Ayşe HÜR
"...Eskiden gaddar olan Türkler, Asya halklarına özgü tatlı ve sakin bir yapılanma gösteriyorlar artık... Türkler, ağaçlara da saygı gösteriyorlar... Ağaç kesmek kadar kaçınılan başka şey yok."
Son üç günüm, Taksim-Gezi Parkı’ndaki ağaçları sökümden kurtarmak için başlatılan toplumsal eylemlerde geçti. Defalarca biber gazı teneffüs ettim, boğulma tehlikesi geçirdim. Ancak yine de şanslıydım. En azından binlerce başka kişinin başına geldiği gibi dayak yemedim, kafama gaz kapsülü isabet etmedi, panzerin altında kalmadım, kolum kopmadı ve bu sayede bu haftaki yazımı yazmam mümkün oldu. Elbette üç günlük sürekli eylemlilik hali yüzünden, size layık kalitede bir yazı ortaya çıkaramamış olabilirim. Bu yüzden peşinen affınızı diliyorum.
Başbakan’ın 1940’ta yıktırılan ‘Topçu Kışlası’nı ihya etme kisvesi altında AVM ve rezidans yapma planını açıkladığı günlerde kaleme aldığım ‘Menderes ve Erdoğan’ın Jakoben Belediyeciliği’ (Radikal, 4.11.2012) yazımda Taksim Meydanı’nın, Topçu Kışlası’nın tarihçesini anlatmıştım. Yıkılan kışlanın bıraktığı boşlukta kurulan ve Taksim Gezi Parkı diye bilinen 38 bin m2’lik yeşil alan, uluslararası şehircilik ve mimarlık tarihinin tanınmış isimlerinden, şehirci- mimar Henri Prost tarafından 1939-1942 yılları arasında törensel ve anıtsal bir alan olarak tasarlanmış. Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün adına atıfla İnönü Gezisi diye adlandırılan park, daha sonraki dönemlerde Taksim Gezisi olarak bilinmiş. İstanbul I No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu parkı, 1993’te ‘kentsel sit alanı’ ilan etmiş. Her geçen gün yatay ve dikey betonlaşma ile katledilen İstanbul’un nadir yeşil alanlarından biri olarak büyük öneme sahip olan Gezi Parkı’nın kaderi, hükümetin büyük bir gaddarlıkla ezmeye çalıştığı toplumsal hareketin başarısına bağlı görünüyor.
Bir ‘meyve bahçesi’ olarak İstanbul
Gelin ‘Gezi Direnişi’nin başarılı olmasını beklerken, ağaçların tarihinde küçük bir gezinti yapalım.
“…Eskiden gaddar ve savaşçı olan Türkler, Asya halklarına özgü tatlı ve sakin bir yapılanma gösteriyorlar artık... Türkler, ağaçlara da saygı gösteriyorlar… Ağaç kesmek kadar kaçınılan başka şey yok.”
Bu satırlar 1784 Haziranı’nda İstanbul’da bulunan Leh soylusu, dilbilimci, tarihçi, mucit Jan Potocki’ye ait. Bugünü düşününce, şaka mı yapıyor diyor insan ama benzer sözleri ‘Le Corbusier’ namlı ünlü Fransız mimar Charles-Edouard Jeanneret de sarf etmiş. 1911’de Edirne, Bursa ve İstanbul’u kapsayan gezisinden sonra şöyle demiş Le Corbusier: “...İstanbul’un çehresini hatırlatan acele ile çizilmiş krokileri hâlâ saklıyorum. Ne güzel renkli ve canlı bir şehriniz var… İstanbul bir meyve bahçesidir, bizimkiler ise taş ocakları!..” Le Corbusier yaşasaydı da neresi ‘meyve bahçesi’, ‘neresi taş ocağı’ olmuş görseydi!
Le Corbusier’in bahsettiği ağaçlar muhtemelen bildiğimiz sıradan ağaçlar. Bir de ‘anıt ağaçlar’ var. ‘Anıt ağaç’, bir ağaç türünün, var olan diğer örneklerine oranla yaş, çap, büyüklük ve görünüm açısından çok daha farklı boyutlarda bulunan ağaçlara deniyor. Anıt ağaçlar, bilimsel açıdan değerli oldukları kadar, tarihsel, kültürel ve estetik açılardan da çok önemli. Anıt ağaç olmak için çok yaşamak gerekiyor. Yaşarken de pek çok olaya tanıklık etmeleri kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla kiminin aşağıda hikâyesini anlattığım ‘Yeniçeriler Ağacı’ ve ‘Vak Vak Ağacı’ gibi kanlı öyküleri, kiminin İstanbul-Bebek’teki ‘Manolya Ağacı’ gibi romantik çağrışımları, kiminin Beydağı’nı süsleyen ‘Mengerli Çınarı’ gibi hüzünlü hikâyeleri var. Kiminden Bolu’daki ‘Uşaklı Can’ gibi mucizeler yaratması bekleniyor, kimi Domaniç’teki ‘Çoban Murat Çamı’ gibi mistik duygular uyandırıyor. Kimi Küçük Çamlıca Tepesi’ndeki ‘Âşıklar Çınarı’ gibi aşıklara yuva oluyor, kimi Bursa Orhan Camii avlusundaki ‘Eskicibaba Çınarı’ gibi şairlere ilham veriyor. Gezi Parkı’ndaki 70’lik ağaçların altında yatan âşıkların, evsizlerin hikâyesini yazan da vardır elbet...
