Yıldıray OĞUR
Birleşmiş Milletler’in Cenevre merkezli İnsan Hakları Konseyi, 2008’den beri Evrensel Periyodik İnceleme (UPR) adı altında BM üyesi 163 ülkenin insan hakları karnesini periyodik olarak inceliyor.
Beş yılda bir yapılan bu incelemelerde üç farklı ülkeden raportörler her ülke için üç ayrı rapor hazırlıyorlar ve bu raporlar Cenevre’de tartışılıyor.
Raporlardan biri incelenmekte olan devlet tarafından sağlanan bilgilere dayanıyor. Bir diğer rapor uluslararası insan hakları örgütleri ve BM kuruluşlarının o ülkedeki insan haklarının durumuyla ilgili hazırladığı raporlara göre hazırlanıyor. Ve son raporda o ülkelerdeki insan hakları kurumları, STK’lardan alınan görüşlerle oluşturuluyor.
Türkiye diğer 163 ülke gibi 2010 ve 2015’de iki kez insan hakları açısından incelendi ve hazırlanan raporlar ve tavsiyeler Cenevre’deki oturumlarda tartışıldı.
2010 ve 2015 yıllarındaki incelemelerde eksilere rağmen, Türkiye’nin karnesinde her alanda ilerlemeler, reformlar ve demokratikleşmeler vardı. Raporların tartışıldığı Cenevre’deki oturumlarda Türkiye’yi eleştirmek zor, savunmak kolaydı.
Ama 2015’in üzerinden beş yıl geçti ve diğer ülkeler gibi Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi karnesi de üçüncü kez BM tarafından incelendi, raporlar yazıldı. Ve o raporlar 14 ülkenin daha masaya yatırılacağı Cenevre’de 28 Ocak günü tartışıldı.
Üçüncü inceleme Türkiye’yi eleştirmenin kolay, savunmanın zor olduğu zamanlara denk geldi.
Böyle bir zamanda Cenevre’de Türkiye’nin insan hakları ve özgürlükler karnesini savunmak gibi zor görev de Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Faruk Kaymakçı’ya düştü. Onunla birlikte Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı temsilcileri de söz alarak sorulara cevap verdiler.
Üç saatlik soru ve cevap oturumunda 125 ülke Türkiye ile hazırlanan raporlar üzerine görüşlerini, eleştirilerini bildirdi, sorular sordu.
Tabii bu diplomatik bir ortam olduğu için, sorular da öncesinde yazılı olarak veriliyor, bu yüzden de karşılıklı diyaloglar ya da tartışmalar yaşanmıyor.
Büyükelçi Kaymakçı da bir kaç espri cümlesi dışında bu sorulara ve yorumlara Türkiye’nin resmi cevaplarını daha önce hazırlanmış dokümandan okudu.
Sorular ve yorumlar sürerken aralarda dört kez söz alıp her seferinde 15’er dakikaya yakın hazırlanmış bu cevapları okurken, sonlara doğru Türkiye’de çocuk evliliklerine karşı yapılan çalışmaların anlatıldığı bölümde “prepared” kelimesinde dili sürçtü, ancak üçüncü denemede okuyabildi.
BM sayfasında kaydı bulunan üç saatlik bu uzun videodan, Büyükelçi Kaymakçı’nın dilinin sürçtüğü bu bölümü, İsveç’te bulunan eski bir Todays Zaman çalışanı kesip sosyal medyada Kaymakçı’nın İngilizce konuşamadığının delili olarak dolaşıma soktu.
Kendi hocasının bütün kötülüklerin kaynağı olarak Ermeni-Yahudi Pakrudinileri göstermesini dert etmeyip, Çankırı’da AK Partili bir ilçe başkanının anti-semitik konuşmasını bile hemen İngilizce’ye çevirerek Batı’ya şikayet edebilen bu nefretinden şirazesini kaybetmiş gazetecinin kestiği video, bir anda viral haline geldi, Dışişleri’nde AK Parti’nin liyakatsiz kadrolaşmasının delili olarak sol ve Kemalist gazetelerin sitelerinde de haber oldu.
Tabii dün gün boyu da Kaymakçı’yı tanıtan mevcut ve eski diplomatlar ve gazeteciler bunun haksızlık olduğunu yazdılar.
Gerçekten de 1994 yılında Dışişleri Bakanlığı’na girmiş Kaymakçı, LSE ve Avrupa Koleji’nde master yapmış, hem Brüksel’de hem Ankara’da yaptığı görevlerde Türkiye’nin AB müzakere ve uyum sürecini yönetmiş, Irak ve Afganistan’da görev yapmış tecrübeli bir diplomat.
