Yıldıray OĞUR
Aslında tam soru şu; ne oldu da aylarca reformdan bahsedildikten sonra ülke bir anda 90’lar retro partisi atmosferine girdi?
Sadece üç gün içinde olanlar son üç ayda söylenenleri yalanlamaya yetti.
İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklanmasının 15. gününde TBMM’de tek başına insan hakları komisyonu gibi çalışan, eski Mazlumder Başkanı HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği düşürüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, HDP hakkında Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açtı.
İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklanmasının 17. gününde de İnsan Hakları Eylem Planı hazırlıkları sırasında Adalet Bakanlığı’nın görüşlerini aldığı, Çözüm Süreci’nde devletin Akil İnsanlar Heyeti üyesine seçtiği İnsan Hakları Derneği başkanı Öztürk Türkdoğan Ankara’da gözaltına alındı, akşamında adli kontrol ile serbest bırakıldı.
İplerin daha da gerileceğinin son işareti dün Gezi Parkı’nın İBB’den alınıp Sultan Beyazıt Vakfı’na devredilmesi oldu.
(Not: Bu yazı yazıldıktan sonra yazıdaki otoriterleşmede gaza basıldığı tezini doğrulayan iki vahim adım daha atıldı. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Türkiye, İstanbul sözleşmesinden çekildi ve ekonomide güvenin son dayanağı olan Merkez Bankası başkanı Naci Ağbal görevden alındı.)
Bütün bu olayların tesadüfen üst üste gelmediği açık.
Örneğin Gergerlioğlu ile ilgili milletvekilliği düşürme kararı o kadar hukuksuzca ve aceleyle alındı ki belki de dünya tarihinde ilk defa bir milletvekilinin milletvekilliği tweet RT’lemekten düşürülmüş oldu.
Karar için gaza bastırıldığı anlaşılan Yargıtay dairesinin hakimlerinden biri bile 21 sayfalık karara 16 sayfa şerh düşmek zorunda kaldı.
En trajiği de 10 ay hapis cezası kesinleşen Mazlumderci Ömer Faruk Gergerlioğlu’nu Meclis’ten çıkarma işinin kas gücüyle Meclis amiri yapılmış Televoleci eski futbolcuya düşmesi oldu.
HDP kapatma davası da o kadar hızlıca açılmış ki iddianamede hayatta olmayan Dengir Mir Mehmet Fırat, İbrahim Ayhan hakkında bile başsavcı beş yıl siyasi yasak istiyor.
Siyasi yasak istenen 687 kişi içinde Celal Doğan, Altan Tan, Leyla Zana gibi isimler, 2015’deki seçim hükümeti döneminde bakanlık yapmış iki HDP’li milletvekili, HDP kurulurken içinde yer almış eski eczacılar odası başkanı, çevreciler, hayvan severler, LGBT aktivistleri, vicdani retçiler var.
Zaten 609 sayfalık iddianamenin ilk 581 sayfası bu 687 kişi hakkında UYAP’ta bulunan bütün davaların copy paste edilmesinden ibaret. Mesela ÖDP’li Hopa eski belediye başkanı Yılmaz Topaloğlu’na beş yıl siyasi yasak istenirken işlediği iddia edilen tek suç: “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşte ihtara rağmen kendiliğinden dağılmamak.”
İddianamede en ağır suçlama cümlelerinde ise “neredeyse”, “bırakın” gibi hukuktan çok sitem dolu ifadeler kullanılmış:
“Terör örgütünü, terörü lanetlemeyi bırakın tek bir eleştiri cümlesi bile kurmayan veya kuramayan partinin...”
“Neredeyse yukarıda bahsedilen suçlardan adli sicil kaydı bulunmayanlara gerek genel merkez gerekse teşkilat kademelerinde görev verilmesinden imtina edilmiştir.”
Ama şu cümleye gelince ben bu tarzı bir yerden hatırlıyorum diyorsunuz:
“Davalı HDP'nin, hiçbir milli meselede Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yanında yer almadığı, Türk devletinin ve milletinin karşısında yer alan kim varsa haklı olup olmadıklarına bakmaksızın ön kabulle onların safında yer almayı tercih ettiği…”
Bu tarzı tabii ki parti kapatma işinin üstadı Vural Savaş’ın iddianamelerinden hatırlıyoruz.
