ve soruşturmaların tamamı 2015 ve 2016 yıllarında ait: 2016 yılında dört kez PKK’lı cenazesine katılmak, 2015 yılında da içinde Öcalan’ın geçtiği iki basın açıklamasında bulunmak.
Ama Ertan bu suçlamalar yüzünden tutuklanmamış. 2018 yılında hakkında bu soruşturmalar ve kovuşturma varken, adli sicil kaydını seçim kuruluna sunmuş, aday olmasında da bir mani bulunmamış. Milletvekili seçilmiş. Hakkında görev yaptığı bir yıl içinde dokunulmazlığının kalkması için bir başvuru olmamış.
31 Mart 2019 yerel seçimleri için milletvekilliğini bırakıp, Van Belediye Başkanı adaylığına başvurduğunda da yine seçim kurulları tarafından adaylığı uygun görülmüş.
Ama iki yıl içinde iki kez yargı denetimden geçip aday olmasını engellemeyen soruşturmalar, halkın oylarıyla belediye başkanı seçildikten 141 gün sonra görevden alınmasının gerekçesi olmuş.
İçişleri Bakanlığı’nın hazırlayıp medyaya servis ettiği bilgiler içinde Ertan’ın belediye başkanı seçilmesinden sonra yaptıklarıyla ilgili iki suçlama da var.
Bunlardan biri “şehit kardeşleri işten çıkarmak veya mobbingle görev yerlerini değiştirmek”. Buradaki “mobbing” iddiasının kaynağı meçhul. Bu bir şikayet mi, soruşturma mı bilinmiyor. Gazetelerden kayyım döneminde işe alınmış şehit kardeşlerin korucu ailelerinden olduğunu anlıyoruz. Ama bakanlığın görevden alma gerekçelerine koyduğu bu konuyla ilgili de ortada bir soruşturma yok. Ayrıca bu bir suç değil, eleştirilebilecek, kınanabilecek siyasi bir karar.
Belediye başkanlığı dönemiyle ilgili bir diğer suçlama ise KHK’yla ihraç edilmiş eski Van belediyesi yöneticilerinin “kurum içinde evrak toplaması.” Bundan kastedilen herhalde KHK ile ihraç edilmiş eski belediye yöneticilerinin belediyede hala aktif olması. Aktif olduklarına göre sadece idari soruşturmalarla KHK’yla ihraç edilmiş isimler bunlar. Bu evrak toplamayla ilgili bir soruşturma da yok.
Siyaseten, ahlaken her türlü eleştiri yapmak mümkün ama bu iki suçlama da halkın yüzde 54 oyunu çöpe attıracak, kayyım atanmasına neden olacak suçlamalar değiller.
Ve Diyarbakır.
Diyarbakır’da 141 gün önde halkın yüzde 64’ünün oy verip, büyükşehir belediye başkanı olarak seçtiği Selçuk Mızraklı ise şehrin tanınmış doktorlarından biriydi. 2018 genel seçimlerinde Diyarbakır’dan milletvekili seçilmişti. 31 Mart’ta da belediye başkanı oldu. Yani o da son iki yıl içinde iki kere adli olarak devletten temiz kağıdı almış, aday olmasına iki kez izin verilmiş bir isim.
Yine İçişleri Bakanlığı bilgilendirmesine göre onun hakkında da devam eden bir kovuşturma ve sekiz soruşturma mevcut. Herhangi bir mahkumiyet kararı yok. Yani ileri sürülen suçlamaların hepsi hala iddia aşamasında.
Kovuşturmanın tarihi 2017. Yani hem belediye başkanı hem de milletvekili seçilmesinden önceki bir tarih. Buradaki suçlama “silahlı terör örgütü kurma ve yönetme”.
Bu soruşturma kapsamında 2017’de Diyarbakır’da bir grup doktorla birlikte tutuklanmış ama 40 gün sonra serbest bırakılmış. Yargılanması tutuksuz devam ediyor. Yani “terör örgütü kurucusu ve yöneticisi” olduğuna mahkeme de pek inanmamış gözüküyor.
