Eser KARAKAŞ
Geçtiğimiz haftalarda bir Avrupa ülkesinde bir akademik toplantıya katıldım (Basında çok konuşulan Berlin toplantısı değil); ilginç bildiriler sunuldu, çok öğretici tartışmalar yaşandı.
Tüm katılımcıların katıldığı toplantılar dışında bir öğleden sonra da çalışma atölyeleri (workshop) yapıldı.
Bu atölyelerden birinde, başlık “The Crisis of Democracy” (Demokrasinin krizi) idi, galiba üç küçük sunum yapıldı ve bu sunumlar üzerinde tartışmalar oldu.
Bu sunumlardan biri de Polonya üzerine idi; sunumu izlerken gerçekten çok şaşırdım, sunumu yapan öğretim üyesi öyle kelimelerle, öyle değerlendirmeler yaptı ki, Türkiye’yi çok iyi bilen, çok iyi izleyen bir yabancının Türkiye üzerine, küçük kurumsal farklarla ama özü aynı olmak kaydıyla, bir sunum yaptığı izlenimini edindim.
Aşağıda ilgili öğretim üyesinin yaptığı küçük ama çok önemli sunumda kullandığı “power point presentation”dan iki küçük alıntı (iki slayt) yapıyorum, muhtemelen ne demek istediğim, neden şaşırdığım çok iyi anlaşılacak.
İlk slayt:
Kasım 2015: Anayasa Mahkemesinin ablukaya alınması (yazar packing-paketleme kelimesini kullanmış).
2015-2016: Yasama bombardımanı (sistem, yasalar değişiyor).
Aralık 2016: Anayasa Mahkemesine yeni başkan atanması
2017: Anayasa Mahkemesinde farklı bir çoğunluğun elde edilmesine yönelik yeni atamalar
2017’den bu yana: Anayasa Mahkemesinin iktidar partisine giderek artan destek ve yardım için kullanılması.
Manzara çok yabancı değil galiba değil mi?
Bizdeki fark muhtemelen Anayasa Mahkemesi’ne ilaveten (belki de en az AYM) tüm yüksek yargının, hatta tüm yargının, HSK’nın da benzer bir durumla karşı karşıya kalması;i“karşı karşıya kalma” ifadesi çok da doğru olmayabilir belki, gayri iradi bir durum akla getirebilir ama yargının bizdeki bu durumu büyük ölçüde gönüllü bir destek siyasal iktidara.
Ancak, aşağıda sunacağım ikinci slayt (aynı sunumdan), itiraf ediyorum, beni daha da çok etkiledi; anlatımımı daha da inandırıcı kılmak için aşağıda öncelikle sunumun dört başlık altında İngilizcesini, orijinalini de sunuyorum, hemen arkasından da çevirisini vereceğim.
Öğretim üyesinin görüşü bu dört prensibin artık Polonya’nın vazgeçilmezleri haline geldiği.
1-Nation’s will.
2-Supremacy of the Parliament.
3-Legitimacy to change the constitutional order.
4-Rules of law cannot restrict the rules of democracy.
Türkçesi;
1-Milli irade.
2-Parlamentonun üstünlüğü.
3-Anayasal düzenin değiştirilebilmesi meşruiyeti.
4-Hukuk kuralları demokrasi kurallarını sınırlayamaz.
Dördüncü maddenin Türkçesini büyük harflerle yazdım çünkü bu prensip muhtemelen sistemin en önemli ayağı.
Bu ifadeler de sizlerin gözlerinize, kulaklarınıza hiç yabancı gelmiyor değil mi?
Ancak, Polonya’nın da hakkını verelim, onlar henüz başkanlık sistemine geçmemişler, belki de akıllarına gelmemiştir.
Ben, bu sütun da dahil, her yerde hukuk devleti ilkelerinin demokrasi ilkelerinin çok önünde olması gerektiğini savunan bir vatandaşım.
Demokrasi “Ülkeyi kim yönetecek, Ahmet mi, Mehmet mi, Ayşe mi” sorusuna seçmenlerin verdiği bir yanıttır; oysa, “hukuk devleti evrensel ilkeleri ne düzeyde?” “kim?” değil, “nasıl?” sorusuna yanıt aramaktadır, beni de vatandaş olarak ülkeyi kimin yönettiği değil, nasıl yönettiği ilgilendirmektedir doğrusu.
Yukarıdaki ikinci slaytta sunduğum (Polonyalı öğretim üyesinden alıntı) dört ilke ise hukuk devleti ilkelerinin demokrasi (sandık) karşısında nasıl geriletilmek istendiğinin çok güzel bir özetidir.
Milli irade ne demektir, çok muğlak bir ifadedir, olsa olsa çoğunluk iradesi anlamına gelebilir ama çoğunluk iradesinin (milli irade?) de temel hak ve özgürlükler alanına müdahale etme zerre kadar yetkisi, hakkı ve meşruiyeti yoktur.