(Yeni nesil belki hatırlamaz, şu tarz cümleleri kastediyorum: “Fazilet Partisi Genel Başkanı dahil tüm yöneticileri, milletvekilleri ve belediye başkanları adeta kandan başka bir şeyle beslenemeyen vampirler gibi...”)
Yeni başsavcı ile onursal başsavcı aynı hukuki geleneğin mensubu, aralarındaki tek fark yeni başsavcının, Vural Savaş’ın kapatma hayalleri kurduğu imam hatip okulundan mezun olması. Herhalde Vural Savaş HDP iddianamesini okusa bu önyargısından dolayı utanırdı.
Bu iddianame biraz değiştirilip, AK Parti hakkında da kapatma davasına da dönüştürülebilir. Çünkü iddianamede HDP-PKK ilişkisinin en somut delilleri çözüm sürecinde HDP’lilerin İmralı ziyaretlerindeki diyaloglarından bulunmuş. Meğerse HDP, İmralı’da Öcalan’ın talimatıyla kurulmuş! Başsavcının tek kaçırdığı nokta o görüşmeler yapılırken masada devlet görevlisinin de olduğu. HDP’ye paralel kurulan DBP’nin logosunu bile Öcalan İmralı’da devletin önünde HDP’lilere tarif etmişti. Ama dün Ahmet Türk’ün dediği gibi İmralı’ya HDP’liler yüzerek gitmediler. Kosteri kimin ayarladığı, HDP’nin kurulmasını sağlayan bu görüşmelere kimin izin verdiği bir paragraf olarak eklenip bu davadan AK Parti’ye doğru bir kapatma yolu açılabilir.
Ama iktidarın öyle bir endişesi pek yok.
Bütün bu adımları atarken de oldukça rahat görünüyor.
Erdoğan’ın yıllarca ısrarla karşı çıktığı, eğer 2010’da dört AK Partili milletvekili yan çizmeseydi, referandum paketine girip, Yetmez ama Evetçiler sayesinde tarih olabilecek parti kapatmaya nasıl ikna olduğu üzerine en iyimser analiz bunun aslında bir becayiş olduğu.
İddia şu: Danıştay’ın Andımız kararı için “pimi çekilmiş bomba” diyen Bahçeli’ye, Erdoğan’ın onca lafından sonra Andımız’da geri atmamak için, MHP Kongre’sinden bir gün önce HDP kapatma davası, hayırlı olsun hediyesi olarak verildi.
Zaten Bahçeli de bir daha Andımız’dan bahsetmedi, böylece bomba da patlamadı. Andımız bombası işin komik tarafı, andı MHP’lilerden daha hararetle savunan bazı DEVA Partililerin elinde kaldı.
Hatta bu becayiş tezini ileri sürenler, AYM’den kapatma kararı çıkmasının 15 üyeden 10’nun oyuyla mümkün olduğunu, şu anki AYM’den böyle bir karar çıkmayacağını hatırlatıp, HDP’nin kapatılmayacağı ama hazine yardımı kesintisi ve siyasi yasaklarla cezalandırılacağını da ekliyorlar iddialarına.
Bu olan bitenler içindeki en iyimser analiz.
Böyleyse sadece yaşananlar ittifakı ve günü kurtarmaktan ibaret.
Ama yine de iktidar ortaklarının birbirine parti kapatma hediyesi verecek rahatlığa nasıl ulaştığı gibi çetin bir soru önümüzde duruyor.
Bu sorunun cevabı dün Ankara’daki bir toplantıda gizli olabilir.
Aslında birkaç gün önce Reuters, ABD’nin araya girmesiyle AB’nin 25-26 Mart tarihlerindeki zirvesinde Türkiye’ye yönelik Doğu Akdeniz bağlamında bir yaptırım çıkmaması konusunda anlaşıldığını, Türkiye ile sorunların diplomatik yollarla çözülmesine karar verildiğini duyurmuştu.
Dün de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çengelköy'deki Vahdettin Köşkü'nde, Avrupa Birliği Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile video konferans görüşmesi yaptı.
