Alper GÖRMÜŞ
Uğur Mumcu’nun yedinci ölüm yıldönümü olan 24 Ocak 2000 tarihli Cumhuriyet gazetesininCumhuriyet imzalı başyazısında, Mumcu cinayetiyle öteki “laik aydın cinayetleri”nin çözülememiş olması “geçmiş gerici iktidarlar”a fatura ediliyor, başyazı şu iyimser ve umutlu cümleyle sona eriyordu:
“Dileriz ki ülkemiz 28 Şubat’la girdiği yeni dönemde bir çözüme ulaşsın; geçmişin faili meçhul cinayetlerini aydınlatarak hukuk devletine doğru yürüdüğümüzü iç ve dış dünyadaki kamuoyu karşısında kanıtlasın!..”
28 Şubat’ın yolunu açmak üzere planlanıp uygulamaya konulmuş faili meçhul cinayetlerin aydınlanmasını 28 Şubat’çılardan ummak!
Bir başyazı müellifi ancak bu kadar feraset sahibi olabilir!..
Bu tarihten 12 yıl sonra, birkaç gün önce, Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’nun cinayete ve sonrasına dair anıları kitap olarak yayımlandı...
Aklımda iki soru var...
Birincisi: Acaba o başyazıyı kaleme alan kişi, Güldal Mumcu’nun bugün anlattıklarının ne kadarını biliyordu?
İkincisi: Her 24 ocakta okurlarına “Mumcu’nun katili Ortaçağ karanlığı” duygusunu geçirmek için ellerinden geleni yapan Cumhuriyet yöneticileri, yazarları, editörleri Güldal Mumcu’nun bugün anlattıklarının ne kadarını biliyorlardı?
Bu soruları soruyorum, çünkü kitapta anlatılanları bilen birilerinin yıllar boyunca “Mumcu’nun katili Ortaçağ karanlığı” yayıncılığı yapabilmeleri bana imkânsız görünüyor...
Nedeni açık: Eğer Uğur Mumcu’nun inançlı bir arkadaşıysanız, bunun onun ruhunu muazzep edeceğini bilir, kendinizi böyle bir yayıncılıktan esirgersiniz... Yok eğer ahlakınızın kaynağı “seküler” ise, o zaman da bunun onun hatırasına büyük bir saygısızlık olacağını bilir, kendinizi yine böyle bir yayıncılıktan esirgersiniz...
Görmek isteyenlerin kitaba ihtiyacı yoktu ama...
Tam bu noktada, “Kitapta anlatılanların bir bölümü zaten biliniyordu ve kitaptaki ilave anlatımlara ihtiyaç duymadan, sırf bunlara dayanarak da Mumcu’nun katilinin başka bir ‘karanlık’ olduğu sonucu çıkartılabilirdi” diyenler tamamen haklı!
Haklısınız, kendimce “bildiğini bilmiyormuş yapma sanatı”na başvuruyorum: Tacâhül-i ârif!
Ben zaten kitaptan önce bilinenlerden ve Uğur Mumcu’nun katledilmesiyle başlayan meş’um 1993’te olanlardan hareketle defalarca sordum başlıktaki soruyu... Şimdi bir daha sormamın nedeni, kitaptan sonra da bu yönde bir “aydınlanma”ya tanıklık edemiyor olmamın yarattığı şaşkınlık...
Neyse, konuyu dağıtmayalım... Soru şuydu: Cumhuriyet gazetesi çevresi ve aslında bütün laik çevreler şayet kitapta anlatılanları biliyorduysalar (ki en azından Güldal Mumcu’nun dostlarının bunları bildiğini varsayabiliriz), o yayıncılığı nasıl sürdürebildiler...
Böylece geldik, Güldal Mumcu’nun neler anlattığı faslına...
Yeşil’in ziyareti: 1996, kurban bayramı...