Hakkındaki altı soruşturma ise “Terör örgütü propagandası ve suçluyu övmek, ikisi terör örgütü üyeliği ve propagandası” iddialarıyla açılmış.
Bakanlık bilgi notuna göre bu soruşturmalara konu olan suçlamalardan bir kısmı başkan seçilmeden önce katıldığı bir basın toplantısı, bir PKK’lı cenazesi, diğerleri belediye başkanlığına seçildikten sonra katıldığı toplantılar hakkında.
Yine aynı notlara göre 141 günlük başkanlığı sırasında ‘KHK’yla ihraç edilmiş isimleri yeniden işe almak, Kurban Bayramı’nda yaptığı mezarlık ziyareti sırasında Cizre’deki bodrumda ölmüş bir militanın, bir PKK’lının mezarını da ziyaret etmek, Diyarbakır’ı fethetmiş sahabe İyaz bin Ganem’in adının verildiği bir caddenin adını PKK terör örgütüne üye olmak, yardım ve yataklık etmekten ceza almış İlhan Diken adıyla değiştirmekle’ de suçlanıyor.
İlhan Diken, beş yıl önce hayatını kaybetmiş Diyarbakırlı meşhur bir doktor, tabip odası yöneticisi ve yazar. Bahsedilen ceza ise 1990 yılında bir PKK’lıyı tedavi ettiği iddiasıyla aldığı 3 yıl hapis cezası.
Siyaseten eleştirilebilecek bir cadde adı değişikliği, herhalde 2018’de ve 2019’da Diyarbakır’daki iki seçimde halkın yüzde 60’ından fazlasının oyunu almış, kayyımı sandıkta yenmiş bir siyasetçiyi görevden almanın gerekçesi olamaz.
Son olarak Mardin.
İlk olarak 1973’de Meclis’e girmiş, defalarca milletvekili, belediye başkanı seçilmiş ülkenin en deneyimli aktif siyasetçisi Ahmet Türk. 2014 yerel seçimlerinde yüzde 52 ile seçildiği Mardin Belediye Başkanlığı’ndan 2016’da görevden alınıp yerine kayyım atanmıştı. Üç yıl sonra bu kez yüzde 56 oyla bir kere daha seçildikten 141 gün sonra yeniden görevden alındı. Yerine ise “şu seçimler olmasa belediyeyi ne güzel yönetirdik” heyecanıyla tweetler atan aynı vali kayyım olarak atandı.
73 yaşındaki Ahmet Türk’ün görevden alınmasına gösterilen hukuki gerekçelerden biri 2017 ve biri 2018 yıllarına ait “Silahlı terör örgütüne üye olmak, terör propagandası yapmak” suçlamalarıyla devam eden iki kovuşturma. Ve 2018 ve 2019 yıllarına ait yine üyelik ve propagandadan açılmış dört soruşturma.
2017’de “Terör örgütü üyeliği” iddiasıyla açılan kovuşturma, 2016 yılında belediye başkanlığından alındıktan sonra açılmış, bu kovuşturmada Ahmet Türk tutuklanmış ancak Devlet Bahçeli’nin “tutuksuz yargılanması gerekir” açıklamasından sonra tahliye edilmişti.
Ama şimdi Bahçeli’nin bile tutuksuz yargılanmasını istediği o dava, görevden alınma gerekçelerinden biri. Halbuki bu adli sicili belediye başkanı adayı olmasını engellememişti.
Ahmet Türk’le ilgili İçişleri Bakanlığı’nın iddiaları ise “Aday tanıtım toplantısında PKK marşı çalarken saygı duruşunda bulunmak”, “PKK’lıların yattığı bir mezarlığa belediyenin yardımı” ve “terör zanlısı ve terör suçundan yargılanan iki kişiye belediyede iş vermek.”