Görüşme yapılırken ülkenin en büyük üçüncü partisi hakkında kapatma davası iddianamesi AYM’nin önündeydi, ülkede her gün işlenen ağır insan hakları ihlallerini tek başına dillendiren bir insan hakları aktivisti olan milletvekili tutuklanmamak için çıkmadığı Meclis’teki odasında üçüncü gününü tamamlamıştı ve ülkenin en eski İnsan Hakları Derneği’nin başkanı da gözaltındaydı.
Fakat Türkiye’nin bu ağır şartları Avrupalı liderlerle olan görüşmeden güler yüzlerle çıkılmasını engellemedi.
Avrupalı liderler duydukları derin kaygıları bildirip, Türkiye ile ilişkilerine devam ettiler.
Yani bize yaşadıklarımızla derin bir çelişki içinde görünen son üç aydaki o tüm reform vaatleri, yeni Anayasa sözleri, İnsan Hakları Eylem Planları, ülke neredeyse bir Orta Asya cumhuriyetine dönüşürken edilmiş “kendimizi ve geleceğimizi Avrupa’da görüyoruz” açıklamaları ve tabii ki diplomaside ard arda atılan radikal geri adımlar işe yaramış olabilir.
Tam da maksat hasıl olmuş olabilir.
Türkiye, Batı’yla olan diplomatik sorunlarını çözme, sorun çıkarmamam karşılığında, mevcut durumu artık kabullenilmiş, idare edilecek, jeopolitik krizlerde elde tutulmaya çalışılacak ülke statüsünü elde etmiş gözüküyor.
İktidar çok istediği bu ruhsatı almış gibi.
Aynı anda hem parti kongrelerinde Rabia yemini ettirip, hem de Türkiye’ye sığınmış Müslüman Kardeşlerin televizyonlarını Sisi’ye karşı sert yayınlar yapmama konusunda uyarabilen ve bunu yaparken de “kahrın da hoş, lütfun da hoş” diyen seçmenlerinden herhangi bir tepki almayacağını bilen iktidarın eli çok rahat.
Aynı anda hem dış güçlere karşı çıkan iktidar olup, hem de daha bir sene önce 33 askerini öldürmüş Putin’e katil denmesinden rahatsızlığını açıkça bildirmek, Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanlık iddiasında bulunurken Kanada, Hollanda kadar olamayıp, Uygur zulmüne hala tek kelime etmemek de ümmetin gür sesi olarak görünmeye engel olmuyor.
O yüzden iktidarın her türlü dış politik müzakerede içeride bunu kamuoyuma nasıl anlatırım gibi bir derdi yok.
Dışarıda bu rahatlıkla dış politikada atılan geri adımlarla kurulan güven ilişkileri sayesinde içeride seçime doğru otoriterleşmede gaza daha fazla basılacağı görülüyor.
Yani Batı’da demokrasiye doğru değişimin Türkiye’de de demokrasiye doğru değişimi getireceği tezi o kadar geçerli olmayabilir.
Türkiye, artık böyle kabul edilen ve en azından dış politikada sorun çıkartmaması istenen bir ülke.
Sadece iktidarını koruma dürtüsüyle hareket eden mevcut iktidarın net bir otoriterleşme projesi var.
Ama muhalefetin bu netlikte bir demokratikleşme projesi ve güçlü iradesi görülmüyor. Kafalar karışık, önyargılar, eski devletçi, resmi ideoloji refleksleri hala çok baskın.
Muhalefet kitlesinin önemli bir kısmı yarın okullarda bütün çocuklara zorla Andımız okutulunca derin bir oh çekecek siyasi konfor düzeyinde yaşıyor hala. Türkiye’nin şartları herkese eşit değmiyor.
Ama bundan sonra gün geçtikçe sertleşecek bir devletle baş başayız.
Dünyanın bu kadar sorunu varken, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ayaklarının altından her gün biraz daha hukuk ve demokrasi halısının çekilmesi kimsenin o kadar da umurunda değil.
Demokrasiyi de ancak bu toplumun kendisi kurtarabilir.
Tabii ki kurtarmak istiyorsa...
Yazarlar
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları



























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025