Kitabın “flaş”ı hiç kuşkusuz, 1993 olaylarının bir bölümüne ve ondan önceki ve sonraki birçok olaya karışmış olan “Yeşil” kod adlı devlet görevlisi Mahmut Yıldırım’ın 1996’da Mumcu’ların evini ziyaret ettiğinin açıklandığı bölümdü...
Yeşil, iki küçük çocuğun elini tutarak eve gelmiş 1996’nın kurban bayramında ve ayaküstü, şifrelerle, sembollerle dolu birkaç cümle sarf ettikten sonra evi terk etmiş. (Bana sorarsanız, ziyaretin kurban bayramında gerçekleştirilmiş olması bile çok sembolik!) İlk cümlesi, “Sokaktaki caminin adının Ti Camii olarak değiştirilmesi gerekir. Bunu sizin sağlamanızı istiyorum” olmuş. (Mumcu, “ti”nin hedef anlamında kullanıldığını çıkarmış daha sonra.)
Sonra aralarında şu konuşma geçmiş:
Yeşil: “Olayın failini bulsak, sizin için yeterli olur mu?”
Mumcu: “Ben gerçeği istiyorum.”
Yeşil: “Olayı yapanı bulsak, sonra etrafından da birkaç kişi bulunsa yeter mi? Çünkü siz ne isterseniz o olacak...”
Mumcu: “Ben gerçeği istiyorum.”
Yeşil: “Haa, anladım. Siz hepsini istiyorsunuz.”
Mumcu: “Ben gerçeği istiyorum.”
Yeşil: “Siz hepsini istiyorsunuz. O zaman üç tane gül alacağım. Birini Başbakanlığa, birini Çeçenistan’a, birini de Uğur Bey’in öldürüldüğü yere koyacağım.”
Soruşturma savcısı ölü bulunuyor...
Kitapta yer alan ve en az Yeşil’in ziyareti kadar manidar bir başka olay, davanın savcısı Kemal Ayhan’ın evinde ölü bulunması... Cumhuriyet’in (18 kasım) sürmanşet alanından, “O savcıya otopsi bile yapılmadı” başlığıyla sunulan olay, iki spot hâlinde şöyle özetleniyordu:
Birinici spot: “Güldal Mumcu: Davaya yeni atanan Savcı Kemal Ayhan’la görüşmeye gittik. ‘Olayın failleri konusunda bir kanaat elde ettiniz mi?’ dedim. Biraz tereddüt geçirdi. ‘Uluslararası istihbarat örgütleri, biraz mafya ve karanlık güçler... diyeyim’ dedi.
İkinci spot: “‘Faillere büyük ölçüde ulaşmaya çalışıyoruz’ diyen Savcı Kemal Ayhan, eşi ve çocuklarının tatilde olduğu bir sırada evinde ölü bulundu ve aynı gün otopsi dahi yapılmadan Başsavcı Nusret Demiral’ın talimatıyla defnedildi.”
“Bu işi devlet yapmıştır!”
Savcılardan söz açılmışken, davanın ilk savcısı Ülkü Coşkun’la Güldal Mumcu
arasındaki diyalogu hatırlamadan geçmek olmaz... 18 Şubat 1993’te, yani cinayet tarihinden 25 gün sonra Mumcu’ların evinde geçen diyalogun iki de şahidi vardır: Ailenin avukatlarından Emin Değerve Uğur Mumcu’nun ablası Beyhan Gürson... Güldal Mumcu, kitabın 57-58. sayfalarında şöyle aktarıyor bu kan dondurucu diyalogu:
“Güldal Hanım üstüme gelmeyin. Namus borcumuz dediler, bugüne kadar hükümetin hiçbir üyesi dosyanın ne olduğunu bana sormadı. Bu işi devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse çözer.”
“Nasıl yani hani Amerikan filmlerinden izliyoruz onun gibi mi?”
“Evet.”
“Temizlikçilerini de yolladılar mı?”
“Evet, ama bu söylediklerimi basına açıklarsanız yalanlarım.”
Bir başka Ülkü Coşkun- Güldal Mumcu diyalogu kitabın 70. sayfasında yer alıyor:
“Bana olayı aydınlatmam konusunda yazılı emir verilirse olay çözülür.”
