Ali Türer
II. Meşrutiyet yıllarında ortaya çıkan Modernleşme döneminin düşünsel alt yapısını neden Romantizm, Doğalcılık, Deneycilik, Liberalizm gibi tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi hazırlayan dönemin ana akımları değil de Kemeralizm, Işıkçılık, Zihincilik, Pozitivizm gibi akımlar oluşturdu? Bugün yaşadığımız düşünsel kısırlığı ve siyasal karmaşayı anlamak bakımından bu soruya cevap aramak önemli olabilir.
Bu kuşkusuz kapsamlı bir araştırma konusudur. Biz burada sadece Hilmi Ziya Ülken, Şerif Mardin, Taner Timur gibi sosyal bilimcilerin elde ettikleri bulgulardan yola çıkarak Meşrutiyet yıllarında oluşan Modern Eğitim anlayışının Batı’nın düşünce akımlarından nasıl etkilendiğini saptamakla yetineceğiz.
Osmanlı-Türk Modernleşme Sürecinin etkilendiği düşünce hareketlerinin klasik felsefi akımlarla ilişkisini tespit etmek çok kolay değil. Çünkü bu süreçte yer alan düşüncelerin felsefenin belli başlı alt disiplinleri olanvarlık ve bilgi teorilerialanında ne pozisyon aldıkları konusunda belirsizlik var. Belki de geleneksel toplum yapısının kapitalist gelişime elverişli olmadığı koşullarda, modernleşmeyi sürükleyecek düşüncelerin Deneycilik, Doğalcılık, Romantizm, Liberalizmgibi düşünce akımlardan etkilenmesi için bir neden, bir ihtiyaç yoktu. Bu noktada sürecin geleneksel düşünce biçimiyle olan ilişkisini de gözden uzak tutmamak gerekir.
Taner Timur “Osmanlı Modern düşüncesi ‘Gerçek’ ile ilgili temel sorulara eğilirken “devleti kurtarmak için Batı’dan ne alabiliriz?” sorusuna cevap aradı” diyor. (Timur, 1968:113) Şerif Mardin ise Batı siyasal düşüncesinden etkilenmenin, Batıdaki ünlü düşünürlerin eserlerinin Osmanlı İmparatorluğuna girişi yoluyla değil; “fizyokratlar olarak bilinen kamu idaresi kuramcılarının uzantısı sayılan “Kameralizm”yoluyla olduğuna dikkati çekiyor.
Kameralizm, “Aydın Despotizmi” adı verilen siyasal görüşün siyasal teorisidir. Aydın Despotizmi’nin amacı ortaçağ kurumlarının yerine merkezden idare edilen bütün birimlerin türdeş olduğu bir devlet yapısı kurmaktı. 18. Yüzyıl başlarından itibaren batıyla ilişki kuran, Batı’da gördüklerinden etkilenen Osmanlı diplomatları, İmparatorluğun gerilemesinin asıl sebebi olarak devletin toplumun dizginlerini -ve bu arada vergi kaynaklarını- elinden kaçırmış olmasında buldular. Bu dizginleri devlet tekrar eline nasıl geri alabilirdi sorusuna cevabı Kameralizm’de buldular. (Mardin, 1992: 83-84)
H. Ziya Ülken, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi düşünürlerin Avrupa’da ulus devletlerin ortaya çıkışını besleyen “Romantizm”e değil de “Işık Felsefesi (Lumiére) ve zihinciliğe”(Almanya’da Wolff, Fransa’da Volter ve Condorcet) ilgi duyduklarını hatırlatıyor. Hâlbuki bu düşünürlerin Edebiyatımızda romantik devri açtığı kabul edilir? Oysa Batılılaşmak ve Millileşmek bu düşünürlere göre onu zihni terbiye yolu ile aydınlardan halka doğru inmek üzere yaymaktan ibarettir.