Bu kariyeri İngiliz ve Fransızca konuşamadan yapması ancak başka türlü bir yetenekle mümkün.
Ama mesele telaffuz üzerinden bir miktar eziklik de kokan bir linçe dönüşünce, Büyükelçi Kaymakçı’nın o toplantıda İngilizce olarak ne dediği arka planda kaldı.
Halbuki, Türkiye’nin AB reformlarıyla demokratikleşme sürecinde önemli bir rol oynamış iyi bir diplomatın, 2020 Türkiye’sinin demokrasi ve insan hakları karnesini nasıl savunduğunu izlemek çok daha ilginç olabilirdi.
Ama üç saniyelik dil sürçmesi üzerine tartışanların çok azının sabrı, üç saatlik oturumu izleyip, 55 sayfayı bulan raporları okumaya yetti.
Aslında anlatılan kendi hikayemiz olunca, Türkiye’de basın toplantılarında ve televizyonlarda asla siyasetçilere ve bürokratlara sorulamayan soruların açık açık sorulmasını izlemek gayet sürükleyici olabiliyor.
Türkiye’nin insan hakları raporunu hazırlayan troyka üç ülkeden temsilcilerden oluşmuş; Bahreyn, Slovakya, Somali.
Bakıldığı zaman denk düşen raportörlerin en azından ikisinin Türkiye’ye torpil geçmesi ilk başta beklenebilir. Üstelik Bahreynli raportör başörtülü bir hanımefendi.
Fakat hiç öyle olmamış.
Hem uluslararası sivil toplum örgütlerinden ve BM kurumlarından alınan görüşlerle hazırlanmış olan rapor, hem de Türkiye’den Trabzon Karadeniz Kadınlar Platformu’ndan Diyarbakır Barosu’na kadar her renkten, siyasi görüşten 90 STK’dan ve onlarca uzman kişi ve örgütten görüş alınarak hazırlanan rapor, Türkiye’nin insan hakları manzarasını net biçimde ortaya koymuş.
Epey eleştirel olduğunu herhalde söylemeye gerek yok.
Devletin resmi görüşünü yansıtan raporu okurken ise başka bir ülkeden bahsedildiği hissine kapılıyorsunuz. Cumhurbaşkanlığı sistemiyle kuvvetler ayrılığının güçlendiği, yargının bağımsızlaştığı, toplantı ve gösteri özgürlüğünün olduğu bir paralel evren anlatılıyor.
Ama yine de Türkiye hem raporda hem de Büyükelçi Kaymakçı’nın konuşmasında savunmasını insan hakları ve demokrasi sorunlarının tümüyle inkarı üzerine kurmamış.
Herhalde artık bunları tümüyle reddetmek ikna edici olmayacağı için, sorunların varlığı kabul edilmeden “önce bir sor niye” argümanları sıralanmış.
Türkiye’nin aynı anda FETÖ, PKK, YPG, DHKP-C, IŞİD’le mücadele ettiği, güvenlik risklerinin arttığı, 15 Temmuz darbesiyle zorunlu olarak bir olağanüstü hal rejimine girdiği anlatılmış.
Hemen ardından da olağanüstü halin bitişiyle birlikte bir normalleşme ve reform dönemine girildiği iddia edilmiş.
Bu normalleşme ve reforma gösterilen deliller ise Yargı Reformu Paketi ve İnsan Hakları Eylem Planı. Sorunların çözümüne adres olarak biri Meclis’e getirilmiş, diğerinin içeriği belirsiz bu iki paket gösterilmiş
Bir de iki kurum. Ne iş yaptıklarını çoğumuzun bilmediği, hayatımızda pek bir karşılığı olmayan Ombudsmanlık ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu. (TİHEK).
20 sayfalık raporda 22 kez TİHEK’ten ve 13 kez Ombudsman’dan bahsediliyor.
Ama Cenevre’de rapor üzerine Türkiye’ye 125 ülkeden yöneltilen soru ve yorumlara bakılırsa bu savunma stratejisi pek ikna edici olmamış gözüküyor.
Aslında ikna olmuş olanlar da yok değil.
Ama o ülkelerin hiçbiri Büyükelçi Kaymakçı’nın yakından tanıdığı Avrupa ülkeleri değiller.
Türkiye oturumunda raporlarla ilgili soru cevap kısmına geçilince ilk sözü Venezuela almış. Venezuela’dan mültecilere yaptıklarından dolayı Türkiye’ye gelen hararetli tebriklerle açılmış oturum.
Sonra dost ve kardeş Katar söz almış. Onlar da Türkiye’ye, Yargı Reformu ve mültecilere yaptıklarından dolayı takdirlerini bildirmişler.
