Berat ÖZİPEK
Akşam eve giderken üşümemek için adımlarımızı sıklaştırdığınız caddelerde, yol kenarlarında görürüz onları. Bazen buz gibi bir havada veya yağmur altındadırlar, bazen bir otobanda, trafiğin sıkıştığı yerde bulurlar bizi.
Bilmenin yüklediği sorumlulukla yüzleşmemek için bazıları bakışlarını kaçırır onlardan. Ama hızla yanından geçtikleri kadınların, erkeklerin, çocukların bakışları yine de takılır zihinlerine. Bu yüzden de onlara ve onları “getirenlere” kızarlar. Bazıları ise elinden geldiğince kol kanat germeye çalışır onlara, saygı duyar ve sorumluluk hisseder. Soğuğa, açlığa ve ayrımcılığa karşı onların yanında durur.
Aslında eski bir hikâyedir yaşanan. İnsanlık tarihi boyunca insanlar çeşitli sebeplerle evlerini, yurtlarını terk ederek başka diyarlara, başka ülkelere savrulmuşlardır. Ve yine insanlık tarihi boyunca, gittikleri yer yerde bazıları insanca davranmıştır onlara, bazıları horlamış, aşağılamış, ezmiş, katletmiştir.
İki tutum, iki farklı ahlak anlayışını gösterir bize. İnsan onuruna yaraşır bir dünya ile “insanın insanın kurdu” olduğu bir dünya arasındaki farktır söz konusu olan. İnsanın nerede olursa olsun hak sahibi bir varlık olduğunu söyleyen bir hukuk ile “hukuk egemenin yaptığıdır” diyen bir “hukuk” arasındaki çatışmanın galibi belirler sığınmacının kaderini.
İşte tam da bu yüzden, sığınmacıların haklarını korumak için verilecek mücadelede, onlara yönelik olumsuz yaklaşımları kınamanın ötesine geçerek, bu olumsuz yaklaşımlara kaynaklık eden ön kabulleri tartışmak ve mahkum etmek önemlidir.
Sığınmacılar hak sahibi bireylerdir
* Sığınmacılık iradi bir durum değildir. Tercih edilmiş değil, mecbur kalınmış bir durumdur. Unutmamak gerekir ki insanlar evlerinden, ailelerinden, hayatlarından, gündelik ilişkilerinden koparak kitleler hâlinde başka ülkelere, hiç bilmedikleri coğrafyalara gönüllü olarak savrulmazlar. Ve ülkesini terk etmek ve çoğu kez dilini bile konuşamadığı bir ülkedeki kamplarda veya sokaklarda yaşamak kimse için kolay değildir.
* Sığınmacıları kabul etmek bir lütuf değil ödevdir. Hem ahlaki bir ödevdir, hem doğal /tabii hukuktan, hem de evrensel hukuktan kaynaklanan bir ödev. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 14. maddesinde “Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır” diyerek, doğal hukuktan kaynaklanan bu hakkı tanıyarak, bu hakkın neredeyse dünya üzerindeki tüm devletlerin pozitif hukukunun bir parçası olmasını sağlamıştır.
* Sığınmacıların durumu, ülkeye faydasından ya da zararından bağımsız olarak ele alınması gereken bir meseledir. Yani onların geldikleri ülkeye kattıklarının ne olduğu, kattıkları değerler ya da bir şeyler katıp katmadıkları ikincil bir meseledir. Yaşama hakkına yönelik ağır bir tehdit söz konusu olduğunda bunun iktisadi değerini, maliyetini, getirisini-götürüsünü sorgulamak yanlıştır ve konuyu bir fayda-mâliyet analizine tâbi tutmadan değerlendirmek gerekir.
* Esas olan yaşama hakkı tehdit altında olan insanların güvenlik içinde olabilecekleri bir limana sığınabilmeleridir. Acil ve öncelikli olan budur. Suriyeli sığınmacılar için de geçerli olan budur, diğerleri için de.
* İnsanın ahlâki, dini ya da başka bir motivasyonla, empati, rasyonel ikna veya sezgi gibi yollarla başka insanların durumlarını anlamaları mümkündür. Bu bağlamda başka bir durumda hepimizin mülteci olabileceği gerçeğini kabul etmek gerekir. Ama asıl erdem, insanın böyle bir duruma hiç düşmeyeceğini bilse bile, -ki asla bilemez- onun hukukunu savunmaktır.
Sığınmacılar sığındıkları ülkeye değer katar
Sığınmacıların, geldikleri ülkede işsizliğe sebep oldukları veya o ülkenin kültürünü bozdukları gibi yakınmalar, onlara yönelik ayrımcı ve dışlayıcı tutumların en yaygın ortak dayanağıdır. Ve başka pek çok yaygın ve basmakalıp yargı gibi temelsizdir.
Hiç kuşkusuz yaşama hakkının ciddi bir tehdit altında olması ve uluslararası yükümlülükler esastır ve bu tür yargılar doğru olsa bile, sığınmacı haklarını ihlali meşrulaştırmaz. Ama herkes aynı ahlaki ve hukuki motivasyonlarla bakmadığından dolayı, onları ikna edebilmek için, aslında sığınmacıların iktisadi (maddi) bakımdan da uzun vadede faydalı olduklarını ispatlamaya çalışmak pratik bakımdan faydalı olabilir.