Emrullah Efendi “Tuba Ağacı” nazariyesi ile “formalist ve zihinci görüşü” bir pedagoji sistemi haline getirmeye çalıştı. Ona göre aydınların üniversitelerde yapacakları kültürleme faaliyetleri yukarıdan aşağıya halka yayılacak, garpçılığı ve milliyetçiliği halka yerleştirecekti. 1910’lardan itibaren İttihat Terakki’nin Emrullah Efendi eliyle üniversitelerde gerçekleştirmeye çalıştığı reformunun anlamı budur. II. Abdülhamit’in programlara müdahale ederek, müfettişlik sistemi getirerek yapmaya çalıştığını, üniversiteyi siyasi kontrolü altına alarak, İttihat Terakki Sultanileri açarak yapmaya çalıştı. Bu görüşte halk basit ilkel ve pasif bir aletten ibarettir, yukarıdan aşağıya inen zihni kültür ona istediği şekli, kimliği ve anlamı kuşkusuz verecektir.
Ülken’e göre Gökalp, bu içeriği halkın içinden, halkın yaşadığı gerçeklikten değil tarihçi ve dilcilerin “Turan”a ait araştırmalarından ortaya çıkarmaya çalıştı. Gökalp’in öne sürdüğü Türk mitosu, yaşayan bir kıymet halindeki halkın örf ve âdetlerine dayanmaz, dilci ve tarihçilerin öne sürdükleri belgelere göre yapılmış oluşturucu ve yapay bazı fikirlere dayanır.
Ülken eleştirilerini şöyle sıralar: Bu zihinci felsefeye göre Halk şuurlaşacak olan “millet”in temeli ve kaynağıdır. Halk cahildir, acizdir, ona “ilim ve fen” götürülerek her şey halledilebilir. Millet zihni ve teknik gelişmenin son halkası olarak değil, orijinal ve kökten gelen kuvvetlerin şahsi kıymet yaratışlarına imkân vermesiyle ortaya çıkacaktır. “Işık” felsefesi sonuçlar ve ürünler üzerinden milli oluşumu açıklamaya çalıştığı için yüzeyseldir, yöntem bakımından da tersine hareket eder. Kökleri havada ve meyveleri yerde olan Tuba ağacının gerçeğe neden uymadığı buradan anlaşılır (Emrullah Efendi’nin Tuba ağacı naziresinde öne sürdüğü gibi, I. Abdülhamit’ten II. Meşrutiyete ve Cumhuriyet’e kadar Eğitim sisteminde okullaşma ve kurumlaşma yukardan aşağıya böyle şekillenir.) (Ülken, 197-200)
Osmanlı-Türk düşün hareketi üzerinde Pozitivizm oldukça etkili olmuştur. Bu etki Genç Osmanlılardan Jön Türkler’e, onlardan da Kemalist düşünceye taşınır.
Bir medeniyet anlayışı olarak ortaya çıkan Pozitivizm, metafizik düşünceyi, tanrıbilimi inkâr eder. Her şey, toplumsal yapının ve onun evriminin nesnel, bilimsel analizi üzerine kurulur. Pozitivizme göre olaylar arasında belirli neden-sonuç ilişkileri, yasalar, sabit bağıntılar vardır. Bu bakış açısı varlıkların kendine özgü özellikleri olabileceğini, olgu ve olayları kendine has özelliklerinden yola çıkarak tanımayı reddeder. Yaşamda var olan uyum rastlantısal değil, bilim dalları arasındaki uyumda ortaya çıkar. Öyleyse, bütün sosyal bilim dallarında aynı yöntemler uygulanmalıdır; bunlar tümdengelim, gözlem, terim dizini, karşılaştırma, tarih ve soy zincirlerioluşturma olarak sıralanırlar. Pozitivist bir olay karşısında “niçin” sorusunu sormaz; “nasıl” sorusuna yanıt arar.
Pozitivizm gerçeğin “bilimsel olarak” ele alınmasından yola çıkılıp, aslında olması gerekeni tanımlar. Böylece bilimsel davranışlara bir kural, bir düzen getirir. Daha çok tarihin çevrimsel tekrarını, kalıcılığını düzenler. Modernizmin standartlaşma, tek biçimlilik arayışını yansıtır. Böylece Pozitivizmin kendisi bir inanç sistemi haline gelir.
Batıda pozitivizm bilimdeki gelişmenin ve yeni buluşların metafizik ve teolojik inançları derinden sarstığı koşullarda ortaya çıktı. Ortaya koyduğu anlayış ve yöntemle bilimsel-teknolojik gelişmenin hızlanmasına yol açtı.
