Yıldıray OĞUR
“Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki görevine psikiyatrik uygunsuzluğu gerekçe gösterilerek son verilmiş bir subayım. Askerlik yapmak için uygun görülmeyen psikolojik özelliklere sahip olduğum saptanmış ve ordudan uzaklaştırılmıştım. Şimdi bu niteliklere sahip olan benim bir soruşturmada kaynak/dayanak yapılmasını anlayabilmiş değilim...Ayrıca psikolojik yapımdaki bazı özelliklerin manipüle edilmek istendiğini, çeşitli operasyonlarda araç haline getirilmek istendiğimi gördüm, görüyorum... 2013 Haziranında memleket sathında yaşanmış olayların yabancı ülkelerin gerçekleştirdiği bir operasyon olarak gösterilmesini kabul etmiyorum. Buna şahsımın tanık gösterilmesin ise kişilik haklarıma saldırı olarak değerlendiriyorum. Yürüttüğünüz soruşturma çerçevesinde bu uyarılarımın dikkate alınmasını ve şahsıma atfedilen görüşlerin bir dayanak olarak kullanılmasını sona emesini talep ediyorum.”
Bu cümleler geçen yıl İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulmuş bir dilekçeden.
Dilekçeyi veren kişi Murat Papuç.
Papuç, 15 yıl orduda görev yapmış eski bir yüzbaşı. Daha sonra TKP’de siyaset yapmış. 2015’de oradan da ihraç edilmiş. Sert bir ulusalcı, Gezi eylemlerine katılmış, AK Parti iktidarına muhalif bir isim. Bu köşeyi okuyanlar ismini herhalde hatırlayacaktır.
Papuç, Osman Kavala soruşturmasını 28 Mart 2016 günü verdiği ifadeyle başlatan kişiydi.
İfadesinde hiçbir delil, somut veri ileri sürmeden bir takım analizler yaparak Gezi olaylarının ve çözüm sürecinin arkasında dış güçlerin, Soros’un olduğunu, “Türkiye’nin Sorosu”nun da Osman Kavala olduğunu söylemişti. Onunla birlikte de çoğu sol içi fraksiyon kavgasında hasmı olan 26 kişinin daha ismini vermişti.
Ama kolluk kuvvetleri kendisinin ciddiye almadığı bu ifadeyi çok ciddiye aldı, soruşturma başlattı ve Kasım 2017’de de Osman Kavala’yı tutukladı.
Mahkemenin tutuklama gerekçesinde Papuç’un ifadesi vardı.
Tutuklanmasından ancak bir yıl sonra Kavala davasının iddianamesi ortaya çıktığında görüldü ki iddianamenin de tepesinde Papuç’un bu ifadesi duruyordu.
Suçlamaların şöyle tarif edildiği bir iddianameye, her akşam televizyonlara çıkan komplocu araştırmacı yazarların lakırdılarına benzeyen bu ifadenin ‘güçlü bir delil’ olarak girmesi herhalde şaşırtıcı değildi:
“Her ne kadar toplantıların içeriğine ulaşılamamış ve karanlıkta kalan yönleri olsa da iletişimin tespit tutanaklarından, Gezi’den sonra tekrar sivil itaatsizlik ve şiddetsiz eylem adı altında yeniden çeşitli gösteri ve eylemlerin yapılmasına yönelik bir takım eğitimler ve konuşmalar düzenlendiği kanaatine ulaşıldığından...”
İçeriğine ulaşılamayan toplantılardan, karanlıkta kalan iletişim tutanaklarından kanaatlere varılan bir iddianamenin birinci delili olan bu ifadenin sahibi, bu ortaya çıkınca savcılığa başvurdu ve polisin, savcıların, hakimlerin kendisinin bile ciddiye almadığı ifadesini bu kadar ciddiye almasına itiraz etti, psikolojik rahatsızlıkları yüzünden ordudan atıldığını hatırlattı.
Buna rağmen Osman Kavala, içi bomboş bir iddianameyle hapisteki 785’inci gününü tamamladı.
İfadesiyle soruşturmayı başlayan Murat Papuç ise henüz mahkemede ifadeye bile çağrılmadı.