Yemen, Afganistan, Arnavutluk, Azerbaycan da Türkiye’nin demokratikleşme adımları, yargı bağımsızlığını artırma ve insan haklarını geliştirme çabalarını takdir etmişler.
Fakat bu konularda sicili daha parlak ülkelerden deprem için başsağlığı mesajları dışında pek olumlu söz duymamış heyetimiz.
Çok sayıda soru soran ABD temsilcisi Cumartesi Anneleri’nin eyleminin neden yasaklandığını sormuş. Almanya Wikipedia kararını takdir ederken Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının neden uygulanmadığını gündeme getirmiş. İsveç medya özgürlüğünü, Kanada Alevilerin haklarını, İngiltere Selahattin Demirtaş ve Ahmet Altan’ın haksız tutukluluklarını hatırlatmış.
Bu zor sorulara cevap vermek için söz alan Büyükelçi Faruk Kaymakçı da önündeki hazırlanmış dokümandan ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığı, gazetecilerin de hukukun üstünde bulunmadığı, gazetecilikten değil terörden tutuklandıkları gibi klasik argümanları sıralamış, kayyım atamalarını “Haklarında soruşturmalar var” argümanıyla savunmuş, her meselede mucizevi çözümü ise Yargı Reformu, İnsan Hakları Eylem Planı’na bağlamış.
Ama en hazin kısmı, Türkiye’de insan hakları, demokrasi, ayrımcılıkla mücadele için iyi örnekleri ancak maziden; Kürtçe derslerinin başlamasından, başörtüsü yasağının kaldırılmasından, azınlık vakıflarına mallarının iade edilmesinden, 2013’de demokratikleşme paketinden verebilmiş olmasıydı.
Bir de son zamanlarda AİHM baskısı ya da Anayasa Mahkemesi kararlarıyla gelen ve hükümetin pek de memnun görünmediği tahliyeleri normalleşme işareti olarak göstermesi.
Ama herhalde onunkinden daha trajik olanı İçişleri Bakanlığı temsilcisinin önündeki kağıtlardan okuduğu cevaplardı.
Bakanlık temsilcisi Türkiye’de gösteri hakkının sınırlanmadığını anlatırken rakamlar verdi, meğer Türkiye’de 2018 yılında 46.389, 2019 yılının ekim ayına kadar da 39.918 gösteri düzenlemiş, ancak yüzde birinin altında devlet müdahalesi olmuş.
En ilginç kısmı ise bir İçişleri Bakanlığı bürokratından
LGBT savunması dinlemek oldu. Belçika ve İngiltere’den gelen sorular olmasa devletimizin LGBT-dostu olduğunu yetkili bir ağızdan duyamayacaktık.
Meğer 2015-2019 yılında LGBTİ’ler farklı şehirlerde 97 faaliyet yapmışlar ve bunlara 20 bin kişi katılmış. Sadece bu gösterilerde şiddete başvuran 119 kişi gözaltına alınmış.
İçişleri Bakanlığı temsilcisi neden Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Lisesi önündeki eylemine ve İstiklal’deki Onur Yürüyüşü’ne izin verilmediği sorusuna ise şöyle cevap vermiş:
“Galatasaray Meydanı ve Beyoğlu bölgesi gösteri alanları içinde değil. Galatasaray Meydanı ve İstiklal Caddesi her gün 2 milyon insan geçtiği turistik alanlar olduğu için izin verilmedi”
Demek ki Cumartesi Anneleri yıllarca eylem yaparken Galatasaray Meydanı turistik değilmiş. Devlet seneye Onur Yürüyüşü için LGBT’lilere turistik olmayan bir yer gösterebilirmiş.
İnsan raporları okurken ve oturumdaki savunmaları izlerken hüzünleniyor.
Özellikle de 2010 ve 2015 raporlarına bir göz gezdirince.
Türkiye, nereden nereye gelmişti, şimdi yeniden nereden nereye geri döndü.
Muhatap olduğu sorular ve takdirlerini sunan ülkeler listesi herhalde Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakçı’yı da pek memnun etmemiştir.
Ülkenin resmi pozisyonunu savunmak için orada oturmuş bir bürokrat olarak ona, bahane olarak ülkenin güvenlik sorunlarını hatırlatmak, bütün sorunların çözümleri için topu mucizevi yargı reformu ve insan hakları paketlerine atmak ve yapılmış iyi işler olarak da 2014 öncesinin şimdi Türkiye’de kimsenin sahip çıkmadığı reformlarını hatırlatmak düşmüş..
Yani Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın takıldığı “Prepared” kelimesinden telaffuz daha zor olan meselelerimiz var...
Yazarlar
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları




























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025