Osmanlı-Türk toplumsal değişimine yön veren düşüncenin Batı’daki ekonomik, teknolojik gelişmeyi açıklayabileceği bir sihirli değneğe ihtiyacı vardı. Bu noktada pozitivizm, “bilim ve fenne dayanan medeniyet” arayışına yol gösterdiği aynı zamanda Hıristiyanlığa da bulaşmadığı için benimsendi. Osmanlı imparatorluğuna Pozitivizm, Comt ve takipçilerinin düşüncelerini savunma biçiminde değil, her türlü inancı hoş gören bir çeşit laik metot olarak girdi.(Timur:116)
Cumhuriyet döneminde laik yönetimve laik eğitimanlayışının temelleri de sorunlu biçimde böyle oluştu. Bu ortaya çıkışta Ziya Gökalp’in önemli rolü oldu. Gökalp kavramların analizinden yola çıkarak ideal toplumun “millet”te” “nasıl” şekillenmesi gerektiği yolunda gerekirciarayış ortaya koydu.
Peki, Türk düşünce hayatında pozitivist etkinin sonuçları nelerdir?
Pozitivizm Türk düşünce hayatında geleneksel değerlerin ve dini inancın toplum içinde gerilemesine, hoşgörüsüzlüğün yaygınlaşmasına, dogmatik tutumun yaygınlaşmasına, düşünce hayatının kısırlaşmasına, bilimin ve bilimsel bilginin her derde deva görülmesine ve mutlaklaştırılmasına yol açtı. Bugün Türkiye siyasal yaşamı bu kısırlaşmanın, mutlaklaştırmanın, hoşgörüsüzlüğün sonuçlarını yaşıyor. Buna karşılık pozitivizmin bilim düşüncesinin ve bilimsel yaşamın gelişmesinde olumlu rol oynadığını da kabul etmek gerekir.(Bolay: 279-280)
Bu temel düşünsel yapı içinde “iş içinde eğitimi” araç edinen dayanışmacı, kolektivist, işe ve ürüne dönük yaklaşımlar da görüldü (İ. H. Baltacıoğlu gibi). Ancak bunu eğitim anlayışının pragmatist yüzünü ortaya çıkarmaktan çok, kendine özgü karakteristik çizgisine pragmatist düşünce içinde dayanak noktaları aramak ile açıklamak daha doğru olur.
Görüldüğü gibi Batı’dan etkilenilen bütün düşünsel siyasal akımlar esas olarak sistemde istikrar arayan, ideal toplumsal kuruluşu arayan ve bu arayışta aydına, sosyologa özel rol yükleyen düşünsel akımlardır.
Osmanlı Devleti çökmektedir, bu çöküş içinden toplumsal yapıyı koruyacak, ayakta tutacak örgütlenme nasıl çıkarılabilir, aydınlarımız asıl buna kafa yormuştur. Ve bu kafa yormanın sonucu da eğitime hep ideolojik müdahale olmuştur. Bu düşünce de halk yok, insan haklarına saygı, sahip çıkmak yok, halkı temsil etmek yok, huzuru demokraside aramak hiç yok. Huzuru yukarıdan aşağıya tesis etmek var. Devleti kurtarmak var.
Bu arayış bugün de İslamcılık, Batılılaşma, Türkçülük, Kürtçülük tartışmaları içinde devam edip gidiyor. Ama gerçek şu ki ne huzuru tesis ettik, ne de devletin kurtuluşunu güvence altına alabildik.
KAYNAKLAR
Şerif Mardin, Türk Modernleşmesi (İstanbul: İletişim Yay.,1992), s. 83-84.
Süleyman Hayri Bolay, “Pozitivizmin ve Pragmatizmin Türk Milli Eğitimine Etkileri”, Türkiye 1.Eğitim Felsefesi Kongresi: Bildiriler-Müzakereler 5-8 Ekim 1994 (Van: 100.Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları, 1995), s.272.
Hilmi Ziya Ülken, Millet ve Tarih Şuuru (İkinci Baskı, İstanbul: Dergah Yay., 1976), ss. 197-198-199.
Guy Samama “Agust Comte ve Pozitivizm ” Thema Larousse Cilt:1 (İstanbul: Milliyet Yayınları, 1994), ss. 424-425.
Taner Timur,Türk Devrimi: Tarihi Anlamı ve Felsefi Temeli (Ankara: Sevinç Mat., 1968), s.116.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları

















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024