Üçüncü yıla giren bu hukuki fars, nihayet geçen hafta AİHM’den net bir hak ihlali kararı, “soruşturma siyasi”, “derhal tutukluluğuna son verilmeli” tespit ve tavsiyeleriyle döndü ama dün görülen duruşmada mahkeme Türkiye iç hukukunun bir parçası olan, bigane kalamayacağı AİHM kararını da görmezlikten gelerek Kavala’nın tutukluluğuna bu ‘güçlü delillerle’ devam dedi.
Böylece 1987’de Özal’ın Türkiye’yi 12 Eylül hukukundan çıkarıp, bu ülkenin vatandaşlarına devletin sürekli değişen insafı dışında uluslararası bir hukuki güvence olarak verdiği AİHM’e bireysel başvuru hakkı ve 1990’da kabul edilen AİHM’in zorunlu yargı yetkisi büyük bir yara daha aldı.
80’lerde solcuların, 90’larda Kürtlerin, başörtüsü yasakları sırasında dindarların, siyasi hakları engellenirken Erdoğan’ın ve 33 yıldır bu ülkenin hakimlerinden adalet görmemiş binlerce insanının zor zamanlarda güvencesi olmuş, daha çok da olacağa benzeyen bir kapı biraz daha kapandı.
Peki ne uğruna?
Savcılar ve hakimler; “beni bu kadar niye ciddiye aldınız ki” diyen bir tanığın kuyuya attığı taşın peşinden gitmekten vazgeçmediler, içi boş çıkan büyük iddialardan geri dönmeyi gururlarına yediremediler, devlet büyüklerini yalancı çıkarmak istemediler diye!
Muhtemelen bu yaptıklarını da “Bak nasıl AİHM’e de boyun eğmedik” diye büyük bir vatanseverlik olarak görüyorlardır!
Böylece 80 milyon artık yerli ve milli hukuka emanet.
Peki yüzde yüz yerli ve milli bir teknolojinin kullanıldığı bir hukukta başımıza neler gelebilir?
Mesela size gıcık olan bir akrabanız, sizi terörist diye ihbar edebilir.
NASA çalışanı bir ABD vatandaşı olmanız hatta ABD Başkanı bile sizi bu yerli ve milli hukukun elinden kurtaramaz.
Tıpkı Serkan Gölge’nin başına geldiği gibi.
Serkan Gölge aynı zamanda ABD vatandaşı da olan bir NASA çalışanı. 13 yıldır ABD’de yaşıyor ve çalışıyor. 2016 yazında tatil için geldiği memleketi Hatay’da 23 Temmuz 2016 günü evi basılarak gözaltına alındı.
Sonra hakkında 36 sayfalık bir iddianame yazıldı. Ama bu 36 sayfalık iddianamenin ilk 35 sayfası onunla ilgili değil. Genel olarak bir FETÖ tarifi, bilinen iddialardan ibaret.
36 sayfalık iddianamenin sadece bir sayfası, yazıyla sadece “1” sayfası Serkan Gölge’ye yönelik suçlamalar hakkında.
Peki ne yazıyor bu bir sayfada?
İddianameden soruşturmayı da başlatan en önemli tespiti okuyalım:
“22.07.2016 günü, Hatay Emniyet Müdürlüğü Muhabere ve Elektronik Şube Müdürlüğüne gelen 1008960 numaralı ihbarda;
“İsmim ve bilgilerimin gizli kalmasını istiyorum. Serkan Gölge isimli şahıs FETÖ’cülerin kriptocularından çok önemli biridir. NASA’da çalışıyor gibi söyler ancak kendisi CIA de çalışıyor. Ben bunu aile içinden duydum. Bu şahsın babasının adı...Serkan Gölge şu an ....babasının evinde. Bugün veya yarın İstanbul’a uçakla uçacak. Cumartesi veya pazar günü de Amerika’ya uçacak bu şahıs FETÖ örgütü içerisinde çok önemli kripto görevindedir.”
Suçlama bu kadarlık bir ihbar.
Peki böyle bir ihbar üzerime Emniyet ne yapmış?
Hemen ertesi günü yani 23 Temmuz 2016 günü ihbarda verilen adrese gidip Serkan Gölge’yi gözaltına almış.
Hiçbir soruşturma yapmadan, ihbarın ciddiyetini hiç araştırmadan.
Hadi diyelim o sırada darbenin üzerinden bir hafta geçmişti, ihbarcılık çok yaygındı, o günlerin havası böyleydi.
Ama aylar sonra çıkan iddianamenin ana suçlaması bu ihbardan ibaret. Yine hiç araştırılmamış, soruşturulmamış. İhbardaki kadar iddianameye konulmuş.
