Etyen MAHÇUPYAN
Sovyet sistemi çöktüğünde liberalizmin ilelebet payidar olacağını, bu anlamda tarihin sonunun geldiğini sananlar olmuştu. Gerçi pek ciddiye alınmadılar ama onları ciddiye almayanlar bile muhtemelen modernliğin bu denli hızla ve kolayca kendi öğelerine savrulma ihtimali olduğunu düşünmüyordu.
Nitekim modernliğin bireyselleşme, özgürleşme ve eşdüzeylilik ima eden relativist zemini ile merkeziyetçilik, kamusallık ve hiyerarşiyi öne çıkaran otoriter yönünün yerleşik ve kalıcı bir ‘bütüncül sistem’ oluşturduğu fikri son derece yaygın. Her iki zihniyetin ortak yönü olan rasyonellik ve kültürel homojenlik halen gayet sağlam dayanaklar olarak görülüyor.
Ne var ki son dönemde şu gözlemi giderek birçok coğrafya için ve daha sık duyuyoruz: ‘Tam da göçmenler kültürel homojenliği yıpratır ve modernliğin içinden buna çare bulunamazken, bazı devletlerin hasmane tutumu ile uluslararası alanda kırılgan hale geliyoruz. Ancak siyasi iktidar olayın ciddiyetini kavrayıp gereğini yapma iradesine sahip gözükmüyor.’
Şimdi kendinizi bir emekli generalin yerine koyun… Uzaktan ve tepeden bakmanın avantajıyla, bir yandan ülkenizin aynı anda iç ve dış tehditler altına girmekte olduğunu, diğer yandan devlet mekanizmasının milli çıkarları kollamak ve kamu düzenini koruyup sürdürmek için gereken rasyonaliteyi hayata geçiremediğini tespit ediyorsunuz.
Devlet adına düşünüp hissetmenin sorumluluğunu taşıyan biri olarak bu durumu kolayca sineye çekebilir, sessiz kalabilir misiniz?
İlk adım bizimkilerden geldi. Nisan başında 104 emekli amiral, ‘tam egemenlik haklarını geri kazandıran’ Montrö ve Lozan’a sahip çıktılar. Ayrıca personelin Atatürk ilkelerine göre yetiştirilmesi gereğini vurgulayıp Atatürk’ün çizdiği ‘çağdaş rotadan’ uzaklaşılmaması gereğinin altını çizdiler.
Ancak bildirinin asıl ilginç yanı ‘kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders’ olarak sunulan şu cümleydi… “TSK’nin, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zarureti” (vardır). Normalde bu cümlenin başında ‘Türkiye Cumhuriyeti’ olmasını bekleriz, çünkü sözü edilen şey Anayasa’nın maddeleri ve sadece TSK’yı değil tüm ülkeyi ilgilendirmesi bir yana, söz konusu metnin vatandaşlar tarafından belirlendiği kabulüne sahibiz.
Oysa askeriyede ülkenin ‘gerçek’ sahipliği duygusu o denli güçlü ki, vatandaşlar hangi yönde tercihte bulunursa bulunsun, Amiraller kendi kurum ve konumlarının o tercihlerin ‘dışında ve üzerinde’ olduğundan eminler.
Aynı yaklaşıma Nisan ayının sonunda iç savaş uyarısı yapan Fransız Generallerinde de tanık olduk. Yüzlerce muvazzaf subayın da imzaladığı bildiri bizdeki kurum savunuculuğunun ötesine geçip hükümeti ‘orduyu darbe yapma zorunluluğuna itmekle’ suçluyordu.
“Emeklilikte bile güzel ülkemizi tehdit eden bu tehlikeler karşısında sessiz kalamayız” diyen Generallerin tespiti basitti: Durum ciddi ama hükümet gevşek. Buna göre ‘İslamcılar ve banliyö sürüleri’ ülke kültür ve geleneğini tahrip etmeye çalışmakta, ırkçılıkla mücadele adına ırk temelli bir savaş yaratma peşinde koşmaktaydı. Amaçları devletin ve anayasanın hükmü dışında bağımsız bölgeler oluşturmaktı.
Hükümet ise gereken cesareti gösterememek, mevcut yasaları bile kararlılıkla uygulamamak bir yana, gevşeklik ve ‘aylaklık’ içindeydi. Bildirinin sonu beklenen uyarıyı yapmaktaydı: “Eğer hiçbir şey yapılmazsa, bu gevşeklik toplumda yayılmaya devam edecek ve sonuçta bir patlamayla, görevde olan meslektaşlarımızın yurttaşlarımızı ve medeni değerlerimizi korumak için tehlikeli bir göreve atılmasına yol açacak.”