Bizde ve anlaşılan Polonya’da da çoğunluk iradesinin temel hak ve özgürlükleri geriletebileceği konusunda bir çok vahim kanı ve sanı yerleşmeye başlamıştır.
Parlamentolar çok önemlidir, demokrasinin Kâbe’si diye adlandırılırlar ama gerçek bir demokratik hukuk devletinde parlamentoların yargıya üstünlüğü de söz konusu olamaz.
Parlamentolar evrensel hukuk devleti ilkelerine ters düşecek yasalar çıkaramazlar, çıkarmamaları gerekmektedir.
Çıkarırlarsa karşılarında anayasa mahkemelerini bulmaları gerekir ama Polonya örneğinde olduğu gibi siyasal iktidar ve parlamenter çoğunluk bunun de önlemlerinin almaktadır.
Peki, bu durumda, illiberal yöneticilerin sürekli milli irade ya da parlamentonun üstünlüğü ifadelerini kullanmalarının siyasal anlamı ne olmaktadır?
Milli irade gibi kavramlar hukuk devletlerinde çok tehlikeli kavramlardır.
Ünlü ve çok önemli Amerikalı hukukçu Prof. Richard Posner, milli irade, kamu çıkarı kavramlarını, şöyle tanımlamaktadır: “Kamu çıkarı nispeten küçük ama etkin bir baskı grubunun kendi grup çıkarlarını, medya gibi, eğitim gibi kurumları enstrümantalize ederek, kullanarak kamu çıkarı olarak sunmasından başka bir şey değildir.”
Posner’ın bu tanımı muhteşemdir; Türkiye’de milli irade, kamu çıkarı gibi kavramların her kullanımında aklıma bu tanım gelir ve biraz gülümserim ama aynı zamanda da bu milli irade, milli çıkar demagojisi ile aklıma gümbürtüye giden insanlar, gruplar, siyasal yaklaşımlar gelir.
Sunumu yapan Polonyalı akademisyen hukuk devleti evrensel ilkeleri bütününün sistem tarafından artık soyut bir ilke olarak görüldüğünü, gösterildiğini ve demokrasinin asla önüne geçirilmemesi gerektiğinin akıllara, dillere yavaş yavaş iktidar tarafından yerleştirildiği, kuvvetler ayrılığı ilkesinin parlamentonun üstünlüğü ve önceliği olarak tanımlanmak istendiğini, “Jüristokrasi istemiyoruz” sloganı yanıltmacasıyla siyasetin hukukileşmesinin de önüne geçilmesine çalışıldığını belirtti.
Her şey ne kadar bize benziyor; tek fark bizde başkanlık sistemi kandırmacası ön planda.
Polonya da kuvvetler ayrılığı ilkesini reddetmiyor ama aynı zamanda parlamentonun yargının önünde önceliğini, üstünlüğünü de savunuyor; Türkiye’de de Erdoğan bile kuvvetler ilkesine açıktan karşıyım demiyor (bir ara galiba kuvvetler birliği gibi bir ifade de kullanmıştı) ama milli irade kavramını, seçilmiş başkan imajını hep öne çıkararak Cumhurbaşkanlığı kurumunun yargının, hatta hukukun üzerinde olduğunu savunduğu izlenimini veriyor.
Bu aşamada esas sorgulanması gereken konu tarihin bu ilginç döneminde Türkiye’de, Polonya’da evrensel hukuk devleti ilkelerine aykırı görüş ve siyasal pozisyonların nasıl adeta eşzamanlı olarak gündeme geldiğidir.
Tıpkı Erdoğan’ın (Türkiye), Trump’ın (ABD), Bolsonaro’nun (Brezilya), Johnson’ın (Birleşik Krallık), Putin’in (Rusya), Obran’ın (Macaristan), Duda’nın (Polonya) eşzamanlı olarak iktidar gücünü kullanmaları gibi.
Bu ilginç dinamiğin analizinin henüz dört başı mamur bir biçimde de yapılmadığı kanısındayım.
İşin özü galiba Polonyalı meslektaşın sunumunda yöneticilere atfen kullandığı şu ifade:
"Hukuk kuralları demokrasi kurallarını sınırlayamaz."
Bu ifade ile hesaplaşmadan, bu ifadeyi kullananların yanlışlarını, niyetlerini çok iyi görüp demokratik hukuk devleti kuralları çerçevesinde sergilemeden bir mesafe alınması mümkün görünmüyor.
Ne bizde, ne Polonya’ya da, ne de başka popülist, illiberal, otoriter yönetimlerde.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları





























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.01.2026
19.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
22.12.2025
18.12.2025
8.12.2025
1.12.2025
26.11.2025