Peki iddianamedeki bu bir sayfadan ihbarı çıkarınca geriye kalan yarım sayfada ne yazıyor?
Diğer “deliller”. Yine okuyalım:
“2003 ve 2016 yılları arasında, İstanbul Atatürk Hava Limanından, çok sayıda giriş çıkış kaydının bulunduğu,
Son olarak, 26.06.2016 günü, İstanbul Atatürk Hava Limanından Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olarak ülkemize giriş yaptığı tespit edilmiştir.
İlgili soruşturma kapsamında, 23.07.2016 günü yakalanarak gözaltına alınan Serkan GÖLGE isimli şüphelinin ikametinde yapılan aramada; 1 ABD Doları ele geçirilmiştir.
...Örgüte koşulsuz olarak bağlılıklarını bildiren şahısları ödüllendirmek maksadı ile temsili olarak 1 (bir) ABD’ doları verildiği şeklinde bilgiler elde edilmiştir.
Ayrıca, Serkan GÖLGE isimli şüphelinin üzerinde yapılan aramada, Serkan GÖLGE adına düzenlenmiş üzerinde, “NOV 2018” ibaresi bulunan “007-739978” seri numaralı NASA (NatıonelAeronautics and Space Administration) (Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) kimlik kartı olduğu değerlendirilen kart ele geçirilmiştir.”
Özetleyelim deliller; 10 yılı aşkın süredir ABD’de çalışan birinin ABD’ye uçuş trafiği, bir hafta önce ABD’den ülkesine gelmiş birinden çıkan 1 dolar ve “ele geçirilmiş” bir NASA kartı.
Bu delillerle NASA çalışanı Serkan Gölge üç yıl hapis yattı.
Uğradığı haksızlık hakkında ABD medyasında onlarca haber yapıldı. Trump, Pompeo, ABD Dışişleri defalarca Türkiye’yi eleştiren açıklamalar yaptılar.
Nihayet üç yıl sonra geçen mayıs ayında Trump’ın bastırmasıyla, hakkındaki suçlama terör örgütü üyeliğinden terör örgütüne yardıma düşürülüverdi, hapishaneden ev hapsine çıkarıldı.
Ve geçen ay Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında Trump, dünyanın en önemli kanallarının canlı verdiği ortak basın toplantısında sözlerine şöyle başladı:
"Türkiye'nin az önce geri istediğimiz bir mahkumu serbest bıraktığını öğrendim. Az önce cezaevinden ev hapsine gönderildiğini öğrendim. Oradan da yakın bir zamanda Amerika'ya verilecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yardımı için teşekkür etmek istiyorum. Bu harika oldu. İster mahkum, ister rehine deyin, serbest bırakılan bu kişi şu anda ev hapsinde. Yakın bir zamanda Amerika'ya gönderilecek olması iyi bir haber."
Ama Trump’ın bu sözlerine rağmen Gölge haftalık imza yükümlülüğü sürdüğü için hala Hatay’da, NASA’daki işine henüz geri dönemedi.
Peki ne uğruna? Ne uğruna Türkiye, hukukun ‘h’sinden bile anlamayan bir ABD başkanı tarafından, hapisten siyaseten adam kurtarılabilen üçüncü dünya ülkesi muamelesi gördü?
Tabii ki NASA çalışanı akrabasına gıcık olan birinin ifadesini tutuklama için yeterli gören, NASA kimlik kartını suç delili sayabilen savcılar, hakimler yüzünden.
Yani siyasi bir hasmınız sizi Sorosçu diye ihbar edebilir, küçüklükten beri başarılarınızı kıskanan yakın bir akrabanız sizi FETÖ’cü ve CIA ajanı diye polise bildirebilir ya da Samsun’da muhalif bir tweet atıp kendinizi bir anda Facebook’da trollük yapan o savcının karşısında bulabilirsiniz.
Artık bunları ciddiye alan, bu delillerle sizi iki-üç yıl hapiste tutabilecek yüzde yüz Türk hukukçularının ürettiği, yerli ve milli bir hukuk teknolojimiz var.
Bu yerli ve milli hukukun elinden sizi AİHM hatta ABD Başkanı bile kurtaramayabilir.
Ne kadar gurur duysak azdır!
Yazarlar
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları




























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025