O aday tanıtım toplantısında biri Meclis’i yöneten başkanvekili olmak üzere, HDP’liler tam kadro mevcutmuş. O toplantıdan sonra hakkında herhangi bir itiraz olmadan adaylığı sorunsuz bir şekilde kesinleşmişti.
Belediyeye yönetici yapılan “terör zanlısı” ise HDP’nin eski Diyarbakır il başkanı, bir avukat. Hakkında bir dava var ve tutuksuz yargılanıyor. Belediyeye işe alınan diğer kişi ise öldürülmüş bir PKK’lının, KHK’yla ihraç edilmiş, yargılanması süren kardeşi. Yani işe alınan terörist yok, ortada bir mahkumiyet kararı da yok.
İçişleri Bakanlığı’nın seçimlerden 141 gün sonra üç büyükşehrin başkanını görevden alma gerekçeleri böyle.
Üç başkan hakkında da herhangi bir yargı kararı yok, gazetelerde yazıldığı gibi PKK’ya kaynak aktarma gibi bir soruşturma ya da iddia da söz konusu değil.
Üçü için ortak suçlama ise; örgütün atadığı eş başkanlarla birlikte belediyeyi yönetmeleri.
Bu konuda da açılmış bir adli soruşturma yok. Bu eş başkanlar meselesi de yeni değil. Hatta çözüm sürecinde parti başkanlığında eş başkanlık olması, müzakereler içinde devlet tarafından bir jest olarak yasaya sokulmuştu.
Ayrıca 31 Mart seçim kampanyasında bu üç belediye başkan adayıyla yarışan AK Parti için bu eş başkan durumu sürpriz olmasa gerek.
Belediye başkanları bütün seçim kampanyasını bu eş başkanlarla birlikte yapmış, billboardlarda fotoğrafları birlikte asılmıştı.
Devlet bu durumdan rahatsız olabilir ama bunun yolu uyarı bile yapmadan, soruşturma açmadan görevden almak olmasa gerek.
HDP meselesinin en tuhaf kısmına böylece geldik.
Meclis’te her hafta grup toplantısı yapan, başkanvekili her hafta Meclis’i yöneten, hazinenin 70 trilyon yardım yaptığı yasal bir parti HDP.
HDP’nin PKK’yla ilişkisinin delili de herhalde HDP’lilerin PKK’lı cenazelerine katılmaları değil.
Daha dört yıl öncesine kadar, diri PKK’lıların yaşadığı İmralı’ya Kandil’e HDP’lileri gönderen devletin kendisiydi, bu ilişkiyi en iyi bilmesi beklenen de devlet. O yüzden yeni öğrenmiş gibi şaşırmak pek inandırıcı olmuyor.
Ama 141 gün önce seçimlerde kimsenin meşruiyetini tartışmadığı, adaylarına devletin onay verdiği, bütün partilerin oylarına talip olduğunu söylediği, birlikte eşit ve demokratik bir yarışa girilmiş bir parti ve onun adayları, seçimi kazanınca bir anda tekrar Kandil’in başkanları ve partisine dönebiliyor.
Tutarsızlık burada.
Bir de bunu daha iki ay önce İstanbul seçimleri için Öcalan’a akademisyen gönderip, seçim için destek mektubu alan ve HDP’lileri de Öcalan’ı dinlememekle eleştirenler yapınca tutarsızlık daha da büyüyor.
Herhalde Van, Diyarbakır, Mardin belediye başkanlığı seçimi için İmralı’dan özel bir mektup gelseydi, kayyım atama gerekçelerinin tepesine bu delil olarak konurdu.
Peki, baştaki soruya dönelim; bu kararı biz nereden hatırlıyoruz?
Atanmış İçişleri Bakanı’nın, seçilmiş başkanları görevden almasını hararetle alkışlarken “demokrasi sadece seçim demek değildir”, “bu devlete meydan okumaktır”, “demokrasiyi kötüye kullanıyorlar”, “söz konusu olan devletin bekasıysa”, “bölge halkı zaten cahil” gibi pek iyi hatıraları olmayan argümanlara başvuran AK Partililer muhakkak hatırlayacaktır.