* Sığınmacıların geldikleri ülkeye kattıkları ilk bakışta göze görünmeyebilir. Ancak unutmamak gerekir ki gelen insanların önemli bir bölümünün de meslekleri de vardır ve o meslekleri de icra edebilirler. Bu bağlamda bir ülkeye gelen yeni insanlar, yetişmiş insan gücü olarak o ülkeye bazı değerler katarlar. Bir tıp doktoru da sığınmacı olabilir.
* “Geldiler işsizliğe sebep oldular” denen insanlar, aslında tam tersine, iktisadi bakımdan bir kazanımı da temsil edebilirler. Dünya’nın birçok ülkesi, batılı gelişmiş ülkeler de aslında bu anlamda kayıt dışı bir iş gücüne sahipler. Buna bilerek göz yumarlar çünkü iktisadi bakımdan onların düşük ücretlerle çalışması, üretilen malların maliyetini de düşürür. Dolayısıyla iktisadi açıdan bir kazanım söz konusudur.
*Somut olarak bazı iş alanlarında emeğin fiyatını düşürebilir, örneğin bir “ayakkabıcılar sitesindeki” çalışanlar açısından Suriyelilerin çalışması ücretleri düşürüyor olabilir; ama ayakkabı tüketicisi açısından ve toplamda ülke ekonomisi açısından bakacak olursanız bu maddi bir kazançtır.
* Bir başka boyutu ise bir ülkenin izlediği bu türden politikalar, onun dünyadaki saygınlığını arttırır ve orayı cazibe merkezi kılar. Yani çok muhtemeldir ki Erdoğan veya Türkiye Hükümeti Suriyeli sığınmacıları kabul ederken bunu iktisadi bir kazanç kaygıyla yapmamış, bundan bir kâr öngörmemiş, tersine, belki iktisadi kaybı da göze alarak, insani veya dini bir motivasyonla hareket etmiştir. Ama insani bir motivasyonla iktisadî kaybı göze almak, şaşırtıcı bir şekilde, size iktisadî bir kazanç olarak da döner.
Hayat karmaşık, gerçekten çok karmaşık bir olgudur. Ve siz bütün bu karmaşıklık içinde bir sonraki adımın, etkinin nasıl bir tepki doğuracağını kestiremeyebilirsiniz. Burada o yüzden adil davranış kodlarını izlemek, doğru davranış kurallarını izlemek çok önemlidir. Doğru davranış kurallarını izlemenin amaçlanmamış olumlu sonuçları vardır. Yani siz doğru bir şey yaptığınız zaman hiç farkında olmadan, hiç öngöremediğiniz hâlde o size fayda olarak da döner.
2003 yılında ABD, Irak’ı işgal edecekti ve Türkiye’den topraklarını kullandırması için izin istemişti. Türkiye bu izni vermemiş ve o günlerde bu yüzden ülkenin iktisadi açıdan çok büyük bir yıkım içine gireceği iddia edilmişti. Ama öyle olmadı. Türkiye’nin tüm İslam coğrafyasında popülaritesi artı, etkili bir bölgesel aktör olma yoluna girdi ve Arap sermayesini de kendisine çekti. Ve belki de Yunanistan’ın, İtalya’nın içine düştüğü borç krizine düşmemesine de bu tutumu sebep oldu.
‘Mülteciler hoş gelir’
İngiltere’de, 2002 senesinde, küçük bir hediyelik eşya satan dükkânın önünden hızla geçerken dükkânın kapısına yapıştırılmış bir çıkartma gözüme çalınmıştı. Üzerinde “Refugees welcome here” (Mülteciler hoş geldi sefa geldi) yazıyordu. İçerde kimin olduğunu görmedim, bilmiyordum ama kardeşim olduğunu hissetmiştim hiç tanımadığım o insanın. Bugün de öyle hissediyorum.
Mültecilere yönelik hüsnükabul, “Mülteciler Hoş Gelir” yaklaşımı, bir ülkeyi insani, siyasi ve iktisadi bakımdan zenginleştirir. O ülkede yaşayan insanların özsaygılarını ve birbirilerine saygılarını artırır, beraberliklerine ilave moral/ahlaki bir anlam yükler.
Bu bakımdan son dönemde Türkiye’nin Suriyeli ve Êzidi sığınmacılara ilişkin politikası, sığınmacılardan önce bu ülke vatandaşlarının kendilerine yaptıkları iyilik olarak değerlendirilebilir. Türkiye’de toplumun ve hükümetin sığınmacılarla dayanışma adına sergilediği çabanın ahlaki bakımdan ülkeyi yükselttiği, sosyal bakımdan zenginleştirdiği ve iktisadi bakımdan da refahına katkı sağladığı tespiti yapılabilir.
Kış 2014, Sayı 29 / Dernekler ve Sivil Toplum dergisi
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları


























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.01.2026
6.01.2026
5.12.2025
2.12.2025
1.08.2025
28.07.2025
13.07.2025
28.06.2025
21.05.2025
20.02.2025