“Size ‘olayı aydınlatmayın’ diyen kim? Bir savcı olarak önünüze gelen dosyayı aydınlatmakla yükümlüsünüz zaten.”
“Anlamıyorsunuz Güldal Hanım.”
“Evet anlamıyorum. Kim size olayı çözmeyin, diyor. Yazılı emir istediğinize göre...”
Bu diyalogları, Güldal Mumcu’nun 19 kasımda Cumhuriyet’ten Işık Kansu’ya verdiği söyleşide verdiği bilgilerle okumak gerekir:
Ailenin avukatları, Ülkü Coşkun’un “soruşturmayı savsakladığı” gerekçesiyle Adalet Bakanlığı’na başvurmuşlar. Bakanlığın görevlendirdiği müfettişler, savcının soruşturmayı savsakladığı sonucuna varmışlar ve raporlarında savcı hakkında disiplin cezası uygulanması gerektiğini belirtmişler.
Gerisini Güldal Mumcu şöyle anlatıyor:
“Fakat bu istem uygulanmadı. Bu istemin uygulanması için Askerî İdare Mahkemesi’ne başvurduk, çünkü Ülkü Coşkun askerdi. Askerî İdare Mahkemesi, bu cezanın uygulanamayacağını, neden uygulanamayacağı konusunun da açıklanamayacağını, çünkü bunun devlet sırrı olduğunu söyledi.”
Nasıl, şahane değil mi?
“Bulun deniyor, bulun ulan denmiyor!”
Kitabın yayımından hemen önce kitabı tanıtmak amacıyla Cumhuriyet’te yayımlanan dizinin ikinci bölümünde, Güldal Mumcu’nun başka ilginç anılarına da yer verilmiş... Mesela 13 Nisan 2000’de yaşadığı şu tecrübe:
“Olay yeri inceleme ekibinden Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Uğur Badem telefon edip ziyaret etmek istediğini söyledi. Vakfa davet ettim, geldi.
“Çalışmalarına devam ettiklerini, araştırmalarını sürdürdüklerini söyledi. Ama biraz sıkıntılı bir hâli vardı. ‘Güldal Hanım, bize bulun diyorlar’ dedi.
“E başka ne söyleyeceklerdi ki’ diye sorunca, ‘Bulun ulan! denmiyor. MİT, Emniyet, siyaset arkamızda tam durmuyor’ diye cevap verdi.”
Güldal Mumcu’nun bunu açıkladığı iyi oldu. Böylece biz, devletteki soruşturma dilinin incelikleri hakkında da bilgi sahibi olmuş oluyoruz. Buna göre, “Bulun ulan” demek, “failleri bulun, yoksa çıranızı yakarım” anlamına gelirken, “bulun” demek, “Bulmayın ulan” anlamına geliyor!..
Güldal Mumcu’ya “Sizi temin ederim ki hanımefendi, benim başında bulunduğum teşkilatın, eşinizin öldürülmesi olayıyla bir ilgisi yoktur” diyen MİT Başkanı; yanına büyük umutlarla gidilen fakat kendisinden sadece “Eşiniz arı kovanına çomak sokmuştu” cümlesi sâdır olan Başbakan da var ama, onların ayrıntısına girmeyelim artık...
Kitapla ilgili bölümler bu kadar...
Sonraki yazıda, bütün bu gerçeklerin ışığında, yüzbinlerce insanın askerlerle birlikte yürüyüp“Ortaçağ karanlığı”na karşı öfkelerini haykırdığı Uğur Mumcu’nun cenaze törenine bakacağız... Oradan hareketle de, tarihimizdeki, demokrasi karşıtı güçlerin manipüle ve mobilize ettiğinden kuşkulanmamız için elimizde “dev” nedenlerin bulunduğu başka “dev gösteriler”i hatırlayacağız...
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları






















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025