Elmalı Hazineleri
Türkiye’de yaşları 400 ile 2 bin arasında değişen 100 anıt ağaç kaldı. Bunların başında Batı Toroslar’daki Elmalı ilçesinin Çığlıkara bölgesindeki ‘Aslan Ardıç’, ‘Koca Katran’, ‘Koca Sedir’, ‘Dibek Sedir’, ‘Koç Sedir’, ‘Şah Ardıç’ ve ‘Katil Sedir’ gibi adlarla bilinen dev ağaçlar grubu geliyor. Bunlardan ‘Koca Sedir’ tam 2 bin yaşında. Uzmanlar çok canlı olan bu anıt ağacın eğer bir felakete maruz kalmazsa, en az 500 yıl daha yaşayacağını umuyorlar. Yine aynı bölgedeki Çığkuş mevkiinde, 2 bin yıldır 2200 metre yükseklikten dünyayı selamlayan yarı ölü ardıç ağaçlarının birçoğu da anıt ağaç niteliğinde. Bu ağaçlara Elmalı Hazineleri adı boşa verilmemiş.
Diğer anıt ağaçların hepsinin adını saymaya yerimiz yetmez ama hiç olmazsa bazılarını anabiliriz: Hatay-Samandağ’daki Musa Köyü’ndeki Mersin Kepirli Köyü’ndeki 3 bin yıllık ‘Ulu Çınar’, Bursa’da Osmanlı Devleti’nin kuruluş mitolojisinin parçası sayılan ‘Baba Sultan Çınarı’, Bursa Uludağ yolundaki 600 yıllık ‘İnkaya Çınarı’, İznik’teki 550 yıllık ‘Topkapı Çınarı’, İstanbul Kemerburgaz yakınlarındaki 7 metre çaplı gövdesi ile ‘Pirinçci Kavağı’, Uşak-Tepedelen’deki ve Kütahya-Tavşanlı’daki karaçamlar, Karaman’da Ketane Camii’ndeki pelit ağacı, Mersin-Gülnar Babadıl mevkiindeki ve Muğla-Dallı mevkiindeki serviler, Kütahya-Kumarı Köyü’ndeki hâlâ meyve veren bin yıllık kestane ağacı, Gülnar-Delikkaya yolundaki 2.5 metre çaplı gövdesiyle ‘Koca Çatal Çamı’, Bolkar Dağları eteğindeki Kadıncık Vadisi’nin kuzeyindeki 1107 yaşındaki ‘Ana Ardıç’ ile Cocakdere Vadisi’ndeki 900 yaşındaki ardıç ve 625 yaşındaki 40 metre boyundaki, 7.5 metre çaplı koca katran ağacı, Silifke-Gülnar yolu üzerinde birbirine sarılmış iki ağaçtan oluşan Bitişik Ağaç, Erdemli-Küçükfındık arasındaki porsuk ağacı, Eskişehir-İnönü’deki ‘Kepez Saçlı Meşesi’, yine Eskişehir-Seyitgazi’deki ‘Piribaba Meşesi’ ve ‘Keramet Dutu’, Antalya-Keme’deki ‘Gedelma Çınarı’, Hatay-Dursunlu’daki ‘Onat Çınarı’, İzmir-Menemen’deki ‘Dede Menengici’…
Modernite kurbanları
Anıt ağaçlar arasında çınarların özel bir yeri var. Latince ismiyle Platanus orientalis, yani Doğu Çınarı, Türkiye’nin Orta Anadolu hariç hemen her yerinde bulunur. Bunların bir kısmı insanlara değil belki ama yıllara, hatta asırlara meydan okur. Gövdelerinde oluşan kocaman kovuklara rağmen ölüme direnirler ve serin gölgeler oluşturmaya devam ederler. Örneğin bir zamanlar İstanbul’da Suriçi denilen tarihi bölgede dev çınarlar ve atkestaneleri yükselirdi. Bunların bir kısmı ömürlerini tamamlayarak, bir kısmı ise insanoğlunun hoyrat eliyle yok edildi. En büyük ağaç katliamlarından biri, Menderes’in 1957-1958 yılları arasındaki ‘Jakoben imar faaliyetleri sırasında yaşandı. Daha sonra kentin her genişlemesinden, her modernleşmesinden ağaçlar nasibini aldı.