Bunca modernlik ve demokrasi deneyiminden sonra, bu değerlerin beşiği sayılan Fransa’da emekli askerler açıkça ülke için neyin iyi olduğunu ve neyin tehlike teşkil ettiğini kendilerinin bildiğini söylemekle kalmıyor, ülke kendi istedikleri yönde gitmezse darbe yapmaktan başka çare olmadığını söyleyebiliyorlar…
Fransa kültürel homojenizasyonu kritik hale getiren bir modernleşme sürecine sahip olduğu ölçüde, tehditler ‘içeriden’, toplumsal çeşitliliğin kontrol edilemez niteliklerinden hareketle tanımlanıyor. Bu unsur Anglo-Sakson toplumlarda o denli ağırlıklı değil. Ama garip bir şekilde ABD’nin de sanki 1950’li yıllara geri dönmüş bir hali var.
Bize bunu hatırlatan, 124 emekli general ve amiralin Mayıs ortasında Başkan Biden’ı hedef alan bildirisi oldu. Amerikan subayları olmanın getirdiği ‘vizyonla’ Çin’in dünya hakimiyetine doğru ilerleyen en büyük dış tehdit olduğu, İran gibi bir ‘terörist ulusa’ destek verilmemesi, İsrail ile birlikte davranılması türünden ‘sorumluluk’ izlenimi veren cümleler asıl mesaja ek mahiyetindeydi.
Bildiriyi imzalayan subaylara göre ABD kuruluşundan bu yana en büyük hayatta kalma (beka) mücadelesini vermekteydi ve bu mücadele özgürlük destekçileri (yani kendileri) ile ‘sosyalizm ve Marksizm destekçileri’ (yani demokrat Kongre ve Biden) arasındaydı. Ve de son seçimler ‘Marksist tiranlık hükümetine doğru sert bir dönüş’ yaşanmasına neden olmuştu.
Nitekim bildiri seçimlere temel bir itiraz dillendiriyor. Seçimlerin adil ve dürüst yapılmadığı, çünkü resmi kimlikler dışındaki kimliklerin de kullanıldığı ve bu duruma karşı çıkanların ırkçılıkla yaftalandığını vurguluyor. ‘Yasa dışı’ oy kullanma ise açık sınır siyaseti ile bağdaştırılıyor. Açık sınırların ulusal güvenliği tehdit ettiği öne sürülerek, ‘egemenliğin’ ancak kontrollü sınırlarla mümkün olduğu söyleniyor.
Nihayet Biden’ın sağlığına da değinilerek can alıcı cümleye geliniyor: “Hızlı bir şekilde doğru ulusal güvenlik kararları verebilmeli… her zaman tartışılmaz bir emir komuta zincirine sahip olmalıyız.” Yani bu ciddi iş Demokratlara bırakılamaz denmiş oluyor. Ancak Amerikalı generaller ‘darbe yaparız’ demek yerine, tek çözümün Cumhuriyetçilerin yeniden iktidara gelmesi olduğunu vurgulamakla yetiniyorlar.
Üç bildiri de iç tehdit ve tehlikelerin yarattığı ve yaratacağı tahribatla ilgili kaygıları dillendirip, içinde bulunulan siyasi kültür ve konjonktüre göre çözüm öneriyor. Türkiye’deki emekli generaller TSK’yı önemli ve etkili kılan rejimin devam etmesini istiyor ve bunu siyasi iktidardan bekliyorlar. Fransadakiler ulusal kimlik ve kültür kaybı karşısında orduyu nihai yetkili olarak görüyor, Amerikadakiler ise aynı tehdide karşı siyasi direnç ve mücadele gösterilmesi gerektiğini öne sürüyorlar.
Çözümler hem devlet geleneğini hem de ordunun göreceli gücünü ve ülkedeki cari dengeleri yansıtıyor. Ancak asıl ilginci, önümüzdeki dönemde siyaseti tetikleme işlevi görebilecek olan gerekçenin her üç ülkede de benzer olması: Kültürel homojenliğin bozulması ve devlet öncülüğündeki ideolojik doğrultudan sapılması.
Modernliğin muhafazakârlaşmasına, temelinde değişim olan bir kültürün değişenle baş edememesi sonucu ‘değişmeyene’ sarılmasına tanık oluyoruz. Söz konusu muhafazakârlığı doğal olarak sahiplenen ordu ülkeyi ‘olması gereken noktada’ sabit kılmak üzere bir savunma dürtüsü geliştiriyor.
Modernliğin görünen krizi göçmenler nedeniyle kamusal alan homojenliğinin bozulması ve böylece ortak ahlak zemininin belirsizleşmesiydi. Ancak derinde bir başka kriz daha yaşanıyor: Bireysellik ve özgürlük, merkezi devlet otoritesinin denetimi ve yönlendirmesinden kurtuluyor… Oysa vatandaşlık bu sınırların kabulünü gerektiriyor, bireysel farklılaşma ancak bu sınırlar dahilinde meşru görülüyor.