Ne de olsa AK Parti’nin hikayesi bir dava yüzünden haksız yere görevden alınmış bir belediye başkanıyla başlıyor.
1997’de dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan hakkında Siirt’te okuduğu malum şiir yüzünden “bölücülük propagandası” yapma suçlamasıyla Diyarbakır DGM’de soruşturma açılmıştı.
Bu soruşturma yüzünden Erdoğan’ın görevden alınıp alınmayacağı dönemin ANAP’lı İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’na sorulmuştu. O sırada haklarında benzer soruşturmalar açılmış çok sayıda Fazilet Partili belediye başkanı vardı. 28 Şubat’ın heyheyli günleriydi. İçişleri Bakanı ise şöyle demişti; “Göreve geldiğimden beri siyasi amaçlarla hiçbir belediye başkanını görevden almayı arzu etmedim.”
Öyle de yaptı. Soruşturma daha sonra halkı kin ve nefrete tahrik suçlamasıyla bir iddianameye dönüştü, Erdoğan bir yıl boyunca DGM’de yargılandı ama bu sırada da belediye başkanlığı koltuğunda oturmaya devam etti.
Hatta hakkında DGM’nin verdiği 10 ay hapis cezası kararından sonra bile görevden alınmadı ve yerine kayyım atanmadı.
Ancak 1998’in Eylül ayında mahkemenin kararını Yargıtay da onayınca belediye başkanlığı düşmüş oldu.
Sonrasında da İçişleri Bakanlığı belediyeye kayyım atamadı. Belediye Meclis’i kendi içinde seçim yaptı ve Fazilet Partili Ali Müfit Gürtuna’yı başkan olarak seçti.
Ve bütün bunlar devletin kırmızı kitabında “İrticanın PKK’dan daha tehlikeli” kabul edildiği 28 Şubat günlerinde yaşandı.
Hafızası bu kadarını hatırlamaya yetmeyenler ise herhalde 2009 yılında Demokratik Açılım sürerken, Habur’a doğru giderken bir sabaha karşı DTP’li belediye başkanı ve siyasetçilere yönelik KCK operasyonlarını hatırlayacaktır.
Onu hatırlatmasının sebebi son dönemde yaşananlar. İmralı’dan ardarda gelen Öcalan’ın barış ve çözüm temalı açıklamaları, ABD’yle YPG ve Suriye meselesinde varılan anlaşma sonrasında Öcalan’ın 1 Eylül’de PKK’ya Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi bitirin çağrısı yapacağı söylenirken geldi kayyım operasyonu.
Ya gerçekten Suriye merkezli bir müzakere var ve bazılarının dediği gibi bu kayyım operasyonu onun içerdeki siyasi maliyetini azaltmak için bir maskeleme ya da yine bu yeni müzakere sürecine atılmış bir gol. Belki de sadece “taktik maktik yok” diyen basit siyasi karardan ibarettir.
Ama hangisi doğruysa sonuç yine de değişmiyor.
Yeni seçilmiş, haklarında herhangi bir yargı kararı olmayan belediye başkanlarını, halkın kayyımlara hayır dediği bir seçimden sonra bir kere daha görevden almak, halka “bu işler artık siyasetle, demokrasiyle falan olmuyor” dedirtmekten başka bir işe yaramaz.
Bu da PKK’ya hiçbir belediyenin veremeyeceği, paradan, dozerden daha çok ihtiyacı olan lojistik ve moral desteği vermek demek.
Ama galiba sonucunu beğenmediği seçimi asılsız çıkan hile iddialarıyla iptal ettirip, beğenmediği belediye başkanlarını hukuki olmayan gerekçelerle görevden alan bir iktidar zaten bu kadar incesini de düşünmüyor...
Yazarlar
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları


























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025