Vak Vak Ağacı’nın Öyküsü
Eyüp Sultan Camii’nin iç ve dış avlularında Fatih Sultan Mehmed ile III. Selim tarafından dikilen dev çınarları seyrederken ya da Kadıköy Osman Ağa Camii’nin avlusundaki çınarın kitabesini okurken insanın içine garip bir duygu dolar ama bunun adını koymak zordur. Bazı çınarların hikâyesi ise çok kanlıdır. Örneğin Ayasofya ile Sultanahmet Camii arasında bulunan ‘Kanlı Çınar’ bunlardan biridir. Çınarın adını veren olay 1648’de geçer. Sultan İbrahim’i tahtından indirmek için ayaklananlar, ilk önce sadrazam Ahmet Paşa’yı yakalarlar ve Sadrazam Sofu Mehmed Paşa’nın Şehzadebaşı’ndaki konağına götürürler. Mehmed Paşa tüm malını mülkünü bağışlaması koşuluyla hayatını kurtarmayı önerince, Ahmet Paşa sevinçle teklifi kabul eder ama boynunu, Cellât Kara Ali’nin yağlı kemendinden kurtaramaz. Bir beygire bağlanan Ahmet Paşa’nın cesedini sürükleye sürükleye Sultanahmet Meydanı’na getirenler bizim çınarın altına bırakırlar. Ama asıl felaket burada başlar. Yeniçeri kıyafetine bürünen bir eşkıyanın, “insan yağı, mafsal ağrılarına iyi gelir!” diye etrafa haberler uçurması üzerine zavallı sadrazamın cesedi, parça parça edilip beşer onar akçeye satılır. İşte bundan böyle Ahmed Paşa ‘Hezarpare’, ‘yani ‘bin parça’ diye anılmaya başlar.
Çınar Vakası
Kanlı Çınar’ın şahit olduğu ikinci olay ise Girit’ten dönen yeniçerilerin dağıtılması âdet olan ‘ulufe’ denilen paralarını alamadıkları için isyan çıkarmalarıyla başlayan kalkışmadır. En şiddeti olayların 4-14 Mart 1656 günleri arasında yaşandığı ancak 9 Mayıs 1656’ya kadar süren olayların başlangıcında sarayın önüne büyük bir kalabalık toplanır, asiler idamını istedikleri kişilerin listesini Padişah IV. Mehmed’e verirler. Padişah Kızlar Ağası’nı, Kapı Ağası’nı, musahibini derhal boğdurtup cesetlerini duvarın üstünden isyancıların ortasına attırır. Ancak gözü dönmüş asiler cesetlerin başlarını keserek bizim Kanlı Çınar’ın dallarına asarlar. Aylarca bu feci manzarayı seyreden halk büyük bir dehşete kapılır. İstanbullular, dalları insan kafasıyla dolu bu ağaca, bir benzetme sanatı yaparak, cehennemin meyveleri insan başı olan ünlü vakvak ağacından ilhamla, ‘Şecere-i Vakvak’ ya da ‘Vakvak Ağacı’ adını verirler. Olay da tarihe ‘Çınar Vak’ası’ diye geçer.
Ama çınarın başına gelenler bitmez. Yıl 1826’dır. II. Mahmud, başıbozuk Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir. O zamanki adıyla At Meydanı’nda, bugünkü adıyla Sultanahmet Meydanı’nda ele geçirilen yeniçeriler, Sultanahmet Camii’nin mahfilinin altında bulunan taş odada boğdurulur ve cesetleri meşhur çınarın altına sürüklenir. Ağacın dalları, sanki meyve yerine insan vermiştir. Şair İzzet Molla bu manzarayı tasvir için bir de beyit düzer: “Bir zaman ehli fitne cami-i Han-ı Ahmedde/Bigünah asmış iken kullarını hallâkim/Şimdi erbab-ı şekanın dökülüp kelleleri/Meyve vaktine yetiştik secere-i vakvakın.”