Bu denge esas olarak halen geçerli… Ne var ki yönetenler ile yönetilenler arasındaki mesafe giderek göze batıyor ve itiraza konu oluyor. Post modern durum otoriter zihniyeti ve uygulamaları hedef alırken demokrasi algısının düşünülenden çok daha öznel olabileceğini gösterdi. Dolayısıyla merkezi denetim ve yönlendirmenin etkisiz kalabileceği bir tarihsel momentte, kültürel ve ahlaki çoğullaşma büyük bir tehdit olarak ortaya çıkıyor.
Toplumun bir bölümü bu değişimi ‘güçlü’ demokrasi adına selamlarken, önemli bir bölümü kimlik ve kültür kaybına uğrama, kaosa sürüklenme korkusu ile karşılamakta. Daha öncesinde ‘sosyoekonomik’ olarak görülen zümresel/sınıfsal farklılıklar, ilk kez apaçık şekilde ‘ahlaki ve zihniyetsel’ anlam kazanıyor ve alışık olunan farklılaşmayı yatay kesiyor. Diğer deyişle toplumların içindeki tavır, tutum ve inanç dağılımı çok yönlü, çok katmanlı, neredeyse kaotik bir nitelik kazanmakta.
Batılı modern ülkelerde hemen her mesele toplumları kesin çizgilerle ikiye bölmeye ve zaman içinde siyaset alanına sirayet eden bu bölünmeler üst üste binerek kalıplaşıp katılaşmaya başlıyor. Öyle ki taraflar arasında aşılması güç, kesin bölünmeler ortaya çıkarken her kanat kendi alt siyasi kültürüne sığınıyor.
Toplumun iç bütünlüğünü kaybedip ‘yönünü’ şaşırdığı, buna karşılık devletin prestij ve meşruiyet yıpranması yaşadığı bu sürecin askerleri aşırı ‘duyarlı’ kılması şaşırtıcı değil. Eğitimleri bu yönde… Kafaları bu şekilde çalışıyor… Ve toplum içindeki özel konumları hem toplumun ‘milli’ bütünlüğünün, hem de ayrıcalıklı devlet geleneğinin devamına muhtaç.
Dolayısıyla modernliğin krizini en fazla ‘hisseden’ kurumun ‘milli ordular’ olduğu söylenebilir. Üstelik günümüzde modern ordunun askeri işlevi devam etse de fikirsel/felsefi zeminde devri doluyor. İdeolojik temsil gücü ve yeteneği hızla zayıflıyor. Bu da siyasetin alanını genişletiyor ve askerlerde siyasete daha sık, rutin, kurumsallaşmış müdahale ihtiyacı uyandırıyor.
Söz konusu ihtiyacı emekliler daha fazla hissediyor, çünkü duygusal açıdan daha çaresizler… Böyle baktığımızda generallerin bildirilerini ‘anlayışla’ karşılamak mümkün ama siyasi anlamını düşündüğümüzde otoriter zihniyeti, baskıcılığı ve kaba güç kullanımını bir kurtuluş olarak gören bu tutucu yaklaşıma prim vermemek gerek.
Modern ulus-devletin değişim karşısındaki aczinin bedeli toplumların özgürlüğü ile ödenmemeli. Çünkü insanlık açısından bu bir çıkmaz yol… Hastalanmaya davet çıkaran bir yol.
Modern toplumların bizzat kendilerinden korkması tarihsel bir başarısızlığı ima edecektir. Ama önlerinde demokrat zihniyete doğru evrilme ve bunu bilinçli çaba ile gerçekleştirmeye çalışma alternatifi de var.
Teslim edelim, demokratlık korkutucudur… Belirsizliğe razı olmanızı, dünyanızı size benzemeyenle paylaşmanızı ve bu paylaşma adına sorumluluk almanızı gerektirir. Buradan nasıl bir dünya çıkacağını bilmeden o dünyayı ‘deneme’ isteğini ve iradesini talep eder.
Modern devlet buna hazır mı, ister mi, becerebilir mi göreceğiz… Modernliğin bu haliyle ilelebet yaşayacağına inanılması halinde insanlık epey zavallı hallere düşmeye aday gözüküyor. Ama bunu isteyenler olacak ve bizleri ‘elimizdekini kaybetme’ ihtimaline karşı uyaracaklar.
Nitekim general bildirileri de bizi arkaik bir gündeme, ‘iyi’ ile ‘kötünün’ savaşına ve beka mücadelesine davet ediyor. Umarım bunlar gelecekteki sıkışmaya dair bir uyarı olur… Askerlerin darbe yapma ihtimaline karşı değil. Demokratlığa kapı açılmadığı takdirde toplumların da ‘askerleşip’ otoriter zihniyetin kanıksanmasına davet çıkarabileceği için.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları


















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024