Yeniçeriler Çınarı
Tayyarzâde Ahmed Atâ Bey’in (1810-1877) Atâ Tarihi’nin (Enderun Tarihi de denir) birinci cildinde anlatılan bir hikâyeden bildiğimiz bir başka ünlü çınar ise Yeniçeriler Çınarı’dır. Tarihi Fatih dönemine (1451-1481) kadar götürülen bu koca çınar, Topkapı Sarayı’nın Birinci Avlu’sunda, şimdiki Arkeoloji Müzesi’ne inen yolun başında, Darphane-i Amire’nin köşesinde yüz yıl kadar öncesine kadar heybetli vücuduyla ayakta kalacaktır. Çınarın gölgesinde her daim resmi giyimli yeniçeri ortaları sıralandığından olsa gerek, avluya bir dönem, Avrupalı seyyahlar “Yeniçeriler Avlusu”, çınara da “Yeniçeriler Çınarı” demişlerdir. O dönemlerde sık rastlandığı anlaşılan ‘ağaç altında oturan Yeniçeri’ manzaraları, İstanbul’un ilk fotoğraflarına konu olmuş, kartpostallara resimleri konmuş, seyahatnamelerde ve başka yerlerde adı geçmiştir. Bu çınardan bahseden seyyahlar arasında 1875 veya 1876’da İstanbul’a gelen İtalyan seyyah Edmond de Amicis, 1893 senesinde İngiliz Sefâreti’nde kâtiplik yapan oğlunu görmeye gelen Georgiana Max Müller de vardır.
Zincirli Selvi
İstanbul-Fatih’teki Kocamustafa Paşa Camii’nin avlusundaki ‘Zincirli Selvi’nin hikâyesi ise şöyle: Rivayete göre selvinin üzerinde bulunan zincir, altından borcunu inkâr eden biri geçerse hareketlenirmiş. Böylece alacağını tehsil edemeyenler, Kadı’ya ‘Zincirli Selvi’yi şahit gösterirlermiş. Ağacın yanındaki mezarın ise Hz. Hüseyin’in kızları Fatma ve Sakine’ye ait olduğuna inanılırmış. Kızların İstanbul’a nasıl geldiği ise muamma. Bazılarına göre Hüseyin’in katili Yezid, kızları Bizans İmparatoru IV. Konstantinos’a cariye olarak göndermiş. Bir rivayete göre ise kızlar Mısır’a gönderilirken gemileri korsanların eline geçince esir olarak İspanya’ya götürülmüş. İspanya Kralı da kızları imparatora hediye etmiş. ‘Tahire-i Muhteremeler’ diye isimlendirilen bu iki kardeşin nereye gömüldüğü bilinmiyor ancak İstanbul’un fethinden sonra Sümbül Sinan Efendi bazı rivayetlere dayanarak Zincirli Selvi’nin yanına bir mezar yaptırmış, yanına da bir Bektaşi Tekkesi kurmuş. Bu tekke II. Mahmut döneminde elden geçirilmiş ve ünlü hattat Yesarizade Mustafa İzzet Efendi’nin talik yazılı bir kitabesiyle süslenmiş.
Büyükdere Çınarı
19. yüzyıla ait bir gravürden bildiğimiz bir başka ulu çınar ise bir zamanlar İstanbul- Sarıyer’de, Büyükdere Çayırı’nda yaşamıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında ya bir yıldırım yüzünden ya da altındaki çay ocağında çıkan yangında yok olan‘Büyükdere Çınarı’nın altında I.Haçlı Seferi komutanlarından Godefroy de Bouillon’un 1096’da karargâh kurduğu rivayet olunur. Bu nedenle çınara Batı kaynaklarında ’Platane de Godefroy Bouvillon’ denilmiştir. Yine kaynaklara göre II. Mahmud sık sık gittiği Büyükdere Çayırı’nda, bu çınarın altında oturup Yeniçerilerin oynadığı Tomak oyununu seyredermiş. Ayrıca dönemin ünlü musiki üstatları çınarın altında konserler verirmiş…
Evet, anlatacaklarımız bitmedi ama yerimiz bitti. Ağaçlarla dolu bir dünya dileğiyle hepinize iyi pazarlar…
Özet Kaynakça: Edmondo de Amicis, İstanbul (1874) Çeviren: Prof. Dr. Beynun Akyavaş, TTK, , 2006; Halil, Edhem, “İstanbul’da Bir Abide-i Tabiatın Ufulü”, Yeni Kitap, Haziran 1928; Dursun Gürlek,, “İstanbulda Çınar Vak’aları”, http://www.akademiktarih.com/tarih-dergileri/477-archives-de-sciences-sociales-des-religions.html; Georgina Max Müller, İstanbul’dan Mektuplar, Çeviren: Afife Buğra, Tercüman-1001 Temel Eser, 1978; Çelik Gülersoy, İstanbul’un Anıtsal Ağaçları, Turing Yayınları, 1989, Necdet Sakaoğlu, “Çınar Olayı”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ile Tarih Vakfı ortak yayını, 1995, Cilt 2, s. 500.
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları


















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2024
9.09.2024
17.11.2022
6.11.2022
7.06.2019
26.12.2017
21.03.2016
13.03.2016
6.02.2016
28.02.2016